14 Şubat 2021 Pazar

12 Şubat 2021 facebook notlarım

 Homofobi-eşcinsel karşıtlığı işte böyle bir şey; cahil, yobaz insanlar doğanın yarattığına düşman oluyor!

HOMOFOBİ KAYBETMEYE MAHKUMDUR; ÇÜNKÜ AKIL HER ŞEYDEN ÜSTÜNDÜR!

Yobazlar diyor ki, "İstanbul Sözleşmesi'yle sapkın eşcinseller dokunulmaz hale getirildi". Ne diyeyim ben size yaa; hadi ağzımı bozmayayım da, sadece geri zekalı mikroplar diyeyim. Ulan vergi alırken sapkın demiyorsunuz, eşcinsellerin bilgisayar, cep telefonu gibi icatlarından faydalanırken sapkın demiyorsunuz; ne zaman başınız sıkıştı mı, her şeyin sebebinin eşcineller olduğunu söyleyip, onları nefrete hedef gösteriyosunuz. Gerçekten birazcık aklınız olsaydı, eşcinsellikle uğraşmazdınız. Heteroseksüelliği, eşcinsellikten nasıl üstün görebiliyorsunuz; kapasitesizlikten, gerçekleri görenediğiniz için ama siz bunun farkında olamazsınız ki; olabilseniz, homofobik olmazdınız... Huuu, eşcinsel meşcinsel, eşcinseller de bu ülkenin vatandaşı, bu gezegenin insanı. Homofobik davranarak, sadece ne kadar kapasitesiz ve cahil olduğunuzu sergiliyorsunuz. Homofobiyle elinize hiçbir şey geçmeyecek. AKIL HER ŞEYDEN ÜSTÜNDÜR! Homofobi kaybetmeye mahkumdur...

ASIL KATİL, KATİLE CESARET VERENLERDİR!

Bakınız, ben eşcinsellikten durduk yere bahsetmiyorum; sizin haberiniz yok ama yobaz ve yandaş basın her gün eşcinselleri nefrete hedef gösteriyor ve bu yüzden eşcinseller ayrımcılığa maruz kalıyor, ötekileştiriliyor, aşağılanıyor, dışlanıyor, şiddete maruz kalıyor, işsiz kalıyor, ailesinden kopmak zorunda kalıyor, hatta öldürülüyor. Eğer her vatandaş ayrımcılığa karşı duyarlı olsaydı, şu anda homofobi- eşcinsel karşıtlığı olmzdı. Bu ülkenin insnalarının % 90'ının eşcinsel düşmanı olduğunu biliyor musunuz; kimler bunlar; SİZCE? Homofobiye sessiz kalmak da bir eşcinsel düşmanlığıdır. Çünkü bir insanın sevdiği şeylerin başına bir şey gelince vicdanı ayağa kalkar. Eşcinsel katilleri bu sessiz duyarsızlıktan cesaret alıyor işte. Sizce asıl katil kim; katile cesaret veren-ler!

Homofobiklerin, homofobik olmadıklarını göstermeye çalıştıkları insanları-toplumu şöyle bir etkileme şekilleri de var. Eşcinsel hakları için mücadele eden, görünür olmaya çalışşan, etkinlik düzenleyenlere, onlar eşcinsel değil ki, onlar ikitdar düşmanı orta karıştırıcıları diyorlar... Hadi ordan; kimmiş bu ülkede homofobik olmayıp da, eşcinselliği, eşcinselleri ellerine eşcinsel bayrağı laıp da ideolojilerine alet etme cesareti gösterebilecek olanlar? Homofobi bu kadar diz boyuyken, insanlar kolay kolay eşcinsel destekçisi etiketi yemek istemez. Çünkü işin içinde eşcinsel damgası yemek var. Zaten duyarsız bir toplumda eşcinseller kimin umrundaki bir avuç eşcinsel dışında?

EŞCİNSELLİK OLMASAYDI, CANLI TÜRÜ OLMAZDI!

Homofobikler şunu kafalarına iyice soksun.... Canlı türü olduğu sürece, eşcinsellik varolmaya devam edecek! Çünkü eşcinseller, heteroseksüel ilişkilerden doğuyor! Bilim adamlarına göre, kadının doğurganlık geniyle eşcinsellik geni aynı. Eğer eşcinsel genini kurutursanız, kadının doğurganlık genini de kurutmuş olursunuz. Yani anlayacağınız, eşcinsel geni, kadının doğurma özelliğini vareden bir genmiş. Yani eşcinsellik geni, bir anlamda canlı türünün devamlılığını sağlıyor. Hadi sıkıyorsa, eşcinsellik genini mutasyona uğratın. İnsnan türünün sonunu gtirmiş olursunuz...

Ben eşcinsel homofobiklere, heteroseksüel homofobiklerden daha çok kızıyorum biliyor musunuz. Çünkü eşcinselliğe en başta eşcinseller düşman. Mesela ben eşcinsellikle ilgili bilimsel haber ve olayları kaçırmamaya çalışıyorum ve mesela eşcinselliğin genetiksel olduğuna dair yapılan bilimsel araştırmalara dair bir şeyler paylaştığım zaman, buna inanmadıkları gibi öyle ateşli bir şekilde karşı çıkıyorlar ki, gören de sanki cinsel yönelimleri eşcinsel değil de heteroseksüelmiş zannedecek. O yüzden ben eşcinsellerle birlikte hareket etmekten vazgeçeli çok yıllar oldu. Çünkü eşcinsellerimiz bilinçsiz. Belki de toplumun bu mücadeleye inanmayışının ve karşı çıkışının arkasında bu bilinçsizlik de yatıyor olabilir. Çünkü bu işler, "bütün eşcinseller toplandık, casdara cas, casdara cas" ile olmaz...


Kore Pop'a teslim olmadan önce benim dönemimde Take That, Boyzone gibi kaliteli boyband'ler vardı; bunun da bokunu çıkardırlar!

Bırakın 80'leri, 90'ları; insan 2000'li yılları bile özlüyor. Dijital ortam müziğe, sanatçıya ulaşımı kolaylaştırdı ama dokunmayı, hissetmeyi ve tutkuyu öldürdü sanırım..

İSTİSNALAR HARİÇ, ÜLKEMİZDEKİ DOKTORLARA VE SAĞLIK HİZMETLERİNE İNANMIYORUM, GÜVENMİYORUM. DERDİMİN NE OLDUĞUNU DOKTORLAR BULMUYOR, BEN KENDİ ÇABAMLA ÖĞRENMEYE ÇALIŞIYORUM!

21. yüzyıldayız, sağlık hizmeti konusunda falan Batı'dan ileri olduğumuz söyleniyor da, acaba gerçekten öyle mi; ben zannetmiyorum... Çünkü ne zaman internetten veya telefon ile randevu almaya çalışsam, bir türlü alamıyorum. Yani sistemler çalışmıyor. Bu sadece benim randevu alma zamanıma denk düşen bir aksaklık olmasa gerek. Sağlık Bakanlığı'nı arıyorum; çalışmalardan dolayı bir arıza var, ilerleyen saatlerde tekrar deneyin diyorlar... Sorun keşke sadece randevu almak olsa... Eğer sağlığınıza önem veren ve takipçisi olan biri değilseniz, bu ülkede yanlış ve geç teşhisten dolayı ölürsünüz. GERÇEKTEN ÖLÜRSÜNÜZ. 3 yıl önce 50 yaşından önce prostat ameliyatı olmaz diye, 5-6 yıl hastane kapılarında sürünüp, idrarımı yapamama ve tutamamanın son evresinden sonra, sonunda ilk gittiğim doktor biraz daha geç kalsaydın kanser olurdun diyip, hemen ameliyat olduktan sonra kurtulmuştum o sorunumdan. Şimdi de geçen yıldan beri devam fiziksel ve metabolik sorunlarımın artmasından dolayı derdime çare ararken, gene yanlış teşhis ve savsaklama gibi durumlarla karşılaşıyorum ama tecrübe insana doktorlara inancını tamamen yitirttiği için, derdinin peşini bıraktırTmıyor. Zaten yıllardır bende çok aşırı bir terleme vardır. Ama geçen yılın başından itibaren normal dışı yorulmaya, nefes nefese kalma durumuları yaşamaya başladım. Bununla beraber eklemlerimde ve kaslarımda ağrılar oluşmaya, sol elimde uyuşma ve güç yetersizliği, geceleri de her iki elimde uyuşmalar olmaya başladı. Nöroloji ve Ortopedi derdime çare olamadı. İki hafta önce de iki kere kalbim yüksek seviyden atıp yerinde fırlayacak gibi olunca, acilen kalp doktoruna gitmek istedim ama artık hastanelerde hemen sıra bulamıyorsun ki; en erken 10-15 gün sonrasına... Kalbimde bir şey çıkmadı. Kalp doktorundan önce de sırf doktorlara inançsızlığım yüzünden hastanelerden umudumu kestiğim için, fiziksel rahatsızlıklarım acaba vücudumdaki bir madde eksikliğinden mi veya fazlalığından mı, bunun için bir genel kan tahlili yaptırabilir miyim diye sağlık ocağımızdaki aile hekimime gittim. Aile doktorum ertesi gün aç karına gel dedi ama kalp doktoru randevum olduğu için aile hekimime gidemedim. Zaten kalbimde de bir şey çıkmayınca, kalp doktoru beni dahiliyeye yönlendirdi. Dahiliyeci daha en baştan falso vedi. Oysa yaş almış bir doktor tercih etmiştim tecrübesine inanarak. Bir şey çıkmaz ama gene de bir kan tahlili yapalım, olsa olsa psikosomatik bir durum olabilir dedi. FESÜPANALLAH! Tahlil sonuçlarında Tiroid hormonum normalin üstünde çıkmış ama doktor, senin fiziksel rahatsızlıklarının bununla alakası yok, tedevi gerektirmiyor, sen Nöroloji'ye git dedi. E zaten ben en başta Nöroloji'ye gitmiştim. Hemen Tiroid rahatsızlığı olan ve ameliyatı geçiren yeğenimi aradım; bendeki benzer rahatsızlıkları o da yaşamış. Kaslarda ve eklemlerde ağrı, kafasında-tepesinde ateşlenme, taşikardi denilen kalp atışı yükseliği, nefes nefese kalma durmu, elde ayak uyuşma... Sonra sorunumu bilen emekli hemşire arkadaşımı aradım. O da üzüldü benim de aklıma hiç gelmedi diye. Sonra diğer hemşire arkadaşımdan yardım istedim falan... Çünkü Dahiliye sevk etmediği sürece, Tiroid ile alakalı Endokrinoloji'den sıra alamıyorsun. Ve zaten normal sıra bile alamıyorsun ki... Diğer bir arkadaşım telefonda nasılsın diye sorunca, ona bugün yaşadıklarımı anlattım. O da 10 senedir Tiroid problemi yaşıyormuş ve sürekli ilaç kullanarak ayakta kalabiliyormuş. Ondaki belirtiler de aynı ve benim gibi o da tedaviye başlamadan önce Tiroid probleminden dolayı aşırı yemek yemeye başlamış. Saat başı acıkıyorum, yemeyince açlıktan bayılacak gibi oluyorum... Doktor bana sormuyor ki, TSH'ın normalin üstünde, şu şu tür belirtiler de var mı diye. Ben nereden bileyim aşırı yemek yemeye başlamamın falan Tiroid hormonuyla alakalı olduğunu... Hem üzüldüm böyle bir rahatsızlıkla karşılaştığım için, hem de sevindim sonunda derdimin ne olduğunu öğrendiğim için. Bakın daha doktorların bir şey dediği yok ve ben derdimin çaresini buluncaya kadar doktorların bir şey diyeceğini sanmıyorum. Ne zaman ölürsem, şundan-bundan ölmüş diye teşhis koyarlar. Ben de onlara mezardan geçmiş olsun derim! Bir arkadaşım da demez mi, Tiroid hormonunun yüksekliğini boşver, doktor tedaviye gerek yok dediyse, tedaviye gerek yoktur. Hemen teşekkür ettim, kapattım telfonu.

Saat başı acıkmaya başladım, Tiroid hormonum yüksek çıktı ama doktor bana psikosomatik dedi. Beni yabancı doktorlara emanet edin!

Bir arkadaşım da demez mi, Tiroid hormonunun yüksekliğini boşver, doktor tedaviye gerek yok dediyse, tedaviye gerek yoktur!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder