7 Ocak 2021 Perşembe

6 Şubat 2020 facebook notlarım

 İsterdim aslında.... Denizli'den yola çıkıp Antalya, Mersim, Adana, Hatay, oradan da hep görmek istediğim Beyrut. Gelmişken Şam'a da uğrar, sonra Hayfa, Tel Aviv ve oralara kadar gitmişkn Mısır - Kahire'yi de görür dönerdim...

Lübnan, melodisi güçlü, bizi kıskıvrak yakalayan orient şarkılarıyla sevdiğim ve merak ettiğim ülkelerden biridir. Sanırım 6 yıl önceydi ilk tanıştığım iki eşcinsel Lübnanlı. Homofobiden kaçarak gelmişlerdi Denizli'ye. Hatta bir tanesi LGBTİ toplantılarında benim ucuzluktan alıp giydiğim limon sarısı ayakkabılarımı çok sevmiş, gidip aynısından o da almıştı. Sonrasında, hani yağmurdan kaçarken doluya tutulmak vardır ya, homofobi burada da peşlerini bırakmadı, şiddete falan maruz kaldılar. Sefil bir hayat sürdüler. Trump'ın politikalarından veya BM'in formalite uygulamalarından dolayı zaten bir çok mülteci 7-8 senedir üçüncü ülkeye bir türlü yerleştirilemiyor. En son gördüğümde bir tanesinin gözleri kör olmuş ve bir çok sağlık problemiyle boğuşuyordu, sokakta banklarda yatarken görmüştüm. Konuştuk. Beni hatrıladı biraz düşününce. Tek bir sigara istedi benden... İnsanlar gözlerimizin önünde tükenip bitiyor işte... Ama biz neyin kavgasını veriyoruz değil mi?

İnsnalar, elinizde 3 kuruş fazla paranız varsa, imkanlarınız başkalarına da yetecek kadarsa, tutmayın elinizde, paylaşın. Ölüp gideceksiniz nasıl olsa. bakın Korona zengin fakir demiyor. Biraz vicdanınız ve maneviyat duygunuz varsa, insnaları-hayvanları hayata kazandırmak kadar makbule geçen bir şey oalmaz. İnsanlık gelişiminizi tamamlamadna göçüp gitmeyin bu dünyadan...

ENTEL DANTEL SAÇMALAMAYIN; BU ÜLKENİN EN BÜYÜK POPSTARI SERDAR ORTAÇTIR!

Yaaa, şunu anlayamıyorum. Bir insanı sevmeyebilirsiniz ama yaptığı iş olarak bu onun başarısız veya kalitesiz, yeteneksiz olduğunu göstermez ki. Serdar Ortaç aleyhinde olumsuz konuşanları da ben çok düzeysiz olarak görüyorum gerçekten. Adam melodisi çok güçlü besteler yapıyor mu; YAPIYOR. Basit formül üzerine kurulu besteler diye aşağılamaya kalkmayın; Sıkıyorsa siz yapın. ŞARKI DEMEK, MELODİ DEMEKTİR ÇÜNKÜ. Şiirle besteyi-şarkıyı karıştırmayın lütfen. Bazıları mırıl mırıl sözlerle başlıyor, sonra bir çıkış; ardından da buna beste diyorlar. Bu konuya özellikle entellektüel küçümseyici tepeden bakış açısı haklı da olsa, haksız da olsa midemi bulanırıyor. Ben serdar Oratç dinliyor muyum; hayır, dinlemiyorum ama adam bu ülkenin 1 numaralı tek popstarıdır; Tarkan, Serdar Ortaç'ın papucu bile olamaz. Çok abarttığımı söyleyebilirsiniz ama hayır, abartmıyorum, gerçek olan bu. Hiçbir bir başarı tesadüf değildir ve uzun vadeli olamaz. Eğer Serdar Ortaç iyi bir besteci, şarkıcı, SANATÇI olmasaydı, insanlar bir zaman sonra sıkılırdı. O yerlere göklere koyulmayan Tarkan'dan bile sıkılınmadı mı? Serdar Ortaç'ın beste verdiği herkes bu şarkılar sayesinde yıldızını parlattı; Eğer Serdar Ortaç boş bir besteci, sanatçı olsaydı, Ayten Alpman bile onun şarkısını söyler miydi? Dinleyin "Yaz Yağmuru'nu ve bestenin ne demek olduğunu görün. İki de bir de zamanında Ahmet Kaya hakkkında söylediklerini de kuş beyninizle temcit pilavı gibi ortaya sürüp durmayın. Bu ülkede bir Kürt sorunu var ve bunun suçunu yanıbaşınızdaki insanlardan arayarak başlayın çözüme. Serdar Ortaç gibi milyonlarca önyargılar varken, bu sorunu Serdar Ortaç üzerinden çözmeye çalışmak, artniyetlilikten başka bir şey olamaz. Genel anlamda tüm önyargılı bakış açılarını da bir kişiyi hedef göstermeye çalışarak çözmeye çalışırsanız, bu, sizin de sorunun bir parçası olduğunu gösterir. Valla ben de Ahmet Kaya'nın bestelerini severim ama sesini duymayı hazzetmiyorum; VAR MI İTİRAZI OLAN?!!! Herkes kişisel bakış açılarına saygı duymayı öğrenmezse, demokrasi diye bir şey olmaz. Eleştirirken, kendinize de bir bakacaksınız! Ceylan Ertem demiş ki, Ahmet Kaya'nın kalbini çok kırdılar. Vah, vah, vah.. Bu ülkede kalbi kırılan sadece Ahmet Kaya'lar mı? Benim kalbim ne olacak, kırılan tek bir karıncanın bile bacağı ne olacak? Herkes konuya bir noktadan bakarsa, o zaman hak ve adalet diye bir şey olmaz.

CEYLAN ERTEM'E DE İKİ ÇİFT LAFIM OLACAK!

Önyargılı ve cahil bakış açınla ezbere konuşuyorsun Ceylan Ertem. Severdim seni ama mütevazi olmayan hiçbir bakış açısını tasvip edemem. Kürt sorunun sebebini Serdar Ortaç'a falan yüklersen, bunun altından kalkamazsın. Sorunu çözmeye yanıbaşındaki insanlardan başlayacaksın. Sen inanıyor musun, Ahmet Kaya'ya kişisel bir saldırı olduğuna ve Serdar Ortaç'ın Ahmet Kaya ile kişisel bir probleminin olduğuna? Ahmet Kaya'ı üzdüler demek de çok kişisel ve alınganca bir tavaır. Beni de çok üzdüler ve kırdılar, karıncaları da öldürüyorlar; ne olacak peki? A, B, C kişiler mi bunun sebebi? Olaylara daha geniş ve toplumsal bak. Serdar Ortaç yasaklanırsa, senin ekrana çıkmana hiç sıra gelmez. Seni seven bir avuç insanı da soğutma kendinden. Türiye'de 40 etnisite yaşıyor ve aramızda bir sorun yok; sizin gibiler olmasa! Sanırım çıkış yapmaya ihtiyacın vardı ama geçmişteki bu olay prim yapmıyor artık. Bence otur beste yap!!!

Ceylan Ertem, Serdar Ortaç'ın ekrana çıkması yasaklanmalı demiş. Kafaya bak be! Entel ve özgrülükçü olacak bir de!

Serdar Ortaç'ın hayata bakış açısını beğenmeyebiliriz, cinsel yönelim konusunda samimi olmayabilir, tutarsızlıkları olabilir, bize basit bile gelebilir AMA bu, Serdar Ortaç'ın besteciliği, söz yzarlığı, şarkıcılığı, müzikteki istikrarı ve de kitlesel oluşuyla, albüm satışlarıyla, konser dizileriyle, 7'den 70'e herkesin sevgilisi oluşuyla tüm zamanların popun kralı olduğu gerçeğini değiştirmez.

Serdar Ortaç yasaklanmalı, ekrana çıkmamalı, basit formüller üzerine tekrar besteler yapıyor diyenler, gerçekten siz müzikten anlıyor musunuz? Eğer bir beste dinlerken, dinleyicisini içine çekiyorsa, o şarkı mükemmeldir!

Naim Dilmener, artık Milenyumda müzikte şarkıcıların kişiliği de tercihlerimizde belirleyici minvalinde bir şey söylemişti. Evet katılıyorum. Çünkü bir kişini-sanatçının artık müziği dışında bizi çok iten davranışları varsa, bu durum müziğini de gözardı etmemize neden olabiliyor ama ortada çok uç bir şeyler yoksa, bana göre sanatı yapan kişinin kişiliği beni o kadar bağlamaz. Çünkü ben müzikte çeşitliliği seviyorum ve üzümün çöpü, armudun sapı diye müzikte bir ayrıştırma yaparsam, o zaman mutsuz olurum. Çünkü ben orient şarkıları da seviyorum, komasız melodileri de, Batı'yı da, cazı operayı, klasiği Rock'ı da ama kalkıp pavyonnumsu şeylerden veya etnik tınılardan da hoşlanıyorum. Eğer ben sanatçıların kişilikleirni de araştıracak olsaydım, bu sanat severlik, müzikseverlik olmaktan çıkardı.

Yanlış anlaşılmasın, artık müzik hayatına noktayı koyanlara da saygı duyuyorum ama müzikte süreklilik çok önemlidir ve her şeye rağmen sürekliik... Safiye Soyman'ı da çok taktir ediyorum. Ayrıca müziğini de ucundan bucağından da olsa güncelliyor. Sesi ve yorumuna bayılıyorum zaten. Muazzaz Abacı ve Ebru Gündeş dinlemem ama safiye Soyman'a bayılırım mesela...

DİNLERİ HETEROSEKSİST SİSTEM KENDİ ÇIKARLARI DOĞRULTUSUNDA YARATMIŞTIR.

Hiç aklınız alıyor mu..? Tanrı insnaları yarattı, erkek ve kadın olarak, sonra bu insanlar erkek erkeğe ve kadın kadına da beraber oldurlar... Yani insanlar yollarını sapıttılar. Sonra Tanrı onlar için gökyüzünden onları uyaran sözler gönderdi. Yazılı olarak mı acaba, yoksa Tanrı'nın sözcüleri nasıl aldılar bu mesajları..? Hem de farklı farklı inanç biçimleri varken, herkese ayrı ayrı ama aynı doğrultuda... Her inanç kesimi kendi dininin gerçek din olduğunu sabunuyor ama homofobi-eşcinsel karşıtlığı konusunda hemfikirler. Nasıl oluyor bu.? Biraz akıl ve mantık yani. Dinleri heteroseksist sistem kendi çıkarlarına göre yaratmıştır. NOKTA! Eğer sisteme amazonlar hakim olsaydı başka olacaktı, eşcinseller hakim olsaydı vur patlasın çal oynasın! MI? Ben hiç zeki falan da sayılmam ama insanların geneli nasıl ben ve benim kadar düşünemiyor anlamıyorum!

Hayatım boyunca tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki, en büyük sıkıntıyı hep insanlara güven konusunda yaşadım... İşte mesela, arkadaşım lap topunu tamir ettiriyor ama kötü malzeme ile tamir edildiğ için hüner atmıyor ve aylardır oyalıyorlar, parasını da iade etmeleri söz konusu değil. Mesela telefoncudan da telefon almıştı ve 2 bin lira parasını verdiği halde bir türlü telefonunu ne tamir ettirebilmişti, ne de yerine yeni bir telefon vermişlerdi, ne de parasını iade etmişlerdi. Bu yıl çevremdeki insanların dolandırıldıklarına o kadar çok şahit oldum ki... Bu dolandırcılık bir kültür olmuş biliyor musunuz; gücü ele geçiren, hak yiyiyor işte; inkar edebilir misiniz? Veya ne bileyim işte, bir iş yaptıracaksınız, bir türlü sözünde durmuyor insanlar. Eğer bir de parayı peşin almışlarsa, arada bul artık! En basiti, marketten aldığımız ürünlerde bile standart yok. Mesela yağlı yoğurt alıyorum ama yoğurt şarap gibi ekşi çıkıyor. Yağlı peynir alıyorum, çökelek gibi dağılan peynir çıkıyor. Kısaca amaç insanların birbirine hizmet etmesi değil, faydasız bir şekilde nasıl cebindeki parayı alabilirim. Zincir marketler, gelsinler bizden parayla alsınlar diye, çöpe attıkları ekmekleri hayvanseverler alıp hayvanlara  vermesin diye, ezip de çöpe atıyorlar. Meyvelerin, sebzelerin bile tadı kalmadı, organik diye sattıkları bile yavan! Yapılan şeylerin bir standartının olmaması ve güvensizlik duygusunun oluşmasının çıkarcılık dışındaki bir sebebi de iş yapan insanların kalifiye olmaması. İnsnalar eğitimini almadan, pratiğini yapmadan, ne iş yapmak istiyorsa onu yapıyor, kimse de hani nerde belgen demiyor. Eğitimini almamış ama inşaat mühendisi olmuş, eğitimini almamış ama berber olmuş, vesaire... Eskiden kadın doğumcunun veya dişçinin olmayıp, bu işleri her önüne gelenin yaptığı gibi... Ama günümüzde uzmanlaşma diye varken, her önüne gelen her işi yaparsa, elbette güvenemezsin kimseye!

Ben Tanrıya değil, bilime inananlardanım. Fosillere bakarak eskiden dinazorların yaşadığı, canlıların evrim geçirdiği, denizlerin çekildiği, balıkların kollarının ve bacaklarının iklim ve coğrafi koşullar sebebiyle nasıl yüzgece dönüştüğü, insanların atalarının homininiler-maymunlar olduğu vesaire bilimsel olarak oratadayken; ben nasıl gözle görülmeyen elle tutulmayan gerçek dışı hurafelere inanayım ki, ki bana hiçbir faydası olmadığı gibi, şu kısacık ömrümü de mahvediyor-lar! Karışmayın bana. Ben hem bu hayatta güzel yaşamak istiyorum, siizn için varolana öteki hayata göre de ben zaten tertemizim. Korkum yok bu konuda, kendime güveniyorum. Yani tövbeye gelmeye, günah çıkartmaya falan ihtiyacım yok! Bana kutsal kitaplarda her şey yazıyor falan demeyin. İnanmıyorum. O kutsallık, benim eşcinselliğimi bile kapsamıyor AYOL! Ben öte dünyadan falan korkmuyorum; çünkü inanmıyorum. Varsa bile, ben hareket etmeden önce vicdanımla mahkemeleştiğim için, hesabını veremeyeceğim bir hayatım yok. Ben mesela kutsallığa hayvanları falan kurban etmek yerine, gelirimin büyük bir kısmını hayvanları yaşatmak için harcıyorum... Kimseye zarar vermiyorum, hak yemiyorum, vesaire...

Gerçeklerden korkmak yerine yüzleşmek en büyük kurtarıcımız...

BUGÜNÜN YARINI YOKMUŞ GERÇEKTEN!

Hayatımda yaptığım en akıllıca davranış, hayatımı hiçbir zaman erteleMEmek oldu. Hep içimden geldiği gibi yaşadım. Ne toplumsal kaygılarım oldu, ne de elalem ne der diye korkularım. Hep kendim oldum, hep kendimi yaşadım. Hem de dibine kadar özgürce. Şimdi düşünüyorum da, iyi ki de öyle yapmışım diyorum. Herkes gibi sisteme paralel bir hayatım olsaydı, kendimi gerçekleştirecek ne gücüm, ne de günüm kalacakmış. Çünkü belli bir yaştan sonra yaşlanıyorsun. Hayatın en büyük gerçeği yaşlanmak... Gerçekten her şey zamanında yaşanıyormuş. Yarın yaparım dediklerinin hiçbiri olmuyor, olamıyor, oldurmak da istemiyorsun artık. İnsanın yapmak istedikleri, parayla pulla ve imkanlarla çok da alakalı değil; İstemekle alakalı. İyiki de yapmak istediklerimi emekli olunca yaparım diyip de bu yaşıma kadar çalışmamışım falan. Emekliliğim için gerekli olan işgününü-15 yılı tamamlayarak 12 yıl boyunca çalışmadan yaşımı bekledim. Ve bu süreden-2008'den sonra çalışmayarak, kas gücüm yerindeyken sadece yapmak istediklerimi yaptım. Bol bol spor yaptım ve de sanatseverlik sayılabilecek hobilerimi gerçekleştirdim. Çalışma hayatımın bittiği 2008'den sonra Aylık Bağlama Oranı'nın sıfırlanmasından dolayı da bu düşük katsayıya maruz kalmadım. Bir de çok çalışarak falan, gelecekte hayallerini gerçekleştirebileceğin bir para kazanımıyorsun. Adaletin olmadığı toplumlarda, hakka saygı olmadığı için, birilerine enayilik yaparak para kazandırmış oluyorsun. İşçiliğin kölelik olarak algılandığı ve uygulandığı bir dünyada niye çalışasın ki. Kendi işini yapsan da bu sefer hak yemek zorunda kalabilrsin istemeyerek de olsa-bu da daha kötü bir şey. O yüzden çalışıp para kazanmak bana uyan bir şey değildi. Çünkü benim hayallerimin ve kendimi gerçekleştirmemin parayla pulla alakası yoktu. Benim tek amacım, yapıma uygun, özgürce yaşamaktı. Öyle de yaptım sayılır...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder