9 Kasım 2020 Pazartesi

5 Kasım 2020 facebook notlarım

 EVET BEN KABA BİRİ SAYILA"BİLİR"İM!

Ben çok direkt bir insanım. O kadar direkt ki, nezaketsiz, saygısız ve düstursuz anlaşılacak kadar. Şimdi zamanla yerleşik hale gemiş nezaket kuralları vardır selamlaşmak, iyi günler dilemek, hal hatır sormak gibi. Ben bunları resmi kişiler dışında günlük hayatımda özellikle samimi olduğum kişilere karşı es geçebiliyorum. Nedeni belki köy çocuğu olmam, belki samimi olduğum kişilere karşı ihtiyaç hissetmediğimden... Kişilerin gerçekten hal hatır sorulması gerektiğinde buna özel bir çaba harcayabiliyorum. Yani ciddi anlamda onun iyi olup olmadığını, kötüyse nasıl yardımcı olabileceğimi falan soruyorum ama buradaki bende dikkat edilmesi gereken nokta bunu içten bir şekilde sormam ve ona yardımcı olma isteğimin lafta olmaması, lafta kalmması. Samimi olduğum kişilere karşı selam vermeyip hal hatır sormadan direkt konuya girmemin bir sebebi de insanların samimiyetsizliğinden dolayı bende böyle bir alışkanlık yapmış olması olabilir. Mesela hiç tanımadığımız veya samimi olmadığımız insanlar kurallar gereği nasılsın diye sorarlar ve işler bitince sırtlarını dönüp giderler ve bir daha onlarla karşılaşma ihtimaliniz hiç yoktur veya karşılaşsanız da sizi tanımazlıktan gelebilirler ya, işte bu durumların yarattığı insanlara karşı olan güvensizlik problemi bende toplumsal kurallar dışı bir kişilik oluşturmuş olabilir. Evet insanlardaki samimiyetsizliğe karşı içimde bir güvensizlik hıncı var ve adına düstursuzluk diyebilecğimiz bu davranışım samimi olduğum kişilere karşı rahatsızlık veya en azından alınganlık yaratabiliyor. Ama en çok sanırım içtenliğime, samimiyetime, şeffalığıma çok güvendiğim için bu kadar direktim belki de. Çünkü sonrasında insanlara karşı benden kötü bir şey çıkmayacaktır, çıkmamıştır. Belki de içimden geldiği gibi davranmamın, direkt olmamın arkasında veya altında, bakın ben buyum, olduğum gibiyim, arkasında bir şey aramayın, artık yüreğimi görün çığlığı ve protestosu yatıyordur. Çünkü ben insanların iyi veya kötü, öyle veya böyle DOĞAL olmaları gerektiğine inanıyorum. Durumu şöyle de özetleyebiliriz... İnsanlar nezaketten yıkılıyorlar ama arkasından GÜM diye bir darbe, bir şey, yani hayal kırıklığı, vesaire ama ben davranış ve yaşam biçimi olarak belki toplum dışıyım ama sonrasında benden olumsuz bir şeyin çıkmaması durumu gibi... Yani ben toplumsal nezaketime değil de kendime güveniyorum sanırım... Yanlış anlaşılmaktan dolayı üzdüğüm herkesten özür dilerim.

Hükümete bugüne kadarki en sert ve gerçekçi eleştiri Türkiye'nin 1 numaralı, en ünlü ve en akıllı sunucusu ve TV programcısı Öykü Serter'den geldi. Her vatandaşın duvarına asıp okuması gereken adeta bir manifesto! Teşekkürler Öykü Serter, Cumhurbaşkanı sen olmalısın!

B. Laçin'in "Vatanı korumak için bedel ödememiz gerekiyorsa, öderiz!" lafına bitiyorum. Vatandaşın hükümete bedel ödemesi ne tuhaf

Hükümetin yanlışlarını eleştirene yandaşlar hemen tepki gösteriyor. Peki eleştirmeyip de ölelim mi?

Hükümetin yanlış politiklarını eleştirenlere neden destek çıkılmıyor; korkuluyor mu, yoksa herkes mi yandaş?

Hükümetin yanlış politikalarından dolayı açlık sınırının altında yaşandığı halde ses çıkarılmıyorsa, müstehaktır!

Şimdi ben AKP'yi niye eleştirmeyeyim, AKP'yi niye seveyim, AKP'den niye korkayım? Ekonomi kötü, alnım ak; konuşurum elbet!

I love you Öykü Serter, I love you Öykü Serter, I love you Öyküüü Seeerter III Looove youuu!

Ay aklıma gelmişken herkesten geri kalmayıp ben de sorayım; bu deprem vergilerine ne oluyor da deprem anında kullanılmıyor?

Yandaşlar deprem verigilerine ne oldu diye sormazlar, soramazlar; çünkü particilik onlar için her şeyden üstündür!!!

Hey gadın cenabı allahım(!); böyle görüntüler dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur; nadide olduğumuz için sevinelim mi, yoksa vahametimize üzülelim mi? İçtiğimiz sütlerde, işçilerin önce banyo yaptığı kimin aklına gelirdi? Sanırım Bülent Ersoy'dan sinlendiler!!! Yananı görür allah, görürü inşallah, çaresi yoktur, MAŞALLAH! Celaleddin Rumi - KONYA!

İzmir'deki depremde binaları yıkılan sakinleri konuştu: 'Duvarlar ve kolonlar yıkılarak dükkanlar birleştirildi'

Bizim insanlarımızın şöyle bir adeti vardır. Daire alırlar, mutlaka bir yerlerini yıkıp odaları birleştirirler; al sana deprem!

Bazı erkeklere bakıyorum, bir ünlü sanatçıdan bir ünlü sanatçıya; nedir bu kişiler, amaçları ne; yıldız avcısı mı, para avcısı mı, şöhret budalası mı, aşağılık kompleksi olan zavalılar mı? Ünlüler ne buluyor bu yıldız avcılarında anlamıyorum; istedikten sonra sizi malzeme yapan bu erkeklerden başka, erkek mi yok dünyada? Tamam beraber olun da, sevgili olmak neyin nesi? Bunlarla aşk mı yaşanır ayol? Bir de bu erkekler için her şeyi, herkesi karşılarına alıyorlar; sonra ne oluyor; aaa, o erkek başka ünlünün şeyi olmuş, neyi oluyorsa işte!!!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder