2 Eylül 2020 Çarşamba

Travestiler yalancı olur; istisnalar kaideyi bozmaz, sözüm meclisten dışarı!

Size bir öykü anlatacağım. Vaktim olmadığı için çok özet geçmeye çalışacağım. Zaten unutmak istediğim bir olay olduğu ve üzerinden epeyce zaman geçtiği için ayrıntılar aklımda kalmadı.
Blogger'ın çok popüler olduğu dönemlerde onun bloğu aracılığıyla tanışmıştık. Aşk denilen duygu çemberine dahil edildim. Hayaller kurduk, gelecek planları yaptık, telefonlarda masturbasyonla orgazmlar yaşadık. Biliyorum ben çok safım, duygularına yenik düşen bir sevgi açı belki de. İnandım ve onun tuzaklarına kurban gittim. 2 yıl veya daha fazla onun şizofrenik senaryosuna alet oldum, bazıları bunun bir oyun olabileceğini hatırlattığı halde. Ne kurgu, ne kurgu amlatamam... Tecavüzler, şiddetler, aile kavgaları... Başına filmlerde bile olmayacak olaylar geliyordu. Bense onun aşk oyununa malzeme olmak dışında, bir de onu kurtarmaya çalışmaya başladım yaşadığı kötülüklerden, sözde kötülüklerden. Of tanrım neler yaptım, ne kadar aptalmışım... Gazetelere haber vermeler, Başbakanlığa haber vermeler... Bundan önce de kaç defa reddettiğim halde taaa istanbul'lara gittim onun görüşme teklifi üzerine ama ailesi izin vermediği için görüşemedik. Tabiki de sözde hepsi bunların. Bu iki yıl boyunca telefonda falan sanki gerçek bir aşk yaşıyormuşuz gibi kavgalar, kopmalar, ayrılıklar, tekrar barışmalar... Sanırım artık tahammül sınırlarım tamamen yıkılmıştı veya onun, polise ve Başbakanlığa haber vermemden rahatsız olmasından, olayın-yaşadıklarımın bir düzmece olduğumu anlamam, onu, gerçekleri itirafa zorlamıştı. Evet o, bana anlattığı kişi değildi. Öyle bir kişi yoktu. Karşımda aşık olduğum, bana fotoğraflarını gösterdiği erkek kişi değildi. O biyolojik bir kadın, kendini trans erkek olarak tanımlayan biriydi. Neden böyle bir şey yaptığını sorduğumda, kendisini terketmemden korktuğu için olduğunu söyledi. Tabiki de saçma bir cevaptı. Bir film çevirmek istedi ve çevirdi. Amacı buydu. Yoksa onunla bir geleceğim mi olacaktı da terketmemden korkmuş olsun. Asla affetmeyeceğim bana yaptıklarını, umarım hayat cezasını vermediyse de versin. Yıllar sonra onu 2012 yılında İstanbul Onur Yürüyüşü'nde gördüm. O da beni gördü. Tabiki de konuşmadık, konuşmamız veya onu affetmem söz konusu bile olamazdı. Gitsin psikiyatra, tedavi olsun!
Hayatla, kendileriyle, cinsel kimlikleriyle barışamayan bu insanlar, gerçekten hasta ruhlu insanlar. Kendilerini kandırdıkları gibi, çevrelerindekileri de kandırmaya çalışıyorlar. Hani başkası hasta dese transseksüellere, inanmazdım ama insan başına gelince gerçekleri çok net görüyor. Tansseksüellerden nefret bile etmiyorum, kaderleriyle başbaşa bırakıyorum onları. Onlara, kendilerinden başka hiç kimse yardım edemez. Çünkü özgüvenleri yok ve hayatları boyunca kendileri olamayacak ve ikili cinsiyet sistemine dahil olma mücadelesiyle geçecek ömürleri. Bir de nasıl inandırıcı anlatıyorlar yaa; ben yanlış bedende doğdum ve ameliyatla ruhumu bedenine kavuşturacağım... Hadi ordan ibneler! Hepimiz ibneyiz, eşcinseliz, topuz, lubunyayız işte. Biraz dürüst ol-un, biraz özgüvenli ol-un da eşcinselliğin-iz-le barış-ın ve huzur bul-un şu kısacık hayatın-ız-da. Transseksüel olmayıp Transseksüelliğe inananlar ve onları savunanlar da, olayın iç yüzünü bilmeyenlerden başka bir şey değil. Nokta.

2 Eylül facebook notlarım

Bazı kadınların yuvamı yıktılar düzmecesine çok sinir oluyorum. Yuva ne ayol? Kocan seni sevse terkeder miydi?

Her insan hayatı boyunca aynı kişiyle aşk yaşayacak diye bir kural yok. Var mı? Yok! Kendinizi kandırmayın! Bu saçmalığa inanırsanız, terkedilince elbette damdan düşen eşek gibi olursunuz. Ben bugün onu, yarın başkasını severim, kime ne ayol? Kimsenin tapulu malı değilim; bütün ruhani ve resmi kuralları reddediyorum!

Cinsel yönelim, yani eşcinsellik veya heteroseksüellik anne karnındayken netleşir. Yoksa erke egemen ve eşcinsel düşmanı bir toplumda, bir erkek bir kadını sevse, bundan niye vazgeçsin ki; dışlanmak, aşağılanmak, şiddete maruz kalmak veya öldürülmek için mi erkek erkeğe sevecekler, sevişecekler? Biraz alkıllı olun artık!

İlkokul mezunlarının falan, Atatürk felsefesinden bihaber olup, sırf dogmatizme ters düştüğü için Atatürk'ü eleştirmelerinin kaale alınacak bile bir tarafı olamaz. Atatürk'ü eleştirenlerin, ciddiye alınacak bir bakış açıları falan olsa canım yanmayacak. Eğer bu toplum Atatürk'ü anlayabilseydi, şu anda dünyanın 1 numaralı sosyo ekonomik gücü falan olabilirdi. Çünkü bulunduğumuz coğrafya buna en müsait ülke. Atatürk gibi bir şansımız vardı ama biz onun yaptıklarının üzerine bir tuğla bile koyamadık. Atatürk'ten bu yana, 100 sene sonra bile günah mı sevap mı diye tartışması içindeyiz. Atatürk zaten, 100 sene önce Türkiye'nin içinde olabileceği durumu dile getirmiş.

Atatürk gibi bir insan yeryüzüne gelmedi, gelmeyecek de. Türkiye'de, kendi ülkesinde değerinin anlaşılaması çok zavallıca! Şu anki iktidar, 30 Ağustos'da Atatürk'ün adını bile anmıyor. Bu nasıl bir şeydir?

Müzikte en kaliteli yıllar, PopRock'ın hakim olduğu 90'lı yıllardır; KUŞKUSUZ, TARTIŞMASIZ!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder