16 Temmuz 2020 Perşembe

13-14-15 facebook 2020 notlarım

13 Temmuz 2020

Açık kadın tecavüzü hak ediyormuş erkeği tahrik ettiği için. Bazı erkekler de beni tahrik ediyor, ben de tecavüz edebilir miyim?

14 Temmuz 2020

Koca koca adamlar-kadınlar olmuşlar ama beyinleri tıngır mıngır, bomboş. İnsanların olumsuz kişiliklerinin cinsel yönelimle ne alakası var. Eşcinselliği karalamanın dinden sonraki en kolay yolu, onları pedofili-sübyancı-çocuk istismarcısı ilan etmek. Akıl olmayınca, vicdan da olmaz! İstatistikleri bir araştırsınlar, çocuk istismarcısı kimmiş ortaya çıkar. Her gün çocuklara tecavüz cinayet haberleriyle karşılaşıyoruz; siz hiç tecavüzcülerin eşcinsel olduğunu gördünüz mü? Herkese tek tek cevap verebilirim, kavga edebilirim ama odunla-kütükle kavga etmenin ne manası olabilir ki; kafaya yazık, psikolojiye yazık, zamana yazık... Boş beyinleriyle nefret kusuyor ya şu insanlık denen alem; beter olsunlar diyorum! (Sözüm meclisten dışarı!)

Barış Manço'nun sesinde insanı esir alan mistik bir hava var!

Nonbinary ne demek; kendini herhangi bir cinsiyet kimliğine ait hissetmemek. Yani kadın veya erkekmiş gibi duygularınız yok. İnsansınız yani. Cinsiyet kimliği öğrenilen, öğretilen dayatılan toplumsal rollerden başka bir şey değil çünkü. Çünkü oturmanın kalkmanın, yemenin içmenin, işemenin sıçmanın, yatmanın kalkmanın kadıncası veya erkekçesi olur mu? Ben hayatımı yaşarken hangi cinsiyette olduğum aklımın ucundan bile geçmiyor. Bak Hali sen erkeksin, böyle davranmalısın diye saçma bir şey olabilir mi? İçinden nasıl geliyorsa, nötr veya doğal davranmaktan daha mantıklı ne olabilir ki? Bir gün herkes nonbinary olacak!


15 Temmuz 2020

Günaha sevaba sığınanlar, adalete ve vicdanına hesap veremeyecek kadar suçu olanlardır! Öte dünyanın garantisi yok ki!

İnsanlar şarlatanların sözüne bakacağına, her gün bir sayfa bilgi edinselerdi, belki başka bir gezegende de Türkiye kurardık!

***

Canım çok yanıyor... Her yer sanki kedilere tuzak kurulmuş gibi. Sokaktan geçen araçlar, binaların giriş kapıları veya pencereleri... Kediler meraklı canlılar, açık bir yer buldular mı hemen dalıyorlar içeriye. Sabah engeli kedim evde yoktu. Daha doğrusu açık pencereden çıkıp dönmemiş. Sabahları biraz dolaşsınlar diye pencereleri açıyorum çünkü. Onu ararken, karşı apartmanın bodrum katından bir miyav sesi... Gittim, 2 gündür kayıp olan erkek kedimi gördüm. 2 günde açlıktan susuzluktan peltesi çıkmış yavrumun. İnsanlar öyle bir şey ki, apartmanlarının bodrum katlarına girmek için anahtar almak ölümle eş anlamlı. Çünkü kedilerim defalarca karşı apartmanın bodrum katında kaldı. Bina sakinleri motor koyup çıkarıyorlar her gün ve onlar içerideyken açık kapıdan içeriye girip orada kalıyorlar. Ve her seferinde anahtar almak çok zor oluyor. Vermemek için çeşitli bahaneler uyduruyorlar. Yok neymiş anahtar olan kişi evde değilmiş şu anda vesaire. O yüzden insanların başına gelen olayların hiçbirisine üzülmüyorum, YEMİN EDİYORUM ÜZÜLMÜYORUM, GEBERSİNLER! Yaa, bir hayvanı yaşatmak kadar güzel bir şey olabilir mi diyeceğim ama bu insanlar var ya, inanın, kedilerin toplu olarak ateşe verilmesine bile bayram ederler, o kadar kedi düşmanılar. Bodum girebilmek için ne anahtar bulabildim, ne de pencereden inebilmek için merdiven. Mecburen pencereden sarkarak aşağıya indim, kediyi çıkardım, pencereden de düz duvara tırmanarak çıktım. İnsan zorda kalınca 7 canlı oluyor gerçekten. Ama ne oldu; tekrar kedi girmesin diye pencereyi çekince, baş parmağım pencereye sıkışıp kan topladı. Şu anda zonkluyor. Tırnağın kendini yenilemesi de bir yılı geçiyor. LANET OLSUN YAA!

***

GİDİYORUM YAPILAN CAHİLLİKLERDEN VE HAKSIZLIKLARDAN DOLAYI NEFRETLE!

Yazdıklarım kimseyi, kimseye şikayet olarak falan algılmasın; kimi kime şikayet edeceksin ki zaten; İktidar toplum, toplum da iktidar; zannedilmesin ki, iktidar toplumdan bağımsız istediği şekilde at oynatıyor; toplumun kendisi istiyor zaten bu şekilde bir sistemi, yönetimi...

Kaç yıl, kaç ay oldu bilmiyorum medyayı, gündemi takip etmeyi bırakalı. Paylaştıklarım sadece sosyal medyada arkadaşlarımın paylaştığından haberdar olmamla alakalı, eşcinsellikle ilgili paylaşımlarım da, Google Allerts'in bana bildirimlerinden haberdar olmamla alakalı. Çünkü ben moralimi bozmak istemiyorum artık kurtulması mümkün olmayan bütünün parçaları için.

Bu yıl Ekim ayının 1'inde emeklilik için dilekçemi vereceğim ve yılbaşından önce de maaşımı almaya başlayacağım çok büyük bir ihtimal. Bundan sonra daha çok kabuğuma çekileceğim. Çünkü bu ülkede olanlarla ilkgili hiçbir şeyi ne görmek, ne de duymak istiyorum. Bunu kendime yapmaya hakkım yok. Ben daha sakin, daha huzurlu yaşamak isteyen biriyim çünkü. Belki de köyüme gider, çiftlik hayatı yaşarım. Zaten bu da olasılıklar dahilinde. Şehir hayatı belki daha sosyal ama tenis ve badminton oynamak, yani spor yapmak dışında da kimseyle sosyalleştiğim falan yok. Bu ülkede insanlarla konuşacağına, al eline bir kitap, onu oku; seninle münakaşaya girmediği gibi, sana bir faydası oluyor en azından kitabın. Veya dijital çağda okunacak, öğrenecek o kadar çok şey var ki internet üzerinden...

Kendimi bildim bileli çalıştım, emekliliğimi hak edecek kadar ve son 20 yılda Türkiye'nin geriye gitmesi, sadece ekonomik anlamda değil, insan hakları, eşitlik, özgürlük, demokrasi anlamında özellikle. Oysa 20 yılda çabalansaydı, AB'ye bile girilebilirdi. Benim zamanımda diyanet işleri falan çıkıp da eşciseller günahkardır, hastalıkların müsebbihidir diye fetva falan verip, devletin en üst mercisi de bu saçmalığı onaylamıyordu. Bir gün bu ülkede eşcinsellik suç sayılır mı bilmiyorum; bu kafayla giderse çok daha kötü şeyler bile olabilir. Olma ihtimali de var; çünkü bu ülke daha hala kendisine verilenlerle uyutulabilme noktasında. Düşünün Survivor diye bir yarışma var, 80 milyon onunla yatıp kalkıyor; oysa ne spor müsabakaları var seyredilebilecek ve reel anlamda herkesin yapabileceği... Survivor izlemek sadece bir TV seyircisi olmak demek değildir; o kültürün göstergesidir. Survivor ve TV 8 ve yöneticisi kimlerle temas halidedir bir düşünün!

Evet, eğer bir toplum eğitim bilgi toplumu olamamışsa, olmaması için de çaba sarf ediliyorsa, din gibi, aile yapısı gibi, gelenek görenek gibi halkın hassas noktaları üzerinden çok rahat yönlendiirilebilir. Alın size Ayasofya örneği, alın size eşcinsellik günahtır-hastalıktır söylemi örneği... Bunlar toplumu uyutmak için birer poltika.

Adam diyor ki, "Sana ne kardeşim, İktidar beni aç bıraksa da benim oyum ona!"
Bakınız bu kafalarla uğraşılmaz; insanın kendine başka bir dünya kurmaktan başka çaresi yok!
Çünkü insanın kendini aç bırakanın kölesi olanlarla aynı havayı teneffüs etmek benim onur anlayışıma ters düşüyor!

Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim;20 yıllık muhfazakar iktidar döneminde biz 200 yıl geri gittik!Bunlara prim veren herkes suçlu!

Eşitlik, özgürlük, demokrasi güzeldir sayın seyirciler; bi' deneyin, tadına doyamayacaksınız! Ama önce cahillikten kurtulmak şart!

***

HAYATTA CAHİLLİKTEN DAHA BÜYÜK BAŞA BELA BİR ŞEY YOKTUR!
Size cahilliğin ne kadar kötü bir şey olduğunu kendimden bir örnekle açıklayacağım. Ben de geleneksel bir kültürde doğdum, yani Amerika'dan falan ithal edilmedim! Ben de herkes gibi dini eğitim falan aldım. Gerçi din gibi, muhafazakarlık gibi toplumsal baskıya dair şeylerin benim özgür yapıma etkisinin olması söz konusu bile olamazdı. Çünkü çocukluğumdan beri ne kadar kendi bildiğini okuyan biri olduğumu bir ben, bir de çevrem çok iyi bilir. Tabi insan okudukça, öğrendikçe hayatı da sorguluyor ve yanlış bildiği şeylerden kurtuluyor. Dini de sorguladım dolayısıyla ve toplam bilgilerimle din gibi dogmatik şeyleirn bir kültür, o toplumun yaşam biçimlerinden bir şey olduğunu anlamak çok da kapasite veya tecrübe gerektirmiyor. Çabucacık anlıyorsun bunu. Zaten dinin eşcinselliğim gibi dinin en karşıtı olduğu şeylere hiçbir zaman etkisi olmadı; çünkü hayatta, varoluşumda benden daha üstün hiçbir şey olamaz. İçimden gelen şeyleri yapma hakkımı her zaman muhafaza ettim. Zaten o yüzden Lise ile birlikte 14 yaşımdan sonra yalnız yaşamaya başladım! Aslında köyde lise olmadığı için okumayabilirdim ama inat ettim ve okudum. Tabi gelmek istediğim konu olarak, okumak, eğitim, cahillikten kurtulmak gibi şeyler sadece okul okumak değildir; kendini bilgi çerçevesinde geliştirmektir. Ben ilkokuldayken bile şehire her gün sipariş vererek dergi gazete okuyordum. O yüzden herkesin bocaladığı erkek erkeğe ilişkinin bir cinsel yapı olduğunu öğrendiğimde ve eşcinsellik de benim cinselliğim dediğimde ortaokuldaydım. Sonra Lise çağımda Arslan Yüzgün'ün tuğla gibi eşcinsellik kitabıyla karşılaştım kitapçıda. Sonra gazetelerde, dergilerde eşcinsellikle ilgili çıkan her haberi arşivliyordum. Benim aktivistliğim öyle derneklerle falan başlamadı; ben doğuştan aktivisttim zaten; ortaokuldayken eşcinselliğimin bilincinde olduğum için, aileme asla evlenmeyeceğimi söylüyordum ama onlar bunun ne anlama geldiğini bilmiyorlardı, ta ki ben askerden gelip onlara söyleyene kadar. Gerçekten insan okuyunca, bilgi edinince, neyin de olduğunu öğreniyor ve ona göre bir yaşam biçimi, yaşam poltikası ve bir duruş geliştiriyor. Şimdi eşcinsellik günah denilince, hem de devletin en üst mercileri tarafından, daha eşcinselliğiyle barışamamış eşcinseller bu baskı yüzünden bir iç çatışma yaşıyorlar birincisi, ikincisi böyle bir nefret söyleminin hedefi haline gelince de kendilerini savunamıyorlar. Neden cahiller! Baştakiler de bu cahilliği çok güzel kullanıyor. Hadi bana dayatsalar ya günah kavramını? Olmayan bir şeyin dayatması, ancak cahillere işler. Tabi onlar niye dayatıyor cahilliği, sanırım kendileri de öyle!

***

Bir şey rica edebilir miyim; bugün herkes Wikipedia'dan falan bilgiye dair bir şey okusun! Aklınıza takılan, bilmediğiniz bir şeyi girin Google'a ve okuyun. Ama bu lütfen dogmatik-dini-hurafik bir şey olmasın; BİLİMSEL BİLGİden bahsediyorum! Ben mesela bugün "sembolik matematik" çalışacağım!

Çevremde insanlara bakıyorum; bildikleri veya anlattıkları sadece birkaç sayfadan ibaret. Çünkü bana anlattıklarını başakalarına da aynen tekrar ettiklerini görüyorum, üçüncü, dördüncü kişilere de aynısını anlatıyorlar. Anlattıkları da görgüsüzlükten başka bir şey değil; ev, araba, tatil, yeme içem... Yani epistemoloji-bilgi felsefesi falan yapmıyorlar. Sadece dinliyorum konuşulanları. Ve kendimi çok yalnız hissediyorum... Ben konuştuğum zaman çünkü kaale alınmıyorum ve kendimi boş şeyler konuşuyormuşum gibi değersiz hissetmeye başlıyorum. Yani insanın söylediklerinin havada kalmasıda kendisini soyutlamasına sebep oluyor...

Pencereye kısan parmağım çok zonkluyor... Ama olsun. Hayatta her işte bir hayır var derler yaa... Pırıl kızımı ararken, 2 gündür kayıp olan boziş oğlumu buldum, onu kurtarırken parmağım sakatlandı. Ama bulmasaydım, orada açlıktan susuzluktan ölecekti belki de... Bir hayatı bir gün bile fazla yaşatabilmek kadar değerli bi rşey olabilir mi? İnsan hayatından değil, hayvan hayatından bahsediyorum. İnsanlar umurumda bile değil!

Evet küsüm insanlara; ne yazık ki böyle!

Hafta başından beri tapu dairesinden internet veya telefonla randevu alamıyorum. İnternet bilgi yanlışlığı diyor, telefondakiler de sistem bozuk olduğu için telefonla randevu veremiyoruz, internetten giriş yapamıyorsanız, o da sistem bozukluğundan diyorlar. Telefonla onra ulaşmak da en az yarım saatten fazla. Çünkü bekleyen kişi sayısı her seferinde 49 ve üstü diyor. Ne Ankara'daki Tapu Müdürlüğü'ne, ne de ilçedeki tapu Müdürlüğü'ne ise telefonları açmadıkları için ulaşmak mümkün değil! Türkiye'de her şeyin problem olduğunu, o konuylai ilgili bir işiniz olduğu zaman anlıyorsunuz. Mesela vergi yatırmaya gidiyorsunuz problem, hastaneye gidiyorsunuz problem, her yerde her şey problem; Türkiye'de tıkır tıkır işleyen hiçbir şey yok!

Danla Bilic'in adı Damla Aktepe imiş. Damla'yı Danla yapmış, çok yakışıklı bulduğu için Slaven Bilic'den de soyadını almış!

Bazı kadınlar neden eşcinselleri sevgili olarak seçiyor; yakışıklı buldukları için mi, kendi lezbiyenliklerini kamufle etmek için mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder