AKP, Gezi olaylarından sonra bile duyarsızlık konusunda milim şaşmadı!
Devletin vatandaşını anlamak istememesi, o yönetimin orada ne için bulunduğunu sorgulatır ama bizim en büyük sorunumuz zaten iktidara gelmek isteyenlerin hiçbir zaman toplumu düşünmek gibi bir sorununun veya sorumluluğunun, duyarlılığının hiç olmaması; toplumun yapılan yanlışlara ve haksızlıklara karşı tepkisinin devlet tarafından bastırılmaya çalışılmasıysa, bunun en büyük göstergesi. Ben yaşım gereği kitlesel bir tepkiye Gezi olaylarında şahit oldum. Hükümet ne yaptı o dönem; Gezi Parkı'ndaki ağaçların yerinden sökülerek düzenleme olayına halkın tepkisine, halkı anlamak yerine şiddetli bir tepki gösterdi. O ağaçlar sökülmeseydi, vatandaşa kulak verilseydi olaylar o kadar büyür ve insanlar yaralanır, hatta ölür müydü? Bariz olan şuydu bu olaylarda; Halk muhafazakarlar ve laikler olarak kutuplaşmış bir şekildeydi, hala da öyle gerçi ve şunu da söyleyebiliriz aslında, sağlıklı bir yönetim şeklimizin olmamasının sebebi de bu kutuplaşma-çünkü kapsayıcı olmuyor o zaman yönetimler; eğitimsizlik ve anti demokratiklik de işte bu insanların biribirini anlayamamasının, birbirlerine hoşgörüyle bakamamasının en büyük sebebi. Herkes birbirine tepki göstermek, saldırmak için istim üstünde yaşıyor sanki. Bu iki kutup insan, birbirini gördüğü zaman negatif bir elektriklenme oluyor. Muhafazakar kesim bildiğinden şaşmıyor, laik kesim de daha demokratik yaşama derdinde. Gezi olayları da bu kutuplaşmayı ortaya çıkartan bir turnusol kağıdı görevi yaptı. Tabiki de kutuplaşma ne kadar insanları birbirine düşman ediyorsa da, bu düşmanlığa sebep olan temel sorunun demokrasinin sağlanamaması olduğunun da altını çizmeliyiz. Çünkü biz Cumhuriyet kurulduktan sonra, Atatürk'ün bize fırsat olarak sunduğu eğitimin önemini bir türlü anlayamadık ve dolayısıyla hiçbir zaman bilgi toplumu olamadık, aydınlanamadık, hurafelerden kurtulamadık. Biz, yola çıkınca bile hala dua okuyoruz trafik kazalarının sebebinin dikkatsizlik olduğunu düşünmeyerek. Deprem gibi doğa olaylarını hala uhreviyata bağlıyoruz. Bilimsellikten uzak kaldığımız sürece de, bilimsel düşünemeyeceğiz ve hiçbir zaman hayatın doğru bir muhasebesini yapamayacağız. Bir şeyi matematiksel düşünmezsek, ne yazık ki uygulamaları da hüsranla neticelenecektir. Aslında söylediklerim ironi falan da değil. Gerçekten biz hala matematik, felsefe ve fen gibi bilim düşmanıyız, bize demokrasi fırsatları sunan Atatürk'e bile çok net düşmanklıklar görmüyor muyuz? Oysa 2+2=4 kadar nettir; sağlıklı, huzurlu, kısaca gelişmiş bir toplum olmanın formülünün bilimden, sanattan, spordan geçtiği. Ülkemizdeki uygulamalar malumunuz; sanat düşmanıyız bir, bilim de neyin nesiymiş gibi bir tavır içindeyiz iki, kadın spor mu yaparmış, bacakları-koları çıplak kafasındayız. Biz 21. yüzyıl toplumu olmaktan çok uzaktayız. İnsanlara kültürel farklılıklarından öte doğuştan getirdikleri eşcinsellik gibi özelliklerine bile hala düşmanız, kadın cinsiyetini hala geri planda tutmaya çalışıyoruz. Bu konulara ner'den mi geldim sabah sabah; EYT sayfasında bir arkadaşımız, mitinglere yol parasını başkalarından alarak katılan bir EYT'liden bahsettiği için. Devlet, EYT'lilerin sanki gerçekten sıkıntıları yokmuş da, sırf laf olsun diye haklarının peşinde olduğunu sanıyor. Keşke haber programlarında toplumumuzun hangi koşullarda yaşadıkları da verilseydi hükümetlerin yol-su-elektirk gibi zaten bizim paramızla yapmak zorunda olduğu icraatleri dışında; Vicdana gelmez biliyorum yetkililer ama en azından onları mahçup ederdik. Bazıları ne alakası var bu konuların birbiriyle diyebilir ama biz daha sadece kendi sorunumuza duyarsızlığı düşünecek kadar bencil bireylerden oluşan bir toplumuz ki insan olmanın temel koşulu olan daha çevreciliğe bu kafayla hiç sıra gelmez. Çünkü biz, daha bize oksijen sağlayan bitkilerin önemini, dünya gezegeninin yaşamının atmosferine bağlı olduğunu, keserek yediğimiz hayvanların yaşam zincirinin bir halkası olduğunu bile düşünemeyecek bir seviyedeyiz. İşi hemen kadere bağlıyoruz ne kadar çelişkiye düştüğümüzü bile farketmeyerek; Mesela Bülen Ersoy'un, Leman Sam'ın hayvanların kurban edilmesine karşı çıkmasına, kendinin trans geçiş yaptığını unutarak Tanrı'ya karşı mı çıkıyorsun demesi gibi bir şey bu konudaki bilinçsizliğimiz. Biz zannediyoruz ki tek doğru biziz, sadece biz haklıyız! Nah! Bugün doğum günüm. Ama gerçek doğum günüm, bu ülkeye gerçek anlamda demokrasi geldiği gün olacaktır! İşte o zaman #herşeyçokgüzelolacak Ama ben bu doğumgünüme çok mutlu giriyorum biliyor musunuz. Gezi olaylarında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz'ın annesi Emel hanımın, hayata küsmek yerine eğitim vakfı kurarak çocuklara burs dağıtması bu sene duyduğum en heyecan verici olaydı benim için... Genel anlamdaki üzüntümü de bir cümleyle anlatmadan geçemeyeceğim; İçinde yaşadığımız kültürde, hala insanlar eşitliği, özgürlüğü, kısaca demokrasiyi terörle falan bağdaştırıyorlar ya; işte bu insanı yaşama karşı ister istemez kırgın hale getiriyor...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder