22 Mart 2018 Perşembe

Keşke hastaları daha da hasta etmeyen hastanelerimiz olsa!


Abim Devlet Hastanesi'nden % 93 engelli raporuna sahip. Yani organsal faliyetleri çok düşük. Hatta son aylarda belki daha da yüksek bu engellilik durumu. Çünkü artık diyalize bağlı şeilde yaşıyor. Ve birkaç aylık prim eksikliği yüzünden 70 yaşında olmasına rağmen emekli olamıyor. Malülen emeklilik için bugün Üniversite Hastanesi'nde sağlık raporu almak için savaştık. Tabi bu savaşın daha bir başlangıcı. Çünkü her branşta muayene olmak için birkaç ay sonraya falan gün veriyorlar. Sabah kalktık ayağa ve mesai saati bitimine kadar, evet savaştık. Hiç oturmadan ve aç susuz. Çünkü sistem laçka. İnsanlar tıklım tıkış. Devlet Hatanemizi öpüp de başıma koydum yaşadığımız bu rezillikten sonra. Resmen sinir harbi ve ağız dalaşı yaşamak zorunda kalıyor insan. Çalışan memurların havasından mı geçilmiyor, duyarlılıklarını yitirip birer robota mı dönüşmüşler belirsiz. Hastamede çalışan kat görevlileri bile daha vicdanlılar onlara göre; çünkü onlar yardımcı oluyor insana bir soru sorduğun zaman. Ne demek istediğimi bakın birkaç örnekle anlatayım. Numaratörden sıramı almışım doktora muayene olmak için. Sora numaram yanınca görevli memurun önündeyim ama o esnada sırasız bir kişinin işini yapmaya başlıyor. Diğer elemen benden sonra gelen sırayı çağırıyor. Ben diyorum ki, "Sıra benim.", o da diyor ki, "Çağırdığımız zaman yoktun.". Ve sıramı kaçırdığım konusunda iddia ediyor ve beni yalancı çıkarıyor. Sen misin beni yalancı çıkaran. Hastanenin altını üstüne getiriyorum. Bu birincisi daha. Anlatacağım bekleyin. Ha bu arada bir şikayetim varsa, gerekli mercilere bildirecekmişim güvenliğin dediğine göre. Hukuk bile şikayetleri görmezlikten helirken, Üniversite Hastanesinin Halkla İlişkiler bölümü mü anlayacak beni? Oradaki vatandaşların bana tepki göstermesine ne demeli? Düşündüm de bu insanlar hak ettikeri yaşamı yaşıyrolar böyle saatlerce kurumlarda bekletilerek. İkinci olaya gelirsek. Endokrinoloji bölümünün isteği üzerine kan verme sırasına giriyoruz. Önce kan tüpleri sırası bekliyorsun, sonra kan verme sırası bekliyorsun... Neyse kan tüplerini aldık, kanımızı verdik, idrarımızı verirken de, kat görevlisi kadınlardan biri "tokluk şekeri de vereceksiniz büyük ihtimal" dedi. Kan alma bölümüne tekrar gittim, durumu sordum, "Tüp veren hemşirenin size bunu söylemiş olamsı gerekiyor." dedi. Ve o da beni yalancı çıkarıyor söylemediğini söylediğim zaman. Tüp veren hemşire de söylemişimdir mutlaka diyor. Az önce de yaşlı bir adamın sorusuna, cahil cahil insanlar diye yanındaki diğer hemşire aşağılamıştı o adamı ama adam duymamıştı. Ve üç hemşireye karşı satte 300 km. hızında bir fırtına estiriyorum. Kavga etmesem kafayı yiyeceğim zaten. Tüm hayatım boyunca sustuklarıma da eserim bir gün, merak etmesinler. Kimsenin yaptığını kimsenin yanına bırakmam. Her şeyin bir zamanı vardır çünkü. Konumuza, hastaneye dönersek... Şimdi ben A.K.Ş. ve T.K.Ş. yi bilen bir laborant olarak, bana tokluk şekeri de yaptıracaksınz demesini mi hatırlamayacağım. Hem Tokluk Şekeri dediğimiz şeyin bir usulü vardır yaptırılmadan önce. Kuralları anlatsaydı, oradan gene hatırlardım Tokluk Şekeri hatırlatması yaptığını.Tokluk şekeri yemeğe başladıktan iki saat sonra tok karına yaptırılan bir kan tahlilidir ve ne tüp veren, ne de kan alan hemşireler bu konuyla ilgili hiçbir şey söylemedi bana. Yıllar önce aynı laboratuvarda çalıştığım laborant arkadaşın bile "Hemşirenin ssöylemiş olması gerekiyor." demesi ve sanki yalan söylüyormuşum gibi davranması, isanlar acaba kafayı mı yemiş dedirtiyor insana. Ve abim yürüyemediği ve çok rahatsız olduğu için bütün branşların raporlarını mümkün olduğunca tamamlamak adına vargücümle çaba sarfediyor, ordan orya koşturuyorum ve haliyle sıralarımız da kaçıyor. Sıra kaçınca da tekrar sıra alıyorsun ve zaman kaybı, sinir bozukluğu... Bir kadın doktor diyor ki, "Niye zamanında gelmiyorsunuz.". Niye; çünkü senin EKO istediğin birim, bizim önümüze geçen üç kişinin işini görüyor, bizim de işimiz sarkıyor, dolayısıyla Endokrin biriminie koşuyoruz oradaki sıramızı kaçırmamak için. Tabiki de oradaki sıra da kaçıyor. Sanki biz keymizden sıramızı kaçırıyoruz, sanki biz keyfimizden hastanelerde sürünüp, bu doktorları ve hastaneleri boşu boşuna işgal ve meşgul ediyoruz. Adam-abim neredeyse hayati fonksiyonlarını kaybetme noktasında ama birkaç ay prim eksikliğinden dolayı emekli edilmiyor, malülen emeklilik için de hastane koridorlarında mefta oluyor. Sonra da niye sıramıza yetişemiyor muşuz? Bu sistem çok borçlu insanlara, insnalığa diyeceğim ama bu sistem ne ve kim ki de hesap soruyorum ki... Ve doktorlar eksik iş yapıyor çalışan tüm memur ve birimleriyle beraber elimizdeki engelli raporuna rağmen. Mesela abimin felç geçirdiğini söylememize rağmen Nöroloji başlığı açmıyorlar. Fizik Tedavi doktorunun dikkatini çekmesiyle yanlıştan dönülüyor. Nöroloji bölümüne 10 Nisan'a randevu veriliyor. Bu şey gibi oldu. Evde bakım ünitesi anneme pansuman yapmaya gelinceye kadar annemin ölmesi gibi... Kadının korku filmlerindeki gibi kalçası çürümüş aylarca sırt üstü yatmasında, evde bakım ünitesi bir hafta sonra pansumana geliyor. Annemin cenazesi kaldırıldıktan, mevlüdü okutulduktan sonra. Sonra da üzülmüş ve şaşırmış numarası yapıyorlar. Bazen ne diyorum biliyor musunuz; hastanelerde sürüneceğimize, şu hastaneler olmasa da ölüp gitsek!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder