5 Kasım 2017 Pazar

Yük!


Hayatın nasıl başladığını, nereye kadar gideceğini bilmiyoruz, düşünmüyoruz...
Hayallerimiz oluyor, umutlarımız oluyor...
Tamamlanma, kendimizi gerçekleştirme derdinde oluyoruz...
Çocukluk, gençlik...
Yaşam mücadelesi...
Üzüntüler, acılar, mutlu anlar...
Sevmeler, sevilmek istemeler, sevişmeler...
Ayrılıklar da ne koyuyor insana; en zoru belki de bu.
Öncelikler, sonralıklar...
Küsmeler, barışmalar...
Çalışıyoruz bir de...
Herkesin hayata bakış açısı farklı, türlü türlü hayatlar...
Farklılıklar...
Ayrımcılıklardan da az çekmiyoruz...
Eşcinsellerin hayatında cinsel yönelim çok şey heteroseksist dünyada....
Ben hayatımı çok kendim için yaşamaya çalıştım özgürce ama bir o kadar da çevremdekileri düşünmenin yükü oldu çok ağır bir şekilde üzerimde.
Daha bu akşam bile, kedimi dışarıya çıkarmaya korktum çişini yapması için bile arabanın altında kalmasın diye.
Ben hep düşündüm birilerini, bir şeyleri... Korumacı oldum hep. Çünkü koruyamayınca çok canım yanar benim, çok üzülürüm. Valla kendim için değil, o kişinin, o şeyin zarar görmemesi için. Hayatın hep bu duygu içinde geçmesi gerçekten çok zor.
En çok annemi kaybetmekten korktum hep. Ya başına bir şey gelirse nasıl dayanırım diye düşündüm hep. Son dönemleeinde bazı gerçeklerle yüzleşmeme rağmen bile son bir haftaya kadar hiç onu kaybetmek istemedim. Bugün Fazilet Hanım dizisini izledim de gene hiç kaçırmadığım üzere, Ece annesini nasıl da sildi bir kalemde "ben senin annenim" dese de Fazilet... Evet anne figürü çok öenmli oldu hayatımda. O gidince hayatın anlamı bir başka oldu zaten. Yani bir çok şey anlamını, değerini yitiriyor annesizlikte. Başkası için de böyle midir bilemeyeceğim. Elimi çenemin altına aldım, şimdi ne yapıyordur diye düşündüm. Daha önce de dediğim gibi özlem duygusu sadece anne için yaratılmış benim için. En çok da birlikte güzel bir şekilde yaşanmamış hayatımızı yeniden çok güzel bir şekilde yaşama özlemi. Tanrım bir yılı geçti gideli ama olmuyor onsuz, unutamıyorum, yaşam çok da yaşam gibi değil... Hayatın dönüm noktası belki de annesizlik...
Evet, hayatta bir çok şey anlamını yitirmeye başladı, umutlarım azaldı, hayallerim kalmadı gibi bir şey. Hani insanın gelecek planları yaşam yolculuğunda bir cephaneyken, benim şu anki ruh halime bir yük gibi gelmeye başladı. Yükümü, yani hayallerimi, umutlarımı, planlarımı azaltmaya başladım,
yükümü atmaya başladım...
Birilerini, bir şeyleri falan kafaya takmak ne manasız...
Elimden geldiğince yaşamaya çalışmak değil de günleri doldurmak belki bundan sonrası.
Bilinmezlik elbet korkutuyor insanı ama dönüş bileti gerçeği de insanın aklına yatıyor artık...
Bugün ne düşündüm biliyor musunuz; Hayat bana yaşama hakkı verdiği için şükrettim. Etrafımdaki insanlara baktım; beni kabul etmişler öyle veya böyle, az veya çok; minnettar olmalıyım aslında. Tabiki de egolarımın devreye girip haksızlık gerekçesiyle kükrediğim anlar olmaz mı hiç; kızdırmışımdır birilerini, üzmüşümdür de ama ben de üzülmemiş miyimdir?
Bir gün daha yaşanıyor; bakalım daha ne kadar yaşayacağım o günleri... Aslında o kadar belli ve azdır ki rakalmlar açıklansa...
Halletmem gereken bir kaç şey daha var. Onları da halletsem de yüksüz kalsam diyorum. O gün gelince zaten son gün mü olacak acaba?
Hayat mücadele ettiğin sürece mi var?
Aslında yorulmak falan değil benim ki, bir şeylerden sıkılmak, nefret etmek, soğumak falan da değil...
Ne bileyim bir çeşit bir ruh hali işte; hani içten bir ses yeter artık, yetmeli, yetmedi mi daha falan diyor gibi bir şey.
Nötr duygularla...
Herkesin yüreğimin gerçek duygularını bilmeleirni isterdim...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder