14 Kasım 2017 Salı
Kenan İmirzalıoğlu, Çağatay Ulusoy, Kıvanç Tatlıtuğ falan oyuncu mu gerçekten?
"Oyunculuk ve dil eğitimi için ABD’de olan Çağatay Ulusoy, Los Angeles’taki lüks bir evi 4 aylığına yaklaşık 580 bin TL’ye kiraladı."
Başlık bu... Çağatay Ulusoy makenlikten gelmiş bir oyuncu. Yani yakışıklı olmasa oyuncu da olamayabilirdi, jön zaten olmazdı... 27 yaşındaymış. Kel alaka ama zaman ne kadar hızlı geçiyor. Daha dün, 20'li yaşlarımın başında 27-28 yaşlarındaki kişiler çok oldun gelirdi bana... Ama 27 yaşındaki bir kişi için Hollywood macerası geç sayılmaz mı bilmiyorum... Bunun için, benim için servet sayılabilecek bir parayı 4 aylık kira parası olarak ödemek, gerçekten uluslararası oyuncu olmak için zaruri midir? Hollywood performansına sahipsen eğer, bu kadar masrafa gerek var mıdır? Oyunculuk demek iyi bir İngilizce konuşabilmek midir? Sağlam bir performans, duygularını beden dilinle profesyonel bir şekilde izleyiciye ulaştırabilmek değil midir? Hani diyorlar ya İngilizce bilmeden uluslararası olamazsın ne müzikte, ne de sinemada; ben buna pek katılmıyorum eğer amacın popüler olmak ve şöhret değilse... Ben Çağatay Ulusoy'un popüler olduğu kapıcı kızına aşık olduğu dizinin bazı sahnelerinde şahit oldum oyunculuğuna ve babeface olmaktan başka hiçbir "şey"i yok... Yetenek, karizma, star ışığı... hiçbir şey yok. Bu yenileri beğenmemek adına bir dinazorluk mu, yoksa günümüz yaşam tarzına uygun bir oyunculuk performansına geleneksel-kuşak farksal bir yaklaşım mı diyeceğim ama 3000 bin yılının esnekliğine sahip bir insan olarak hiçbiri değil benimki. Gerçekten günümüzde ne samimi bir yetenek var, ne de aurası güçlü yıldız ışığına sahip jön karakterler... Şahsen ben hiçbirini beğenmiyorum birkaçı hariç. Kenan İmirzalıoğlu diyorlar mesela... Bana göre dünyanın en son oyuncu olacak kişisi. Kıvanç Tatlıtuğ gerçekten sarışınlık cazibesinden başka, o bile bana hiç geçmiyor, nesi var? Hele Aras Bulut'u falan hiç beğenmiyorum, kalkmışlar bir de kabadayılaştırmaya çalışmışlar son dizisinde. O kadar iğreti duruyor ki bu cinsiyetçi heteroseksist roller üzerinde... Ayol o içinde kadın kimliği barındırına feminemsi bir bir algı uyandırıyor insanda; erkek egemen kültürün maçoluğunu ifade edemiyor ki asla ve asla... İnsan taşıyamayacağı rolün altına girmemeli oyuncu her rolü oynamalı diye. Daha sinema ve dizi dünyası adına eleştirilecek o kadar çok şey var diyeceğim ama işe yarar bir şey var mı demek gerekiyor belkide sadece. Sinema hepten sıfır benim için. 90'lardan sonra sinema izlemeyi bıraktım. Hiç tat vermiyor çünkü; beni hayal dünyasına asla sürüklemiyor. Hatta itiliyorum eşek şakalı komedi denilen tarzdan falan. Ben şimdi hiç Recep İvedik izlemedim diye bir şey mi kaybetmiş oluyorum? Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar, Ata Demirer falan sinema mı oluyor, hatta Yılmaz Erdoğan bile? Şimdi yönetmen denilince Özcan Deniz, Mahsun Kırmızıgül falan akla getiriliyor. Yaa, Emrah'ın falan oyunculuk yapması fuzili değil mi? İnsanlarımızın ütopyaları, hayalleri bu noktaya mı geldi gerçekten? Eski masalsı Türk filmleri bile en azından tabloid haz verici görsellik barındırıyordu; küfürle bizi güldürmeye çalışmak yerine. Günümüzde komedyen tabir edilenler dişlerini gösteriyorlar, gaz falan çıkarıyorlar, sonra milyonlarca insan gişe başlığı altında kahkahayla gülüyor; bunun adı da sinema oluyor. Artık diziler bile berbat. Bu sezon kaç dizinin ilk bölümünü izledim ve hiç keyif alamadım. Sadece "Fazilet hanım ve Kızları"na takıldım kaldım. Bunda da raiting kaygısı gütmeyen yapımcı Şükrü Avşar'ın payı var. Eğer Nazan Kesal olmasaydı, bu diziyi de takip etmezdim büyük ihtimal. Zaten "Kayıp Şehir"den sonra peşini hiç bırakmadım Nazan kesal'ın. Bana göre tüm zamanların 1 numarası Nazan kesal; oyunculuk denilen şey budur işte; PERFORMANS; Emek sarfediyor oynarken. Ve dolayısıyla kaptırıyorsun ortaya çıkan mükemmel performansa kendini. Şimdi, Çağatay Ulusoy bu parayı nereden buluyor, hak ediyor mu diye sormak gerekiyor. Genç kızlar raiting yaptırarak reklamlarla şirketlere para kazandırıyorsa, arz talep meselesi diye noktayı fazla uzatmada koyabiliriz tabiki de. Bu da benim sinema anlayışımla zerre kadar örtüşmüyor tabiki de.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder