14 Kasım 2016 Pazartesi

Acımı da yaşarım, hayatımı da!


Bu haftaki toplantımızın 1. bölümünde yerli konuklarımızla buluştuk. Şu anda İstanbul'da bir üniversitede okuyan arkadaşımız, okuldaki LGBTİ kulübü ile yereldeki LGBTİ oluşumları arasındaki farklardan bahsetti. En başta oradakilerin kesinlikle cinsiyetçi ve ahlakçı olmadıklarını ve ahlakçılığı ve cinsiyetçiliği yıkmak için mücadele ettiklerini, konuya daha queer'sel yaklaştıklarını, LGBTİ konusunda daha duyarlı olduklarını anlattı.

Peki neydi LGBTİ gruplarının mücadele konusunda farklı bir yol benimsemelerine sebep olan? Kişinin mağdur olduğu veya mağdur edildiğini zannettiği noktaya yoğunlaşıp olaya daha perspektif yani daha bütünsel bakAmaması mı, yoksa bakmaMası-bakmaya lüzum görmemesi mi? Yani bazı kişiler sadece kendini düşünüp, kendini kurtarıp sorunların geri kalanı umrunda mı olmuyor veya kapasitesel bir durum olarak, kısa vadeli çözümlerin kendisini kurtaramayacağını bilmiyor mu? Kişilerin olaya tek taraflı bakmalarına sebep olan yapısal durumlarına, eğitim ve yetiştirilme tarzı olarak heteroseksizmin etkileri ne kadardır? Çevresel faktörtlerin bazılarını koşullandırıp bazılarını radikal mücadeleye sevketmesini göz önünde bulundurduğumuzda, sorunun temeli gene kişinin yapısına dayanıyordu. Ne yapmak gerekiyor; mümkün mertebede heteroseksizmden, cinsiyetçi yapıdan kendimiz soyutlamamız... Tabi nasıl mücadele edeceğimizi içinde yaşadığımız kültür de belirleyici ve sosyolojik anlamda evrilmek hemencecik olmayabiliyor. Dolayısıyla çevresel ve genetiksel faktörleri gözardı etmeyerek kişilerin o anki mutluluklarını da hesaplayarak o döneme göre davranmak kaçınılmaz. Daha açık konuşmak gerekirse, heteroseksist dünyada, belli bir aşamada cinsiyetçi bir LGBTİ anlayışını benimsiyorsa LGBTİ'ler, cinsiyetsizlik alternatif olarak sunulmalı ama topluma uygun yaşamaktan başka bir şey yapamayacak olanlara da istedikleri doğrultuda yardımcı olmak gerekiyordu.

Denizlilerle yaptığımız toplantının akabinde İranlılarla bir toplantı gerçekleştirdik. Gerçekten sorunlardan sorun beğen... Bazen düşünmeden edemiyorum; bu kadar soruna çanak tutan da biraz LGBTİ'lerin kendileri mi? Tek derdimiz homo/transfobi mi, yoksa bizim kafamızın da karışık olması mı? Mesela çok eşit bir dünyada, çok özgür bir dünyada yaşasaydık, hatta heteroseksizmin egemenliği söz konusu bile olmasaydı, sorunsuz LGBTİ'ler olur muyduk diye de düşünmeden edemiyorum biraz özeleştirisel yaklaşırsak duruma. Mesela bir arkadaşımız İran'da yaşadığı homofobiye o kadar takılmış ki... Polislerin tecavüzleri, toplumun ailesinin onu dışlaması falan... Tabii buraya takılıp kalmasını ve de olaydan kurtulamamasınından dolayı onu suçlayamayız. Çünkü herkes aynı psikolojide değildir ve kolay atlatamayabilir. Bazıları da tam aksine yaşadığı olumsuzluklar konuya duyarlı hale getirir ve onu mücadeleciliğe sevk eder falan... Mesela bir arkadaşımız homofobiden dolayı bir bacağını kaybetmiş vaziyette ve bu, onun hayata karamsar bakması için yeterli bir sebep değil. İçinde hep umudu var son ana kadar iyi yaşama ve aşka dair... Ama şöyle bir şey de var hayata hep negatif yaklaşanlar için... Yani geçmişteki olumsuzluklardan kurtulmasına ve onu iyileştirmek için yanında birileri olmasına rağmen, o hala hayata o geçmiş noktadan bakmaya devam ediyorsa, çevresindeki yardımları hiç kaale almıyorsa yapılacak ne vardır gerçekten? İnanın düşünmeden edemiyorum; bazıları sırf "problem çocuk" mu? Hayata karamsar olarak bakmak, hep negatif olmak, bazılarına zevk mi veriyor, bazıları bununla mı beslniyor..? İtiraf ettim mi daha önce bilmiyorum, bir daha belirteyim... Benim de fiili olarak tecavüz mağduriyetlerim oldu. Öyle fantezi boyutundaki tecavüzlerden bahsetmiyorum... Fantezi boyutu derken,  beraber olduğun birisi vardır ve sen istemediğin halde onunla ilişkiye girmek zorunda kalmışsındır falan... Bu bana göre çok tecavüz gelmiyor; hayır diyememek gibi bir şey bu. Şiddete maruz kalarak falan, zorla ilişiki anlamında tecavüzden bahsediyorum ben. Bunlar mesela yaşadığın an seni üzen, ama beni daha çok hayata karşı öfkelendiren, hatta daha güçlü, daha mücadeleci kılan şeyler ve takılıp kalamam yaşadığım olumsuzluklara yaşamak istiyorsam, yaşamayı seviyorsam. Yaşadığım kötülükleir unutmam ama bu benim hayatımın akşını asla ve asla aksatmaz. Mesela bana toplantıda diyorlar ki, çok sevdiğini kaybettin, hayatın hiç aksamıyor mu? İnsan yaşamın kıymetini bilirse niye aksasın ki hayatı? Acımı da yaşarım, hayatımı da yaşarım ve öyle yapıyorum. En sevdiğimi kaybedince inanın hayatım milim aksamadı. İnsanlar bekliyor ki, bir acı yaşayınca bunu trajik bir hale getireceğim. Bunun bana ne faydası olacak? Ama öyle koşullanmışlar... Bir acı yaşıyorsan, kendini yerden yere atmaslısın, ortalığı velveleye vermelisin, hikayeni sanki marifetmiş gibi ballandıra balandıra anlatmalısın, gözyaşı akıtmalısın ve ÇEVRENDEKİLERİ DE O FOSEPTİĞE ÇEKMELİSİN..! Gerçekten negatif bir elektirk bütün ortamı etkisi altına alıyor. Hayat iyisiyle kötüsüyle güzel ve başımıza gelenler neden bizim yaşamımızı elimizden alacak derecede etkilesin ki bizi... Hem ne geçecek elimize sürekli geçmişe takılı kalarak? Biz ne yapmak istiyoruz; yaşamak mı, yoksa karamsar bir şekilde bocalamak mı? Hep diyorum ya; herkes güçlü bir kişiliğe sahip değildir ama biraz da çaba sarf etmek gerekmez mi düzlüğe çıkmak için? Gerçekten bazı kişiler kendilerini iyileştirmek için hiç çaba sarf etmiyorlar. Her karşılaştığı kişiye karşı, her bulunduğu ortamda yaşadıklarıyla trajedisini tazeliyor... Kişi iyileşmek istemiyorsa, çevre ne yapabilir ki..? Evet gerçekten problem insanlar var ama bunun LGBTİ'likle falan kesinlikle alakası yok. Bazı LGBTİ'ler homofobiye rağmen sanki hiç homofobiye maruz kalmamış gibi yaşıyor ve homofobiyle mücadele ediyor ama bazıları da var, homofobi olmasa bile sanki homofobi varmış gibi pireyi deve yapabiliyor. Bakınız yanlış anlaşılmasın; homofobi yok demiyorum, yaşanmış kötü deneyimler yok demiyorum; var ama bu şekilde bir yere varamayız ki. Ben zindanda bile yere bakmak yerine gökyüzündeki yıldızlarla pozitif yaşamayı tercih edenlerdenim. Bu bu boşvermişlik değil, hayatı, yaşamayı sevmekle alakalı bir şey.

Toplantımızda başka neler konuştuk... Genç bir trans kadın arkadaşımız vardı İranlı... Aslında İranlıların katıldığı toplantımızda hepimiz trans kadındık sanırım. Çünkü üç tanemiz bedenimizle barışık, bir tanemiz dönüşmek isteyen, bir tanemiz de şu anda 20 yaşında olsaydım dönüşürdüm diyen. İnsanların hala anlayamadığı bir konunun altını çizmekte fayda var. Arkadaşlar ben transfobik falan olabilir miyim? Ben diyorum ki kişi nasıl mutlu olacaksa, bedensel tercihlerini o şekilde yapabilir ama yapımız AYNI. Tek fark, kimimiz bedenimizi değiştirmek istiyor, kimimiz bedenimizden memnunuz yani onu her haliyle seviyoruz. 50 yaşındaki erkek bedeninden memnun erkek görünümlü trans kadın arkadaşımız, benimle beraber olanlar beni, erkek görünümüme rağmen kadın gibi hissediyorlar diyor; aynı benim gibi! Veya bazıları hayatta erkek görünümlü kadın ruhları nomal karşılayabiliyor da diyebiliriz ve bu gerçeği insanlara kabul ettirmek için içimizden geldiği gibi yaşamaktan taviz vermemeliyiz. Ben başkaları için değil kendimi için değişmek istiyorum diyen genç arkadaşımız da yanlış karar vermemek için, daha demokratik bir ortam olan Kanada'da erkek bedeninde kadın olarak bir kaç yıl yaşayacak ve kesin kararını ondan sonra verecek... 20 yaşında olsaydım değişirdim diyen trans kadın arkadaşımız da aynı bedeninde yaşamaya devame decek ama mutsuz değil... Tabi bu konuda kafası karışık arkadaşlarımız da yok değil. Mesela bir tanesi diyor ki; bazı erkek bedenler kadın gibi silikon meme taktırıyorlar ama penislerini muhafaza edip erkek görevi yapıyorlar; bu durum tuhaf değil mi? diyor. Ben de diyorum ki, bu kişinin kendi seçimi ve diğerlerinin düşüncelerini etkilememeli. Değişime inananlar ne kadar kendi inançlarının arkasında duruyorlarsa, başka seçimler de bizleri rahatsız etmemeli. Eğer bilindik anlamdaki cinsiyetlere odaklanırsak, o zaman bize yapılan ayrımcılıktan ne farkımız kalır? Bizi rahatsız eden farklı trans yapıların aynı kefeye konması mı? O zaman doğuştan kadın bedenine sahip kadınlar da trans kadınkların biz kadınız demesinden rahatsız olmaz mı? Aynı şey erkek translar için de geçerli. Kendilerine trans erkek değil, ben erkeğim diyen trans erkeklere biyolojik olarak erkek doğan heteroseksüeller ne der sizce heteroseksist bir dünyada..? Gerçekten cinsiyetçiliği kendimiz yaratmıyor muyuz en başta LGBTİ'ler olarak veya varolan cinsiyetçiliği pekiştirmiyor muyuz tavırlarımızla, davranışlarımızla? Hem gerçekten bizim takmamız gereken konular bunlar mı olmalı insanca yaşamak, eşitlik ve özgürlük için mücadele etmek varken? Ayrıca başta da söylediğim gibi geçmişimizde yaşadığımız sorunlara takılıp kalmalı mıyız geleceğimiz için bir şeyler yapmak varken? Dertler deryasında boğulmak ve cinsiyetçilik yapmak veya cinsleri tek tipe sokmaya çalışmak yerine içimizden geldiği gibi yaşamaya, iyi yaşamak için bir şeyler yapmaya çalışsak daha iyi olmaz mı?

Toplantılarımızın cinsiyetçilik ve ahlakçılık karşıtı olarak ilerlemesinin sebebi, queer bir oluşum olmamızdandır, biline... Dışarıdan bakıldığında cinsel kimlik olarak flu görünsek de içimizde taşıdığımız kimliklerimiz veya kimliksizleştirmeye çalıştığımız kimliklerimiz var. Ama bizim derdimiz insanca eşit ve özgrü bir şekilde demokratik bir ortamda yaşamak. Hepsi bu...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder