Serdar Ortaç kendisine eşcinsel diyenlere isyan etmiş. Dedikoduların sebebini de başarısının kıskanılmasına bağlamış. Yarın çocuğu olsa, başkasından diyebilirlermiş.
Önce eşcinsel zannedilmesinden ve denilmesinden rahatsız olunması konusuna değinmek istiyorum. Eşcinsel olmayanlar kendilerine eşcinsel denilmesinden rahatsız oluyorsa, eşcinseller ne yapsınlar peki? Ölsünler mi? Sonuçta eşcinsellik var, eşcinseller de var. Eşcinsellik kötü olarak algılanıyorsa ve bu yüzden eşcinseller mağdur konumdalarsa, onları da düşünmek, onların yanında olmak gerekmez mi?
Gelişmiş demokrasilerde sanatçılar eşcinsel olarak anılmaktan rahatsız olmadıkları gibi, "eşcinsel değiliz" demeyi eşcinsellere haksızlık olarak görüyorlar. Sanatçılık da bunu gerektirmez mi; Haksızlığa uğrayanların yanında da yer alarak onların mağduriyetlerinin giderilmesine ve varoluşlarına yardımcı olmak.
Bizde sanatçılar ne yapıyor? Sadece kendilerini aklama ve kurtarma derdindeler, eşcinsel olsalar da, olmasalar da. Eşcinsel olanlar bile eşcinselliklerinin bilinmesini istemezlerken, eşcinsel olmayanlar niye eşcinsel olarak tanımlansınlar değil mi? Çünkü eşcinsellik dışlanma sebebi olduğu gibi prim de yapmıyor. Heteroseksist bir dünyada makbule geçen sadece erkeklik.
Tabi eşcinsellikten korku ve nefretle yetiştirilen nesillerden, farklılıklara karşı, hatta kendilerine karşı duyarlı olmalarını beklemek lüzumsuz bir iyimserlik olur. Çünkü erkek egemen dünyada varoluş sadece erkekçe olur; Ancak karşı cinse ilgi duyabilirsin. İçinde varsa kendi cinsine karşı bir eğilim bu bir sapmadır ve acilen kendine, erkekliğine dönmen gerekir. Çünkü hem kendini, hem de yakınlarını çevreye rezil etmeye hakkın yoktur. Er ya da geç erkekliğini ispat etmen gerekir biyolojik cinsiyetine paralel olarak. Zaten bedensel olarak erkeksen, heteroseksüelsindir. Serdar Ortaç'ın da demek istediği gibi çocuk da yapabiliyorsan, heteroseksüelliğinden şüphelenilmesi için bir sebep yoktur. Oysa eşcinsellerin metabolizması da heteroseksüeller gibi çalışıyor. Yani her eşcinsel biyolojik olarak erkek veya kadındır.
İşte cahillik burada devreye giriyor. Biyolojik cinsiyetle cinsel yönelim birbiriyle karıştırılıyor. Eğer bedensel olarak erkeksen, erkeksindir. Bunun başka alternatifi yoktur. Karşı cinsle cinsel beraberlik yaşayabilme yetisinin hetero yapmaya yettiği erkek egemen bir toplumda yaşarsak, böyle düşünülmesinden doğal ne olabilir ki. Üstelik eşcinseller de bu sayede kendilerini kamufle edip heteroseksizmin olası zararlarından koruyabiliyorlarken.
Serdar Ortaç ve gibilerinin düşüncesine göre zaten eşcinsellik diye bir şey olmayabilir de. Çünkü eşcinselliğin ayrıca biyolojik cinsiyeti yok ya... Yani senin ne hissettiğinin, kimi sevdiğinin önemi yoktur. Dolayısıyla cinsel yönelimin bedensel cinsiyete indirgendiği bir toplumda eşcinsellik de vazgeçilebilecek, gerekirse tedaviyle, gerekirse zorla, gerekirse yok edilerek vazgeçilmesi gerektiğine inanılan bir tercih, bir sapma, bir hastalık olarak görülüyor. Bu önyargıyla yetiştirme tarzı da her türlü homofobiye ön ayak oluyor. Eşcinseli de nefret ediyor eşcinsellikten, eşcinsel olmayanı da.
Sorsan herkes vicdanlı, herkes duyarlı ama sadece heteroseksizme uyanlara karşı. Ötekiler zaten olmaması gerekenler. Çoğu da kendine inanmak yerine ötekileştirilmemek için heteroseksüel olmaya çalışarak varoluyor, erkekliğinin altını çizmenin de bastırılmış eşcinsellikten kaynaklanan bir çeşit homofobi olduğunu gözardı ederek.
Serdar Ortaç başarılarının kıskanılmasından dolayı kendisine eşcinsel iftirası atıldığını söylemiş ya, her başarılı sanatçıya aynı iftira mı atılıyor acaba? İnsanların hiç işi gücü kalmadı da sanatçılarının başarısını kıskanıp eşcinsellikle mi karalamaya çalışacaklar? Bize ne ki Serdar Ortaç'ın başarısından, cinsel kimliğinden. Hem "Yarası olan gocunur" demezler mi?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder