5 Eylül 2013 Perşembe

Homofobinin kaynağı yapıdaki korkaklık

Eşcinsellikten nefretin kaynağı korkudur. Korku da her insanın yapısında vardır. Herkes de yabancı kaldıklarına karşı korku duyabilir ve korktuklarına karşı da mesafeli durabilir, onlardan nefret edebilir, ötekileştirebilir. Ama korku insanın yapısında var diye de nefreti normal karşılayamayız. Çünkü hayatta lüzumsuz korkular vardır.

Mesela eşcinsellikten korkulması için hiçbir sebep yoktur. Çünkü eşcinselliğin hiç kimseye, hiçbir şeye zararı yoktur. İnsan soyu tükenecek, hastalık, sapıklık, ahlaksızlık, günah gibi gerekçeler, dayanaksız heteroseksistçe bahanelerdir. Heteroseksizmi çevre olarak baz alırsak, çevre burada insanın genetiğindeki korkuyu olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Oysa eşcinselliğe karşı nefretle yetiştirilmese insanlar, homofobi denilen bir şey olmayabilir. Olacaktır mutlaka zorda kalınca belden aşağı vurmak için heteroseksist çoğunluğun yapısını dayanak göstererek ama bu azınlıkta kalacaktır ve de etkili olmayacaktır. Diyebiliriz ki korkuyu gereksiz yere depreştirip de, nefrete dönüştürmenin hiçbir alemi yok.

Korku genetikseldir dedim ya, bazıları daha çok korkaktırlar yapısı gereği. Özgüvenleri daha azdır. Daha kolay bozuma uğrayabilirler. O yüzden onları kendi safına çekip daha kolay kullanabildiğin gibi, onlar da sığınacak, kapağı atacak bir çoğunluk ararlar kendilerini güvende hissetmek için. Dikkat ederseniz homofobikler daha çok topluluk hayatı yaşayanlardan çıkar. Çünkü daha çok korkaktırlar, daha kolay yönlendirilebilirler ve bireysel olma özgüvenleri yoktur. Korkaklıklarına daha çok bahane yaratırlar dayanaksız bir şekilde. Dayanaksız dedim, çünkü gerekçeleri tamamıyla bilimsellikten uzak ve tabusaldır. Çürütülebilir olduğu için kurcalanmasını istemezler. Tıpkı din gibi, geleneksel yapı gibi, çoğunluk gibi.

Neden insanlar çoğunlukla böyledir. Yapılan bilimsel araştırmalar da bazı insanların korkularından dolayı yapısal olarak tutucu olduğunu, yeniliğe, değişime, farklılıklara karşı kapalı olduğunu söylüyor. Ortam da bu yapıyı destekler nitelikteyse, kişinin kendini korku ve nefret konusunda aşması mümkün, en azından kolay olmayabiliyor. Böyle bireylerin olduğu toplumlar daha bağnaz oluyor ve haliyle farklılıklara karşı ötekileştirme de daha fazla oluyor.

Bağnaz toplumlarda heteroseksüellerin homofobisi en üst boyutta oluyor. Okusa da, aydın gibi görünse de, dışarıya yansıtmasa da mutlaka homofobisi oluyor. Olmasa bile samimi olmuyor bu konuda. Çünkü eşcinsel dostluğu en fazla en yakınındaki kişinin eşcinsel olmasına kadar oluyor. En yakınındaki eşcinsel kişi de eşcinselliğine inanmıyorsa bu aydın geçinen kişinin homofobi hastalığı geçmiyor. Çünkü aydın olmuş ama birey olamamış. Demek ki onun da özgüveni tam değil ki, çoğunluğa karşı farklılığın arkasında duramıyor veya aydınlığı sözde.

Sadece çocukları eşcinsel olan ebeveynler veya çocukları eşcinsel olmayan homofobikler değil eşcinselliğe karşı olanlar. Eşcinseller de aynı korkak yapıya sahip olup, dışlanmaktan korktukları için eşcinselliklerinden nefret edebiliyorlar. Tamam, çevre önemli eşcinsellerin homofobiye karşı korkmalarında ama insanın kendi yapısında aşırı derecede korku olmasa, kendisine karşı nefret duymaz ve çevresel korku o kadar etkili olmaz
eşcinsellik konusunda.

Eşcinseller de yapısal korkaklıklarının fazlalığından dolayı, dışlanmamak için çoğunluğa dahil olmanın yollarını arıyorlar. Gizliyorlar eşcinselliklerini, erteliyorlar, kurtulmanın yollarını arıyorlar eşcinsellikten, doktora gidiyorlar, dine yöneliyorlar, kurtulamayınca da çatışma yaşıyorlar. Her eşcinsel bu çatışmadan çıkamayabiliyor. Çünkü homofobi buna fırsat vermiyor. Çıkanlar da bir çok engeli göze almak zorunda kalıyor.

Bu konu nerden aklıma geldi gene derseniz, İngiliz bir asker önce kadın olup sonra Müslüman olmuş ya, bu bile korkunun çevreden çok kişinin kendi yapısıyla alakalı olduğunun kanıtı. Transseksüel olduğu için cinsiyet değiştirmiş olabilir ama cinsel yönelim ve cinsiyet değişikliğine hiç hoş bakmayan bir dine yönelmesi bile içinde çatışmaya sebep olan korkuyla baş edemediğinin gösteriyor. Çünkü eşcinselliğe en karşı olan Müslümanlık dininin hoşgörüsünü kazanırsa ve de kabul edilirse içindeki korkudan kurtulmuş olacak. Çünkü içindeki korkuya sebep kalmayacak.

Benim korkularım yok mu, var ama lüzumsuz korkularım yok. Şiddete karşı bir korkum var ki, bundan doğal ve mantıklı da ne olabilir. Kim canının yanmasını ister ki? Korkumun haklı bir dayanağı olduğu için de nefrete dönüştüme ihtiyacı hissetmiyorum. Dayanaksız ve akıl dışı mantıksız korkular nefret dönüşüyor. Çünkü korkmak için mantıklı bir gerekçe yoksa, o korkuyu nefretle pekiştirme ihtiyacı hissediyor korkan kişi. Korkuyor ama neden korktuğunu bilmiyor. O kadar korkaklar ki, korkularına mantık aramak yerine, dışlanmamak için nefret yolunu seçiyorlar işte.

Çok korkak insanlar dışlanmaktan korktuğu gibi şiddetin kaynağı da korkaklıktır. Bu korkaklık kişinin özgüven eksikliğine sebep olup nefret gibi, şiddet gibi kolay mekanizmalara başvurmasına sebep oluyor. Çünkü sebepsiz korkusunu ne ile yeneceğini bilmiyor ki zaten korkulacak bir şey de yok.

Kısaca diyebiliriz ki homofobinin sebebi yapıdaki aşırı korkaklık ve çevrenin bu korkaklığı haklı çıkarmak için bahanelerle besleyip nefretle pekiştirmesi. Yani sadece heteroseksüel olup da, farklı cinsel yönelime karşıtlıkla direkt alakalı değil, kişinin genel psikolojik yapısıyla alakalı homofobi. Ve içinde yaşadığımız çevre de ne ise, kendine göre yönlendiriyor bireylerini. Mesela homoseksist bir dünyada yaşasaydık, bu sefer heterofobi olacaktı ve homoseksizme bir sürü dayanaksız gerekçeler sunulacaktı tıpkı heteroseksizmin yaptığı gibi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder