Hollandalı bilimciler, hayvan etiyle kesinlikle alakası olmayan, yani hayvan kesmeden laboratuvar ortamında et üretmişler. Bu yapay et hamburger köftesi olarak pişirilip test edilmiş ve denekler normal hayvan etine yakın bulmuşlar tadını.
Bilimciler neden böyle bir şeye kalkışmışlar? Ahlaki kurallar sebebiyle. Yani et yemek için bir hayvanın kesilmesi bana göre de ahlakla kesinlikle bağdaşmıyor.
Yalnız laboratuvar etlerini herkese yetebilecek şekilde marketlerde görebilmek için daha 10 veya 20 yıl sabretmemiz gerekiyormuş.
Bu yapay etin nasıl üretildiğine gelince... Hayvanın kas dokusundan alınan hücrenin çoğaltılmasıyla. Bilimciler şimdi, ete gerçek tadı veren yağ hücrelerini yakalamaya çalışıyorlarmış.
Bu konu beni neden ilgilendiriyor? Çünkü ben hayvanların hiçbir şekilde öldürülmesini istemiyorum. Doğada her canlının dokunulmaz yaşama hakkı olduğuna inanıyorum. Yok öyle Tanrı istemiş falan. İnsanların hayvanlara güç yeterliliği yapmasından başka bir şey değil hayvanların öldürülmesi-kesilmesi. Neymiş et yemezsen sağlık problemleri yaşarmışsın. Öyle bir şey de yok. Etteki proteinleri, vitaminleri doğadaki bitkilerden ve diğer hayvansal gıdalardan karşılayabiliriz. Et yemeyenler daha az sağlıklı oluyorlar veya daha mı erken ölüyorlar? Kandırmayalım kendimizi.
Damak tadımıza teslim olmuşuz. Yemek yemek arabanın benzin ihtiyacı gibi bir şeydir. Şölene dönüştürmenin ne alemi var. 10 dakikada yok edilecek protein, vitamin, karbonhidrat gibi besin maddelerini süs haline getirmenin hiçbir anlamı yok. Doyduktan sonra ne kalıyor geriye?
İşte et de öyle bir şey. Proteini et dışında da olsa aldıktan sonra insanın canı et çeker mi? İnsanın kendini koşullandırmasından başka bir şey değil. Bence yemek kültürüne koşullandıracağımıza kendimizi, okuyup bilgilenmeye koşullandırmalıyız.
Zaten kurban kültürü, ilkel toplumların günümüze bir uzantısı olarak müslüman toplumların bir geleneği değil mi? Amaç et yemekse yemeyiverelim. Çünkü protein et dışında da var. Amaç kurban kesmekse, Tanrının, verdiği canı zamanı gelmeyince almak isteyeceğini zannetmiyorum. Amaç sevap kazanmaksa, her yıl kesilen yüzbinlerce hayvanla, aç insanlar daha uzun süreli doyurularak daha çok sevap kazanılabilir. Bir hayvan parasıyla bir aile, bir ay geçinebilir fakir ülkelerde. E daha ne diyeyim ki?
Tabi ki bilim diyorum. Çünkü ahlak da orada, insanlık da orada, vicdan da orada, eşitlik de orada, adalet de orada, barış ve huzur da orada, kısaca gerçek hayat bilimde, bilimsel bilgide. Hem de rengarenk! Korkusuz ve daha özgürce.
Kimse söylediklerimi kendi kültürü ve inancına hakaret olarak algılamasın. Benimki vicdani bir ifade özgürlüğü. Niye ifade etme ihtiyacı hissettim? Çünkü daha hayvanı, yaşama hakkı olan bir canlı olarak görmeyip, onlardan nefret eden insanlar çoğunlukta bu dünyada. Ki bu insanlar bazı hayvanlardan nefret ediyorlar ve bazı hayvanların etini yiyiyorlar. Çelişki değil mi bu? Mesela ben sevmediğim bir şeyden faydalanma ihtiyacı hissetmem. Mesela bana hitap etmeyen, beni tatmin etmeyen bir kitabı niye okuyayım ki?
Dün dini inancı kuvvetli bir arkadaşımla seks yaptım, üstelik bu arkadaşımız her seksten sonra pişmanlık duyar eşcinsellik günah diye ama seksi gelince kendi cinsiyle yatmaktan da alıkoymaz kendini. İşte bu arkadaşımızın, dindar arkadaşımızın ayağına kedim sürtününce strese girdi. Neden hayvan sevmediğini açıklayamadı da. Sanırım "O bir hayvan, insanlarla hayatı paylaşmaya ne hakkı var" diye düşünüyor.
Bir de eniştem var. Evin içinde kedi görüce cinnet geçiriyor. Çünkü pis diye düşünüyor. Mesela ben hayvan sevmeyen bir kişiyle dünyanın en güzel insanı olsa da, en insanlıklı insanı sayılsa da, kendini hayvanlarla yaşama hakkı olarak eşit görmedikten sonra, o kişiyle aynı evde bir hayat süremem. Çünkü sevgi yoktur o insanın içinde. Gerçek sevgi değildir sevgisi.
Nereden nereye geldik değil mi ama birbiriyle bağlantılı hayata dair şeyler ne yazık ki. Bütün bayramlarımız protein değil şeker tadında olsun!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder