12 Haziran 2013 Çarşamba

Bir başbakanın vatandaşlarını anlayamaması!


Tarih herkesin bilincine, yapısı itibariyle farklı kaydedilir."Gezi Parkı" olayları da bir çok yönüne rağmen, benim bilinç tarihime Recep Tayyip Erdoğan'ın duyarsızlığının yarattığı şiddet olarak kaydedilecek. Bugün Radikal gazetesinde başına gaz fişeği isabet ederek beyin kanaması geçiren Lobna Allemii'nin hala uyanamadığını okuyunca, Başbakan'ın duyarsızlığı hafızamda iyice pekişti. İzmir'de yaralılılara yardım etmek amacıyla meydanlarda bulunan kadın tıp öğrencisinin polisler tarafından önce bayıltılıncaya, sonra da ayıltılıncaya kadar dövülmesiyse, adına demokrasi dediğimiz yönetim şeklinin hangi boyutunda bulunduğumuzun göstergesi olarak, yaşanan acımasızlıkları başka türlü algılamam söz konusu olabilir mi? İnsan hayata gözleriyle bakar. Kaç vatandaşımız görme duyusunu kaybetti bu antidemokratik yönetim yüzünden. Bir de şiddeti meşrulaştırmaya çalışıyor Başbakan biber gazının bütün dünyada kullanıldığına sırtını dayayarak. Başkası yapıyor diye senin de mi yapman gerekiyor? Bir de polisin vuranı değil de ağır yaralananın peşine düşmesiyse, kimler tarafından yönetildiğimizin trajikomik gösterisi!

Herkes olaylara tepkili ama Başbakan sanki sinek vızıltısına tepki gösterir gibi "bir avuç çapulcu, bir avuç terörist" diyor eylem yapanlara. Özellikle polisin şiddetine karşı meydanlara dökülenleri terörist ilan etmesinin mantıklı bir açıklaması olabilir mi? Yazık diyorum sadece. Çünkü tepki gösterenler arasında karıncayı bile incitmeyecek insanlar var. Ezgi Başaran bugünkü yazısında içinde bulunduğumuz konumu öyle güzel ve cesur ifade etmiş ki, umarım Başbakan'ın kulağına kadar gider bu söz. "Duygu, empati, şefkat geçirmez duvarla çevrilmiş bir kişi tarafından yönetiliyoruz". Gerçekten bu kadar olaydan sonra bir ülkenin başbakanı hala şiddeti durdurabilecekken, "Ben de sizin anlayacağınız dilden konuşurum" diyerek polisine şiddet emri verebiliyorsa, bu ülkenin vatandaşları olmaktan çoktan çıkmışız demektir Başbakan'ın gözünde. Empatisi, vicdanı, duyarlılığı olan bir insan kendini karşısındakinin yerine koyup anlamaya çalışır ve "Bu kadar insan bana neden tepki gösteriyor?" diye bir düşünür.

Her zamanki gibi hep kendisi doğru, hep kendisi haklı. Tek dayanağı da sandıklar (ve hala ağaçlara, çevreciliğe takılı kalması. Hata olarak kabul ettiği tek şey de en başta polisin vatandaşlara orantısız şiddet kullanması. Şiddetin orantılısı mı oluyor, bir referansı var mı orantılı şiddetin? Daha sonra kullanılan şiddet düşman kuvvetlerine mi karşıydı? Eylemi devam ettirenler masum vatandaşlar değil miydi? Tabi kendi % 50'sine dahil olmadıkları sürece ötekiler masum sayılmazlar! Bir ülkenin başbakanının vatandaşlarını ikiye bölerek kutuplaştırması da görülmüş bir şey midir bilmiyorum. Kendi % 50'sini diğerlerinin üzerine salacakmış ya!). Sana oy veren yanılmış olamaz mı? Sen verdiğin sözde durmamış olamaz mısın? Özgürlük baskı mıdır, bir kişinin düşüncelerinin herkese dayatılması mıdır? Bu ülkede herkes Müslüman, Türk, heteroseksüel ve muhafazakar değil yazık ki! İdrak edilemeyen belki de bu. Yani insanların tek tip olmadığı, olamayacağı. Kendi vatandaşlarını boş verin, bütün dünya ve kendi parti içinden milletvekilleri bile yapılan müdahalenin insanlık boyutunu aştığını dile getirirken, bu inatçılığın sebebi ancak psikolojik boyuttan ele alınabilir diye düşünüyorum. Veya iktidar sevdası vazgeçilmez ve çaresiz bir sevda mıdır?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder