30 Mayıs 2013 Perşembe
Kendi cennetinde yaşamanın faydaları ve sakıncaları!
İnsan durumu gereği uzun süre toplumsal yaşamdan birebir uzak kalınca, teknoloji sayesinde ne kadar olan-bitenin farkında olsa da, ihtiyaç gereği tekrar toplumsal yaşamla kontak kurduğu zaman, gerçekler sana nerede yaşadığını hatırlatıyor ve sanki birden antidemokratik bir ortama ışınlanmış hissi yaratıyor. Benim de çalışırken içinde bulunmak zorunda kaldığım ve bana ters geldiği için rahatsız olduğum, adına düzen denilen ama bana göre düzensizlik olan bu sistematikte ne kadar psikolojik olarak çöküntüye uğrasan da, bir süre sonra kendini alıştırıyorsun veya yaşamak için alıştırmak zorunda kalıyorsun, en azından alışamasan da alışıyormuş gibi yapıyorsun. Ama soyutlanmaya zaten dünden gönüllü olduğun bu heteroseksist muhafazakar sistemden uzak kalınca, kendi demokrasine dönmen çok zor olmuyor. Hatta o korktuğun düzeneğe geri dönmek istemediğin için, senin kendine kavuşman cennet hissi yaratıyor. "Ben nelere katlanmışım" diyorsun. Kendi dünyana kavuşunca, önce resmen intihar etmişsin de, sonra da rüyadan uyanmışsın gibi oluyor. Topluma karışmak istemiyorsun artık. Sosyal olmamak pahasına, kendi kendine sosyalleşmeye çalışıyorsun. Toplumsal yaşama, içinde yaşayarak yabancı olmaktansa, dışarıdan yabancı olmak daha sağlıklı olmanı sağlıyor. Tabi bu durumun toplumsal kültür inşasına kendinden bir parça sunamamak, mesela eşcinselliği toplumsal yaşama karıştıramamak gibi sakıncalı tarafları oluyor ama, sakıncalı ve güzel taraflarına rağmen, istemesen de şartlar evde yaşamaya mecbur bırakabiliyor. Bunu da bir deneyim ve de değerlendirme süreci olarak kullanıyorum ama.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder