Kırmızı veya sarı da ahlaksız değil, doğanın renkleridir.
Bazı şeyleri birbirine karıştırmak, insanları karombole getirerek birbirine düşürebilir. Şimdi nasıl gıda maddesiyle keyif verici maddeyi bir tutabiliriz. Zaten içki denince akla, sarhoş olmak için alınan alkol gelmiyor mu? Ayran da meşrubatla gibi bir içecek sınıfında değil mi?
Peki neyin Milli davası bu? Tabiki de muhafazakarlıkla özgürlüğün davası. Bir taraf geleneklerle kendini haklı çıkarmaya çalışıyor, bir taraf zaten müdahale edilmesi söz konusu bile olmayan temel hak ve özgürlükler tarafında yer alıyor.
Kim ne içerse içsin. Herkesin keyfine kimse karışamaz ki. Adam içince rahatlıyordur, özgüven kazanıyordur, kendini kaybederek kendini buluyordur. Zaten heteroseksist sistem insanlara içmekten başka bir çare mi bırakıyor? İnsanların kimlikleri ellerinden alınıyor, bir formata sokulmaya çalışılıyor, sonra da ayranla susturulmaya çalışılıyor.
Ben alkol gibi, dövme gibi, pearcing gibi muhafazakar sisteme aykırılıkları, insanların kaybedilmiş özgüvenlerini bulma çabası olarak görüyorum. İnsanlar doğduğu günden itibaren kendilerinden uzaklaştırılmasalar, aykırı olarak görülen tarzlara hiç ihtiyaç duymazlar. Bu aykırılıklar, insanların kendilerine bir dikkat çekme çabasından başka bir şey olabilir mi? "Ben burdayım, ben varım" demek istiyorlar.
Çünkü kendilerince varolma şekilleri ellerinden alınmış. Kendilerince varolurlarsa zaten dışlanıyorlar. Çünkü kendilerince varoluş şekli bireysellik, özgürlük içeriyor ve bu da toplumsallığa ters düşüyor. E ne yapsın birey de? Kendini aykırılığa, deliliğe, delikanlılığa, bunalıma, alkole, marjinalliğe, vesaireye veriyor,vuruyor.
İnsanlar ayranla sağlıklı yaşasınlar ama kendileri olarak da yaşasınlar. İnsanlar özgür olunca bakalım ne kadara aykırı olacak, ne kadar alkolü tercih edecek?
Mesela ben, alkolü savunan biri olarak alkolik olduğum falan zannedilebilir. Oysa ağzıma ne alkol, ne de sigara sürmüşümdür. Mümkün olduğunca gazlı içecekler bile içmem sağlıklı yaşamak adına. Gel gör ki alkol içenler tarafındayım. Çünkü alkole karşı çıkanların amacı, insanların sağlığını düşündükleri için değil ki, muhafazakar ve din odaklı bir yaşamı % 100 hayata geçirmek için. Eğer insan sağlığını düşünüyorlarsa, o zaman sağlık konusunda daha fazla bilgilenmeleri gerekiyor.
Eşcinsel seks de eşcinsellerin sağlığı için vazgeçilmez bir doğallık, gerçeklik. Ama aynı yönetim tarafından hastalık olarak ilan ediliyor, ahlaksızlık olarak ilan ediliyor. Bu da gösteriyor ki, neyin sağlıklı olup olmadığına, gelenek gibi, din gibi unsurlara göre karar veriyorlar.
Bana sorarsanız, ayran benim Milli'den öte temel içeceğimdir. Su yerine bile ayran içerim. Ama benim temel içeceğimin siyasete alet edilmesi, özgürlüğüm daha ön planda olduğu için, beni ayranımdan da soğutacak bu gidişle. Siyaset, insanların temel ihtiyaçları üzerinden ideolojik dayatmalarla muhafazakarlık için değil, daha mülayım bir şekilde hak ve özgürlükleri için yapılmalıdır. Ayranla rakı arasında tercih yapılabilir mi? Eğer alkol gibi fazla alındığında insan bünyesine zarar veren maddelerin zararını hatırlatmaksa niyetiniz, bunu alakasız şeylerle kıyaslayarak yapmak yerine, insanları keyif verici maddelere aşırı boyutta iten bağnazlıklara son vererek yapabilirsiniz.
Mesela bol-bol seks yapılsa, insanlar istediği gibi özgürce bol-bol sevişebilse, ideal hale getirilen muhafazakar yaşam tarzları dayatılmasa, insanlar yapılarına uygun şekilde yaşasalar, bakalım alkol gibi, sigara gibi, veya diğer keyif verici maddelere ne kadar ihtiyaç duyarlar? Bir nev-i ahlak bahanesiyle ahlaksızlıklara kendimiz sebep olmuyor muyuz?
Sahi yasaklarla kim, insanların özel hayatına ne kadar müdahale edebilir ki, edebilmiş ki? Bu kargaşanın devamı için, yasaklar da siyasetin bir parçası mı acaba? İnsanlar hep böyle düzensiz olsun ki, yasakçı, heteroseksist iktidarlar hep varolabilsin!
Gerçekten herkes hayatını özgürce yaşasa, her şey kendiliğinden düzen oturur ve iktidarlara ihtiyaç kalmayabilir. Çünkü iktidarlar, özgürlük kısıtlamasıyla yok edilen özgüvenlerin bir tamamlayıcısı haline getiriliyor. İnsanlar çoğunluğa dahil olarak varolabiliyorlar böylece. İnsanlar birey olmayı öğrenirlerse bu çoğunluklar olmayacak, anlamını yitirecek çünkü. Herkes kendi kendinin iktidarı olduğunda, bu yasakçı iktidarlar olamayacaklar işte.
O kadar da çelişkili ki bu yasakçı iktidarlar. Mesela kadında feminenliği, erkekte maçoluğu savunurlar ama kadının kamuda feminen olmasını hazmedemezler. Çünkü tek taraflı bir özgürlük anlayışları var. Her şey kendi çıkarlarına hizmet etmeli. Kadınlar sadece "koca" denilen heteroseksist unsura feminen olmalı. Bu zihniyete göre kendi adına bile feminen olamaz kadın ki, kamusal alanda olsun.
Türk Hava Yolları'nda kadınlara kırmızı ruj yasaklanmış ya, gerekçesi de yolcuların şikayetçi olmasıymış. Bilmem kaç yıllık Hava Yolları'nda hangi dönemde rahatsız olmuş yolcular kırmızı rujdan? Hem birileri rahatsız oluyor diye, insanların hangi tondan güzel görüneceğine başkaları nasıl karar verebilir? O zaman heteroseksist ve muhafazakar unsurdan rahatsız olanların rahatsızlıkları da göz önünde bulundurulsun.
Türbana gelince özgürlük, ruja gelince ahlaksızlık mı oluyor? Pardon sarı saç da daha önceden yasaklanmış. Topuz da tepe de değil, arkada olacakmış. Bir fırsatını bulsalar hepsini türbana sokacaklar ama daha şimdilik cesaret edemiyorlar. Bana bu yasaklar, insanın kendi bindiği dalı kesmek gibi geliyor. Çünkü özgürlüklerin kısıtlanmasının ucu, eninde-sonunda muhafazakarlığı savunanlara da dokunacaktır öyle veya böyle. Ayrıca kırmızı veya sarı renk ahlaksız değil, doğanın renkleridir. Kötü niyetli anlam çıkaran da siz muhafazakarlar değil mi?
Halil Bey yazdıklarınızı çok beğenerek okudum ve okumaya devam edeceğim. Kaleminize sağlık ve de Helal olsun size.
YanıtlaSilMrs. Jackson