9 Şubat 2011 Çarşamba

Yüreğimdeki Pati İzleri - Sen benden ne anlarsın ki, sevgime ahkam kesiyorsun!



Bilgisayarımın her başına geçişte Kara'nın yani kedimizin bilgisayarın ve eski tip monütörün üzerindeki izler gözüme çarpıyor. Hani insan sevdiğinin kusurlarını bile görmezmiş ya aşkın gözü kör olduğu için, takıntılı biri olarak Kara psikolojik arızalarımı da iyileştirdiği için pati izlerine sevgiyle, özlemle bakıyorum, özellikle bugünlerde. Malumunuz kedilerin çiftleşme ayı ve Kara bazı günler sabaha doğru geliyor eve. "Aman ne halin varsa gör" diyorum ama onu düşünmekten ve beklemekten kendimi alamıyorum. Eve gelmediği bir şey değil, "Ya başına bir şey gelirse" diye çok ama çok korkuyorum.

Biliyorum o doğasının gereğini yaşıyor, arkadaşlarıyla çok mutlu ama biz şu anda doğal bir dünyada yaşamıyoruz ki veya doğamız cana kasdeder konuma geldi. İnsanlar hayvanları sevmiyor veya trafik canavarları patikaları egemenliği haline getirmiş. Kapitalist dünya çıkarları için petrolle çalışan araçlara özene-bezene yollar yapıyor ama doğayı koruyan, insan gücüyle çalıştığı için insanın kendisinin sağlığını da koruyan iki tekerlekli araçlar için hiçbir şey yapmıyor. Bisiklet yaşamsal bir gereklilik değilmiş de spor yoksunu milletimiz için bir özentiymiş veya çocukların oyuncağıymış gibi davranılıyor.

Bugünlerde çok bitkin geliyor Kara eve ve hiç yemiyor. Yani aşka düştü büyük ihtimal. Kedilerin başını bekliyor saatlerce. Ama eninde sonunda, sabaha doğru da olsa geliyor eve. Azıcık da olsa onu kollarımda uyutabiliyorum, insan gibi soluk alıp-verişini, nefesini yüzümde hissedebiliyorum. Hani "Her şey bir insanı sevmekle başlar" dediği gibi Sait Faik'in, her şey ve daha fazlasının bir hayvanı sevmekle başlayacağından çok eminim.

Keşke sevmenin şekli-şemali olmasaydı da içimizdeki sevgiyi ortaya çıkartabilecek doğal faktörlere-doğanın gerçeklerine yabancı kalmasaydık, bastırmasaydık sevgimizi içimizde, köpürtseydik sevgi-sevgi, çoğaltsaydık yumak-yumak, utanmasaydık sevmekten-sevilmekten.

Daha babaların düne kadar çocuklarını bile özgürce sevemediği bir dünyada erkekliğe yakıştıramadığından, nasıl hayvanları veya kendi cinslerimizi sevebiliriz ki aşkla. Sevmek mahremiyetin namus timsali olduğu ve anahtarları da tanımadığımız insanların elinde olup, onlar tarafından açılmasına izni verildiği sürece içimizde bastırıldığından, dışarıya öfke ve nefret olarak akmaya devam edecektir.

Oysa ne hayvan sevmek kokoşların süsüdür, ne de eşcinsel aşk hastalık, sapıklıktır. Asıl sorun sevginin paket haline getirilip yutturulmaya çalışılması, işlenmemiş ham halinin orjinalliğini koruyamaması, herkesin yapısına uygun sevgiyi yaşayamaması.

Verilebilecek tek cevap "Onların" anlayacağı dilden, "Sen benden ne anlarsın ki, sevgime ahkam kesiyorsun!"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder