19 Aralık 2010 Pazar

Zihniyet Teslimiyet

Herkesin,eşcinsellerin anlatacak bir şeyleri var,anlatıyorlar,anlatmalılar da çektikleri sıkıntıların hasır altı,haksızlıkların gözardı edilmemesi için,hatta yüzüne vurulmalı erkek düzenin her şeyi göze alarak kaybedilecek bir şey olmadığı,kalmadığı için.

"Teslimiyet" filmi oynamaya başladı transseksüellerin oynadığı ilk eşcinsel film olarak ve dolayısıyla oyuncularıyla röportajlar yapılıyor gazetelerde yaımlanan.Bu sayede eşcinseller heteroseksist medyanın yanlı bakış açısıyla homofobik haber malzemesi olacağına,eşcinselliği doğru anlatmak için bir fırsat da yakalamış oluyorlar.

Bütün transseksüellerin neredeyse kadermiş gibi ortak bir geçmişlerinin olduğuna şahit oluyoruz.Çocukluktan itibaren kendilerini,cinsel yönelimlerini ve cinsel kimliklerini tanımlayamasalar da bir farklılık hissediyorlar.Onlar için bir Zeki Müren,bir Bülent Ersoy,bir de kendileri oluyor dünyada farklı olan,eşcinsellik diye bir şey yokmuş gibi,görmedikleri,duymadıkları,bilmedikleri,öğrenmedikleri,öğretilmediği(Haşa!) için.Kendini keşfedinceye kadar "kız gibi" ötekileştirmesiyle aşağılanıyorsun,dışlanıyorsun ailen başta olmak üzere içinde bulunduğun tüm çevre tarafından,sen ne kadar psikolojini sağlam tutmaya çalışsan,hatta bunu başarsan da ailen tarafından psikoloğa götürülmek zorunda kalabiliyorsun.İstenilen yanıt psikologlardan alınamayınca onlar tarafından da tekmeyi yiyiyorsun.Ailesi tarafından destek bulan şanslı eşcinseller istisna sayılabilir geneli baz aldığımızda.Sadece dışlanmakla kalsalar;Şiddet,cinayete kurban gitmek,açlık,işsizlik,evsizlik,fuhuş gibi tüm olumsuzluklar da kaçınılmaz oluyor.İşsiz kalıp heteroseksizmin cinsel ihtiyacına malzeme olduğun gibi/için fahişe olarak dışlanıyorsun,hesap vermek zorunda bırakılıyorsun çelişkinin de normalleştiği iki yüzlü dönek düzende.

Sanki genelevde hayat kadınlarına "nasıl düştüğünün" sorulmasından gına geldiği gibi kendimizi düşmüş gibi hissedip eşcinselliği anlatmaktan sıkıldığımız,yorulduğumuz,ters teptiği için mücadele şevkimizin kırıldığı anlar olmuştur,olacaktır,vazgeçme noktasına gelinecektir ama direncimiz kırıldığı an,hiçbir şey yapılmamış gibi en başa dönüleceğinden,üzerine duvar yapılacak temel kalmayacaktır gelecek nesil mücadeleleri için.Şu anda "pes etme" duvarı aşılmış gibi umutlanıyor insan ama bu içinde bulunduğumuz kültürdeki eşcinsel mücadelenin tatmin edici olmasından mı,hiçbir kültürün dünyanın gerisinde kalamayacağı,rüzgarın etkisine eninde-sonunda kapılacağı umudundan mı bilmiyorum.

Dünyadaki ileri demokrasilerle paralellik kurmak fazla hayalperestlik mi olur acaba?Ezilmişler,ötekileştirlmişler için bir cesaret kaynağı olamaz mı oralardaki,değişimler,gelişimler?WikiLeaks kriptolarına hiçbir iktidar tepkisiz kalamadığı gibi,dünyadan bihaber yaşayan uykudakiler de,uyanacaktır umarım.Öğrenci protestoları bulaşıcı bir virüs gibi "bize" kadar geldi ki heteroseksizmin bağışıklık sistemi güçlendirilmeye başlandı bile biber gazıyla,joplarla ve de "torba" yasasıyla.

Amerika'da "sorma,söyleme" yasası senatonun da onayıyla kaldırılarak orduda eşcinsellerin açık askerlik yapabilmelerinin önünde hiçbir engel kalmamış artık.
California merkezli düşünce kuruluşu Palm Center’dan Aaron Belkin, “ABD’deki en büyük işverenin sonunda eşcinselleri ve lezbiyenleri insan olarak görmeye başladığını” belirtmiş.
Söz konusu yasa yüzünden ordudan atılan Warren Arbury, “Bu eşit vatandaşlar olmak için atılan büyük bir adım” demiş. Arbury, “Önemli bir değişiklik olsa da, çok uzun bir yolda yaşanan ilk büyük gelişme” yorumunu yapmış.

Dünyada özgürlük adına,demokrasi adına heyecan verici gelişmeler insana umut verirken,bizdeki protestolar yumurta israfı olarak değerlendirilebiliyor,şiddete maruz kalan protestocuların sınırı çizilip hadleri bildiriliyor genelin heteroseksist bakış açısından alınan cesaretle.

Nasıl mı?Son iki günlük zihniyete bakmamız yeterli olacak.Kürtçe şarkı söylemiyor diye bir şarkıcı barda kurşunlanarak öldürülüyor.Yıkadığı çamaşırlar güzel kokmuyor diye bir kadın kocası tarafından karnından bıçaklanıyor.Tabi sonu malum,söylememe gerek var mı?Zihniyet aynı olunca kadın,erkek,zaman mekan fark etmiyor,acımıyor bu zihniyet.

Aynı cinsiyetin bazı kadınları heteroseksizm adına barlarda kadın çalışan istemiyor "Ahlaka aykırı ve kocalarımızı elimizden alıyorlar" düşüncesiyle.Kocaya sahip olunabilse diğer cinsdaşların da alma gücüne sahip olmazlardı.Demek ki kocalara sahip çıkılamıyorsa,alınmıyor dur da elden,onlar kendi isteğiyle sizi bırakıyordur sizin koca eline mahkum olma zihniyetiniz yüzünden.Yani buarada da gene tahrik bahanesi söz konusu olduğu için tahrik olanın,giden kocanın hiç suçu yok!

Bir başka kadın da kocasıyla duygusal ve cinsel ilişkiye girdi diye "öteki" kadın hakkında tazminat davası açmış Yargıtay Hukuk Kurulu’nun 24 Mart 2010 tarihli “Davalı, davacının eşi ile evli olduğunu bilerek duygusal ve cinsel ilişkiye girdiğine göre; Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi gereğince manevi tazminatla sorumlu tutulması gerekmektedir” kararını tazminat talebine dayanak olarak göstererek.Haberin başlığı da konuyu çok güzel özetlemiş;"Kocamı çaldın,borçlusun".İmzanın dışında kalan mı "öteki"dir,sevgiye dahil olan mı "öteki"dir peki?

Yargıtayın karısıyla cinsel ilişkiye girmeyi becerememesinden dolayı erkeği tazminatla cezalandırmasıysa,heteroseksizmin kendi kazdığı kuyuya kendisinin düşmesi midir,yoksa erkeklere "görevinizi layıkıyla yapın,yoksa ben yaptırmasını bilirim" anlamında bir gözdağı mıdır bilemeyeceğim artık.

Ya erkek hemşireye iğne yaptırmak istemeyen aileye ne demeli?Yarın hastanın tersine türbanlı doktorların ve hemşirelerin cinsiyet ayrımcılığı yaparak kendi cinsi dışındaki hastaya bakmayacağının garantisi var mı?Türbana kişisel özgürlük diyenler acaba türbanın kadınları erkeklerden korumak için bir araç olarak kullanıldığını bilmiyorlar mı?Saçlarını bile erkek bakışından koruyan zihniyet bedene temas eder mi sizce?Etmeyeceğini hepimiz biliyoruz da,gene de kişisel özgürlük diyoruz?

Demek ki çoğunluğun zihniyeti aynı,yani herkes "haremlik,selamlık" olmayı onaylıyor.Tıpkı Milli Eğitim Bakanı'nın bile eğitimin yaygınlaşması içim kızlarla erkeklerin ilköğretim çağında ayrı sınıflarda okutulmasının faydalı olabileceğini onaylaması gibi.E ondan sonra zaten kendileri de yani kızlar ve erkekler birlikte okumak istemeyeceklerdir.Sonra eşcinsel oluyorlar diye bir de korkarsınız,üstüne-üstlük cezalandırırsınız.Bu tür ilişkiye girenleri yurtlarda,sürgüne göndermiyor musunuz,güreş federasyonu bu tür ilişkiler yaşanıyor diye bazı şehirlerdeki güreşçilerin kaldıkları yerler kapatmadı mı?

RTÜK'ün üzüm türünü şarap markasının reklamını yapıyorsun diye özel bir televizyon kurumuna ceza kesmesiyse,muhafazakar sistemin ticari hayatta kendi bakış açısını dayatmak amacıyla yaptırım uygulamasından başka bir şey değil,aynen tatil günleri çalışma harçlarına zam yapan Çorum Belediyesi'nin içki ruhsatı olan yerlere yüzde 128, diğerlerine yüzde 10 zam yaptığı gibi.

Eskişehir'de öğrencilerin, yurda giriş saatini 21.00 yapan Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü'nü protesto edip 'kız yurdu'nun isminin 'kadın yurdu' olarak değiştirilmesini istemeleriyse,heteroseksizmin cinsiyetleri alt kategorilerde de ahlak cenderesine sokmaya çalışmasına,yani kadın kocaya teslim oluncaya kadar "kız" başlığı altında ahlak gerekçesiyle korunmalı düşüncesine karşı çıkan örnek bir başkaldırıydı.

Zaten erkek egemen toplumda kadın olamazsın.Kadın olmak demek bağımsız demek,kocasına baş kaldıran demek,dolayısıyla ahlaksız demek.Kız olarak doğarsın,evlenip "Bayan" olarak devam edersin yaşamına erkek egemen sistemde.Bayan da bayanlığın hakkını teslim eder ama.Sadece onlar mı teslim olanlar?Teslim olmayan kaç kişi var demek daha doğru olmaz mı?

Kız voleybol veya bayan voleybol takımı yerine kadın voleybol veya basketbol takımı denmeye başladı ama bunu günlük hayata geçirmemiz o kadar kolay olmayacak tabi ki?Umarım kulüpler de bayan veya kız olmayanları kadın oldukları için takımdan atmazlar.Çünkü bazı yönetimler ahlaklı sporcu tercih ediyorlar,eşcinsel sporcuya tamamen karşı çıkıyorlar.

En acı olan da din,dil,cinsiyet,ırk,renk ve etnisite ayrımcılığının sevginin önüne geçmesi.

Şeriata karşı korkuların yersiz olduğunu savunanlar ise aynı dünya üzerinde yaşadığımızı unutup,benzer örneklerinden habersiz yaşıyorlar galiba veya modern şeriatı normalleştirmiş olarak görmezlikten-duymazlıktan geliyorlar.İnsan duyarlıysa,insan biraz insansa,kendi canı yanmadan da tüm vahşetlere karşı tepkisel olması gerekir.Orası bilmem neresi demek,ayrımcılığa maruz kalanlara hak ediyor gözüyle bakmak demektir.Olay burnumuzun dibinde cereyan edince de kendini kurtarmak için,Sudan'da pantolon giydiği için kırbaçlanan kadına Devlet bakanının "Eğer şeriat hukukuna göre kırbaçlanmışsa soruşturma olmaz" dediği gibi,hak etmiştir gözüyle bakmamız kaçınılmaz olacaktır."Hamile kızın sokakta protestoda ne işi var,hem üstelik gayri meşru hamile" demedik mi?Bu da bir nevi şeriatçı zihniyetin bir parçası sayılmaz mı? Onlar şeriatı açık-açık istiyorlar diyebilirsiniz.En kötüsü de modern gibi gözüküp,muhafazakar olmak değil midir sağ gösterip sol vurarak?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder