Çoğunluğa benzeyip var sayılmaktansa,kendin olup yok sayılmak daha önemli.İnsanın kendine var olması,kendi olmasıdır yaşama sebebi aslında.İnternet de eşcinsellerin kendilerini keşfetmelerini,kendilerini gerçekleştirmelerini sağlayan tüm zamanların en büyük mucizesi.
Çamurdan yatığım tabletin üstüne adımı soyadımı yazdığımda ilk okula başlamadığım ama kaç yaşında olduğumu hatırlamadığım bir yaştı.Oyadan nakışa,halı dokumaktan dikiş dikmeye,tüm el işlerine meraklıydım ve yapyordum.Bir şeylere yatkınlık yapıdan demek ki.
Daha okumayı yazmayı sökmeden gazete almayı ve televizyondaki kahramaların fotoğraflarını kesip dizilerindeki şarkılarla oynatmayı çok seviyordum.Yabancı dilde şarkı söyleyenler hep cezbediyordu.Kadın şarkıcılara tabi ki en çok bayılıyordum ama en farklı olanlara.Ajda Pekkan'ın başına tüy dikerek söylediği "vien ma dance vie" ve "sardı korkular",Rafella Carra'nın Ajda'nın cover'ladığı "sakın sakın ha" şarkıları favorimdi.Ama daha üç-beş yaşındayken Selda'nın soprano tiz sesiyle "Mapushanelere güneş doğmuyor"şarkısı sanki içimdeki beni haykırıyordu.
Hep kadınların tarafını tutuyordum.Kendimi onlarla özdeşleştiriyordum ama feminenliklerinden çok feministlikleriyle.Charlie'nin Melekleri ve Tatlı Sert dizilerinin kadın kahramalarının erkekleri alt edişi çok haz veriyordu.Sanki erkek şiddetine maruz kalan bir kadınmışım da bunun intikamını alıyormuşum gibi.Başlarına gelen olumsuzluklar hem dizilerde,hem de gerçek hayatta beni çok üzüyordu kadınların.
Belki de bir taraf tutmam gerekiyordu ve onların tarafını tutuyordum ama bu kendimi kadın hissettiğimden çok erkek hissetmediğimdendi.Okul hayatımda da hiç kendimi erkek gibi hissetmediğimden onlarla hiç paylaşımım olmadı,hep mesafeliydim onlara.Bu erkeklerden aldığım bir darbeden dolayı falan sanılmasın.Alt kültürümde cinsiyet ayrımcılığı yoktu ve o yaşta nereden bilebilirimdim ki toplumsal cinsiyeti,öyle olsa bile erkeklere yakınlaşmam gerekirdi.
Gazeteler ve dergilerden başka çikolata ve sakızlardan çıkan artist fotoğraflarını biriktirmeyi çok severdim.Bakkal Arabiş'de "aynalı karılar" var bunların içinde diye bana satmaya çalışırdı ama ben zaten almaya gönüllüydüm.Herhalde çok esmer olduğu için Arabiş diyorlardı ona.Kart postallara tebrik kartı derlerdi bizim orada.Tebrik kartlarını biriktirmeyi de çok severdim.En çok Müjde Ar'ın kartları basılırdı.
İlk video geldiği zaman bizim oralara renkli-renkli çok şaşalı gelmişti bana.Televizyonlar renkliye geçince renk ayarını düzgün yapmadıklarından sanki erkek-kadın çok abartılı makyaj yapmış gibilerdi.
Beni en çok dergiler büyülüyordu ama.7 Gün dergisi ilk göz ağrımdı.Sonra Tele Magazin,Hey,Ses.Blue Jean'de yabancı pop müziğini iyice keşfettiğim ve Hey dergisinin kapandığı döneme denk gelmişti. Daha ilk okul döneminden beri hep dergilerden sanatçıların fotoğraflarını kesip,defterlere yapıştırıyordum kendi dergilerimi yaptığım,isim bile koyarak onlara.Bu bir hastalık haline gelmişti bende.
Dünya müzik listelerini takip edip,bütün listeleri hafta-hafta kaydetmemse yıllarca süren ve kurtulmaktan çok zorlandığım en büyük hastalığımdı.
İnternet belki de hayallerime ulaşmamı sağlayen yıllardır beklediğim,özlenen bir kolaylıktı benim için.Hep adını duyup da dinleyemediğim müziklere,resimlerine kavuşamadığım sanatçılara ulaşmamı sağlayan bedava bir hediye gibiydi.
Tabi daha sonra bilgi ve okuma kaynağıma dönüştü.Artık bütün gazetelere,bütün bilgilere ulaşabiliyordum.Bu da bir hastalık haline geldi tabi,hatta hayatımın hastalığına bir türlü kurtulamadığım,tatlı bir hastalığa.
Bundan da hevesimi alıp kurtulacağım elbette ama şu anda daha tam tatmin olamadım,tatmin de olacak gibi değilim.Bir mecburiyet uzaklaştırcak beni ineternetten büyük ihtimal;Daha tatmin edici bir toplumsal bir fayda.
İnternet benim hayallerimin gerçek olması,kendimi özgürce ifade edebildiğim ilk ve tek mecra oldu.Hiç aklıma gelmezdi bir gün internet diye uluslararası bir iletişim ağının olacağı ve kendimi burada ifade edebileceğimi,hem de eşcinselliğimi.İnternet olmasaydı diğer eşcinseller kendilerini ne kadar ifade edebilirlerdi acaba.Bu kadar birbirleriyle kolay iletişime geçebilirler miydi?
İnternetle 90'ların sonunda tanıştıktan sonra bir sitemin olması hep hayalimdi.Müzikten sinemaya,modadan astrolojiye ilgi alanlarımı tatmin edebileceğim bir site.Web tasarım kurslarına gittim ama blogların olması ve geç de keşfetsem işimi gördükleri için kendimi ifade edip tatmin etti beni fazlasıyla.
Artık beni yoruyor ve kurtulmanın veya hafifletmenin yollarını arıyorum şimdilerde.
Bir insan bu kadar kolay tatmin olabilir mi?Eğer her şeye ilgi duyan bir maymun iştahlıysa olur.Daha denenecek çok şey olduğu için hayatta,yeni tatmin arayışlarına giriyor insan bu başarıyı sıfıra indirse de,çok yorsa da.Yapı meselesi,öğrenme heyecanı işte.
Bir insan bu kadar kolay tatmin olabilir mi?Eğer her şeye ilgi duyan bir maymun iştahlıysa olur.Daha denenecek çok şey olduğu için hayatta,yeni tatmin arayışlarına giriyor insan bu başarıyı sıfıra indirse de,çok yorsa da.Yapı meselesi,öğrenme heyecanı işte.
Eğer bir insanın sorunlara duyarsız kalamama gibi bir yapısı varsa hep muhalif olma gibi,haksızlıkları dile getirme gibi bir sorunu ve sorumluluğu oluyor.Cesaretin kaynağı da bu vurdum duymaz olamama hali tabi ki."Bana ne" diyemiyorsun,hatta sorunu olanların kendi duyarsızlıklarından bile rahatsız olup,onları uyarıyorsun,onların mücadelesini yapma ihtiyacı hissediyorsun.
Hep sormuşumdur kendime,eşcinsel olup ötekileştirilmeseydim bu kadar duyarlı ve empatik olur muydum diye.Eşcinsellikle hiçbir alakasının olmadığını gördüm,görüyoruz 70 milyonluk ülkede kaç tane eşcinsel duyarlı ve kendi sorunlarıyla ilgili mücadele yapıyor ki?
Bu kişisel dile gelme,neden kendimi ifade etme ihiyacı hissettiğimin,içimden geldiğince çok kısaca anlatımı.
Ben çocukluğumdan beri hep anlatma derdindeydim.Çocukluğumdan beri hep kalıpsallığa karşıydım.O yüzden aileden okula,askerlikten karakola,en kötüsü de herkesin gözleri önünde sokaklarda feci şekilde şiddetlere maruz kaldım.Ne korkacak,ne de kaybedecek bir şeyim kalmadı artık.Ben kendim olmadıktan sonra yaşamanın anlamsızlığını anladım,öğrendim ve biliyorum.Bastırmak yerine pörtlemeyi,dile gelmeyi tercih edenlerdenim.
İnternetten önce kimseye anlatamıyordum kendimi.Anlatıyordum da dinlemek istemedikleri için hep yoruluyordum,yıpranıyordum,zararlı çıkıyordum.Şimdi anlatayım da dinleyen dinler,anlayan anlar lüksündeyim artık.
Zaten almak istemeyene zorla dinletme bencilliğimiz olmamalı.Çünkü bilgi toplumu olamamış toplumlarda hazırdan faydalanmak yerine deneme-yanılma yoluyla,"canları yandıktan sonra akıllarının başlarına gelme" sistemi daha geçerli.
Ama biz anlatmalıyız derdimizi suya yazılmış gibi olsa da.Çünkü ben böyle mutluyum,böyle gerçekleştiriyorum kendimi.Böyle varoluyorum yok sayılsam da.Çoğunluğa benzeyip var sayılmaktansa,kendin olup yok sayılmak daha önemli.İnsanın kendine var olması,kendi olmasıdır yaşama sebebi aslında.
Eşcinsel arkadaşlarıma hep hayallerimi anlatırdım eşcinsellikle ilgili.Bir medyamız olsun;Radyomuz,televizyonumuz,dergimiz,gazetemiz.Onlara göre ben hep hayal peresttim ve söylediklerim hep lafta kaldı.Çünkü kalıcı olan onlara göre maddiyattı.Haklı çıktılar.Ben onlar gibi olamadım ama kendim gibi olmayı başardım.Kendimi tatmin edebiliyorum en azından kendi dünyamda da olsa.Onlar da belki öyle mutlulardır kendi hayatlarında başkaları olarak,heteroseksist dünyada misafir olarak.
Artık çok kısa bir süre sonra materyallere basılı ne müzik kalacak,ne de gazete-dergi.Zaten can çekişme dönemine girmiş bulunuyoruz.Benim hayalim okumak,öğrenmek,öğrendiklerimi paylaşmaktı.Bunu da gerçekleştirdim internetin katkılarıyla ve aynen devam edeceğim hiçbir şeyi tam olarak başaramasam da .
İnternetle sonradan tanışan eşcinseller belki sadece arkadaşlık sitelerini tanışmak amacıyla kullanıyorlar ama internet var olduktan sonra doğan eşcinseller daha kendileriyle barışık olacaklar,eşcinselliklerinden heteroseksizme rağmen utanmayacaklar ve kimliklerinin haklı olarak mücadelesini verecekler.
İletişim çağında artık hiçbir şey heteroseksizmin istediği gibi olmayacak,olmaz da.Bilginin önüne hiçbir şey geçemez,onu hiçbir şey alt edemez.Heteroseksizm ne kadar kendi taburunu oluşturmak için çoğalsa da,o taburlar bireyselleşip saf değiştirecekler eninde sonunda ve heteroseksizmin karşısında yer alacaklar.
Belki engel kalmayınca,yani herkes kendi olunca canhıraş mücadeleye bile gerek kalmayacak.Çünkü hiçbir şeyin gizlisi-saklısı kalmayacak ki,eşcinselliğin gizlisi-saklısı olsun.Herkes kendini bilecek,tanımlama ihtiyacı da hissetmeyecek.Enerjimizi kendimizi saklamaktan çok dünyayı kurtarmaya harcayacağız,daha evrensel olacağız.Ben olarak biz olacağız.
Çok mu uçtum gene?
Çok mu uçtum gene?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder