7 Ekim 2022 Cuma

6 Ekim 2022 facebook notlarım

 Ahmet Yıldız... Bir eşcinse İDİ. 2008 yılında babası tarafından eşcinsel diye kurşunlanarak öldürüldü. Mahkeme davayı 15 senedir neticelendiRmedi. Bugün dava sonrası eşcinsel hakları mücadelecilerinin gökkuşağı bayrağı açması polis tarafından engellendi. AKP iktidarıyla birlikte eşcinsellere baskı, eşcinselleri nefrete hedef gösterecek boyutta ve eşcinsel karşıtı yürüyüş yapılmasına devletin sessiz kalması boyutunda arttı. Öyle ki hükümet gökkuşağının renkleriyle bile savaşır hale geldi. Toplumun % 90'ı dayanaksız bir şekilde homofobik, yani eşcinsel düşmanı. Hal böyleyken insanlıktan, vicdandan, insan haklarından, demokrasiden, eşitlikten, özgürlükten bahsetmek şaka olsa gerek.

Hayat kötüyse, bunun sebebi kötülük yapanlardan çok, sessiz kalarak kötülüğe sessiz kalanlardır.

ŞİDDETE SESSZİ KALMAK DA BİR ŞİDDETTİR!

Şiddete, kabalığa, hakarete, küfüre sessiz kalanları; gerçeklerle yüzleşmeye davet ediyorum. Ben şiddet konusunda çok hassasım. Bunun dile getirilmesi bile, uygulanmış gibi beni yaralıyor ve tepkiselleştiriyor. Erkek şiddetini, erkek egemen dünyanın gerçeği diye görmezlikten gelemeyiz, buna normalmiş gibi sessiz kalamayız. Ben çok şiddete maruz kaldım ve şiddete karşı olduğum ve yapımda böyle bir şey olmadığı için de bunun karşılığını şiddetle veremedim. İnsan şiddete karşı olunca, kendini savunmak amacıyla bile bunu karşısındakine uygulayamıyor. İnsanın öfkesini kontrol edemeyip bunu şiddet boyutuna taşıması bir ruh hastalığıdır. Şiddete normalmiş gibi sessiz kalmak veya görmezlikten gelmek de bir ruh hastalığıdır. Hayatım boyunca okulda, ailede, sokakta, askerde, karakolda, her yerde fiziksel olarak şiddete maruz kaldım ve sanki şiddet uygulayan değil de şiddete maruz kalmak suçmuş gibi utandırılıyoruz. Haksızlığa karşı sözel sesli tepkilerim, yaşadıklarımdan dolayı kendimi savunmak amaçlıdır. Çünkü şiddetin normalleştirildiği bir toplumda, onların anlayacağı dilden konuşmazsan, daha da bir güç yeterliliği yapıyorlar. Zaten şiddetin cezası hukuksal olarak herkese eşit olarak verilmiyor. Mesela resmi bir kişiye gerçekleri söylemen hakaret olarak kabul edilirken, bir eşcinsele uygulanan şiddetin bir cezası olmayabiliyor. Hatta öldürülen eşcinsellerin katilleri çok az bir cezayla serbest bırakılıyor veya hiç ceza almayabiliyorlar bile. Dediklerimin ne anlaşılacağına, ne de kaale alınacağına inanıyorum. Çünkü, özellikle erkek egemen ve cinsiyetçi geleneksel toplumlarda, kötülerle kötülüğe sessiz kalarak prim verenler arasında ben fark göremediğim için, kendimi hiçbir zaman bu dünyaya ait hissetmedim ve insan türünü her zaman söylediğim gibi bir kez daha söylüyorum hiç sevemedim, hatta nefret ettim. Bilinçsiz dönemimde çocukken çiçekleri kopartmış olabilirim ama ağaçların ve hayvanların kesilmesine karşı olduğumu çok iyi hatırlıyorum ve yıllardır dalından çiçek bile kopartmıyorum. Nasıl ait hissedebilirim ki kendimi bu dünyaya?

Yıllar çok hızlı geçiyor ama içimizdeki ana acısı hiç dinmiyor. Yaşlılar çocuk gibi sevilmeyi isterler. Bunu ancak ebeveylerinize yaşlanınca bakarsanız-onlarla ilgilenirseniz öyle tecrübe edebilirsiniz. Birgün Nazlı Kandok hanımefendi demişti ki, kendileri anam olur, evdeki kendimize dönüp, "Sen bile sevmiyorsun beni değil mi?". İşte o yüzden ben hiçbir zaman sevilmeyi beklememeşimdir. Sevilmek sadaka gibi gelir bana! Ebeveynlerimize diyeceğim o ki, belki sizin istediğiniz gibi sevemedik sizi ama en azından sizden gördüğümüz kadar sevmişizdir; belki daha çok sevmişizdir ama sizden öğrendiğimiz gibi gösterememişizdir. Yani siz ne kadar gösterdiniz ki sevginizi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder