15 Ağustos 2020 Cumartesi

15 Ağustos 2020 facebook notlarım

Mesele erkek kadın meselesi değil; heteroseksizmin erkekleri ve kadınları heteroseksistleştirmesi. Bakınız kadın polisler bir kadına nasıl acımasızca davranıyor. Oysa sokağa çıkan kadınlar öldürülen kadınlar için sisteme tepki gösteriyor ama sisteme dahil olan kadın polislerin, kadınların öldürülmesi umurlarında değil sanırım ki, kadınların öldürülmesine tepki gösteren bir kadına yaptıkları davranışlar resmen şiddet içeriyor. Eşcinsel bir erkek olarak, bir kadının bir kadına yaptığından çok utandım. Bir kere polisin, kadının saçını çekmek gibi bir hakkı yok, olamaz da. Böyle bir güvenlik sistemi olamaz. Ama biz daha kötülerini de biliyoruz. ben şahsen kendim biliyorum. Aman bu tür sözleirmle başıma bir şey gelir diye de asla korkmuyorum. Çünkü şiddeti görenlerden bir de benim; niye susacakmışım ki? Devletin en üst mercisi de olsa, insan hakları kuralını asla ihmal etmemesi gerekir. Hele bir polisin vatandaşa şiddet uygulaması kabul eidilebilir bir şey değil. Biz kime güveneceğiz o zaman? Devlet eleştirilemez diye de bir şey olamaz. Yapılan her davranışı baban da olsa eleştireceksin. Diyebilirsiniz ki, o kadınlar da sokağa tepki göstermeye çıkmasın. Peki ne yapsınlar. O zaman haklarını koruyacak olan İsstanbul Sözleşmesi iptal edilecek. Uzun vadede bırakın şiddeti, evde kocalarının kör bıçağına kurban gidecekler. Yaa kimse bana sistemin iyiliğinden güzelliğinde bahsetmesin; herkes neyin ne olduğunu biliyor zaten. Dün kaç kadın öldürüldü, bugün kaç kadın öldürüleccek acaba, önlem alınmazsa, yarın sayı kaça çıkacak? İstanbul Sözleşmesi'nin amacı eşciinselliği yaygınlaştırmakmış da... Geçiniz bu teraneleri...

***

BEN VİRÜSÜ ÇOK SEVDİM; ÇÜNKÜ İNSNALARI HİZAYA SOKTU!
Olumsuz etkilerine rağmen ben CoronaVirüs'ü çok sevdim. Çünkü insnaları hizaya getirdi, insanların zararlı etkilerinden beni korudu. Çünkü insanlar kuralsızdı. Ölümlere rağmen gene de virüs kimsenin umrunda değil, içiçe yaşıyorlar ama kurallara uyuyorlar. O maskenin insanları virüsten ne kadar koruduğu tartışılır ama insanlar fotmaliteden de olsa kurallara uyuyorlar. Sosyal mesafe diye bir şey girdi hayatımızda, artık şapur şupur öpüşmüyoruz, en önemlisi resmi dairelerde, marketlerde, vesairelerde üstüste yığılmak yerine sıra beklemeyi öğrendik. Ve ben insanlarla münakaşa etmekten kurtuldum. Çünkü haksızlıklara karşı bir tahammülsüzlüğüm vardır benim içimde tutamayıp patladığım. Çünkü bir şeyler kuralına uyunca, insanın tartışmaya da ihtiyacı kalmıyor. En çok AçıkÖğretim sınavlarının evden yapılmasına sevindim. Çünkü girşteki güvenliğin keyfi muamelelerinden, sınav yetkililerinin sınav esnasında dıdırdır konuşup konsantrasyonumu bozmalarıdan kurtuldum. Virüsle birlikte aslında biz medeni ve kurallı bir sisteme geçtik. Gerçekten virüsün öldürücü etkisinden kurtulup kurtulmamak hiç derdim değil. Zaten kurallı yaşamayı öğrendikten sonra virüs mirüs işlemez. Zaten insanlar virüsün öldürücü etkisini falan unuttu, umurlarında da değil; artık virüsle yaşamayı da normalleştirdiler, virüsten ölümleri de. Hiç kimsenin bana virüs bulaşacak da, öldürecek diye düşündüğünü zannetmiyorum. Çünkü maskeler ya kolda, ya da boyunda ve cümbür cemaat olmaktan kurtaramıyoruz kendimizi. Belki de virüsün bir şey yaptığı ve yapacağı da yok. Sezon virüsünün adı Corona oldu, bağışıklı sistemi güçlü olanlar yaşıyor, vefatlar da zaten virüs olmasa bile gerçekleşecek vakalardı. Bir proje idi de diyebiliriz ve tuttu da.

İnsanlar haksızken bile kendi dediği olmayınca, şiddete başvurmaktan asla çekinmiyor. O yüzden yazılı kurallar hayata geçmeli!

İnsanlar haksızken bile kendi dediği olmayınca, eğer karşısındakinden fiziksel olarak güçlüyse şiddete başvurmaktan asla çekinmiyor. O yüzden yazılı kurallar acilen hayata geçirimeli! Biliyorsunuz tenis oynuyorum... Şu tenis kortunda bile başıma kaç olay geldi. Hele bir de eşcinselliğini anlıyor ve biliyorlarsa, hayvanlıklarını göstermekten çekinmiyorlar. Karakolluk oldum, 20-30 yaşlarındaki 10 kadar adamın saldırısına uğradım, bir tane kaba bir adam var kortta tenis oynayan, kaç kere üzerime geldi, daha geçenlerde bir sürü genç üzerime gelecekti, hatta kadınlar bile bana raket fırlattı. Eğer kibarsan, insansan; şiddetten uzak durduğunu anlayınca, içlerindeki şiddet canavarını çıkarmaktan çekinmiyorlar. Geleneksel toplumlarda şiddet istisnai münferit bireysel bir vaka değil, toplumsal bir vaka. Normalleşmiş. Yani gücü yeten herkes birbirine şiddete başvurabiliyor. Hatta şiddet kutsanıyor bu tür toplumlarda. Özellikle erkeklerin şiddetsiz olması yeriliyor, kadınların erkek gibi şiddettli olmasıysa övülüyor. Erkekler çocukluktan itibaren şiddete özendiriliyor, diziler filmler bu şekilde-şiddetle temalanarak haz nesnesi haline getiriliyor. Soınra da kalkıp, hiç kimseye zararlı olmayan eşcisnelliğe özenilmesinden falan korkuluyor ve homofobi, nefret, şiddet toplumsal bir değer haline dönüştürülüyor. UYMUYOR YAA BANA BÖYLE BİR İNSAALIK!

Facebook bana terapi gibi geliyor. Yazdıkça açılıyor, geçmişten günümüze yaşadıklarım istemsizce dökülebiliyor dilimden. Yaşadığım 51 yıllık süreci birkaç cümleyle özetlersem... Uymadı bu yaşam bana. Çünkü ben hiçbir zaman maddiyetçı olmadım diğer insanlar gibi. Geleneksel de olamadım. Ben şiddetten ve ölümlerden uzak sadece barış ve huzur istedim. Keşke insanların oyunu savaş ve şiddet yerine sanat ve spor olsaydı. Keşke insanlar hurafelere inanıp cahil kalacaklarına bilimsel bilgiye inanıp, okuyup öğrenerek kendilerini geliştirselerdi. Bakınız hayatımı özetleyeyim dedim, gerçekleşmeyen beklentilerim çıkmış sadece. Demek ki hayatımı yaşayamamışım; oksijen alıp karbondioksit solumuşum sadece.

***

20 YAŞINDA BİR ERKEK İMKANIM OLSA KESİTİRECEĞİM DEMİŞ DE!
İllaki de penisimi kestireceğim diyenlere... KESTİRİN! Peki sonrasında kim ne yapacak sizi? Zannettiğiniz gibi penisinizi kestirince daha çok talep görmeyeceksiniz, hatta kimse dönüp bakmayacak bile. Penisli iken gelenler zaten eşcinsel; eğer penisiniz olmayınca sizi kim ne yapsın? Size gelenler ancak homofobik eşcinseller olabilir; onlar da bir süre sonra hetecan duymadığüı için gelmeyecektir. O transseksüel severim diyen eşcisneller, bir süre sonra pasif eşcisnel oluyorlar. Yaa penisini kestirmemiş trans karısına kendini becerten koca-sevgili konumunda çok erkek gördüm. Heteroseksüeller orjinal kadına gider. Ben heteroseksüel olsam, niye bedeni erkek, sadece vajina bölgesi kadınsılaştırımış birisiyle beraber olayım ki? Biraz gerçekçi olun. Transseksüellerle beraber olanlar, heteroseksüel değil, homofobik gizli eşcisneller; onlar da o transseksüelin parası varsa öyle beraber oluyorlar. Bir çok transseksüel kestirdiğine pişman; çünkü yapayalnız kalıyorlar birincisi. 2.si seksten zevk alamayıp bunalıma giriyorlar. Transseksüel arkadaşım, Halil seksten nefret ediyorum derken yalan mı söylüyor? Beynim seks istiyor ama bir erkek yaklaştığı zaman bedenim seks istemediği için, seks işkence gibi geliyor diyor bana. Arkadaşlar erkek biyolojisinin zevke duyarlı bölgesi penis bölgesidir. Siz orayı kökünden kazıtıp bir delik açtırınca, orada zevke duyarlı hiçbir şey kalmıyor. Ne trans kadınların ameliyattan sonra sağlıklı çalışan vajinası oluyor, ne de trans erkeklerin sağlıklı çalışan penisi. Hatta ameliyat masasında kalmanız bile söz konusu. Artık hayallerden kurtulup, biraz gerçekçi olun. İçinizdeki kadını penisli olarak daha iyi tatmin edebilir, içinizdeki erkeği de vajinalı daha sağlıklı tatmin edebilirsiniz. Cinsiyet geçiş operasyonundan sonra, doğduğunuz bedendeki kadar hiçbir zaman zevk alamayacaksınız. Bir çok transseksüel kendi bataklığına diğer eşcisnselleri de çekebilmek için yalan söylüyor tam bir kadın veya erkek oluyoruz diye. Ben de bir kadınım, yani içimde bir kadın var, hatta ereksiyon bile olamıyorum son yıllarda ama oradaki o penis mümkün mertebede zevk alabilmek için bana yetiyor. Barışın bdeninizle, doğanızla. Size hiçbir faydası olmayacak bir geçiş, pişmanlıkla sonuçlanan bir beklentiden başka bir şey değil. Transseksüel olunca ne kimse sizi kadın diye sevecek, ne de kadın diye kabul edecek. Ötekileştirilmenizi katlayacaksınız transseksüel olarak. Vücudunuzda yapay bir şeyler olacak, hayat boyu zararlı hormonlara mahkum olacaksınız; NE İÇİN; DOĞANIZLA BARIŞAMADIĞINIZ İÇİN. Ben transfobik miyim; Ayol ben penisli bir kadınım zaten; niye transfobik olayım ki? Ben bedenini seven ve muhafaza eden erkek bedeninde bir kadınım. YANİ EŞCİNSELİM. Biraz aklınızı başınıza toplayın artık... Haa, ben kendimi transseksüel şeklinde ifade edeceğim her şeye rağmen diyorsanız da, kim e ne?

TRANSSEKSÜELLİK HOMOFOBİYE DAİRDİR! Çocuğunun transseksüelliğini destekleyen bir anne demişti ki bana, "Ben çocuğumun dötü-başı oynayan bir erkek olmasını istemedim. Benim çocuğum erkek mi, kadın mı belli olmalıydı, arada kalmamalıydı. Tanrı bizi sınadı, biz de çocuğumuzu transseksüel yaparak bu sınavdan başarıyla geçtik!"
İran, trans haklarına saygı duyduğu için mi eşcinselleri transseksüleliğe zorluyor, homofobik olduğu için mi?
Transseksüllerinki de aslında bir homofobi, eşcinsellikten kaçış. O yüzden heteroseksüel olduklarının altını kalın kalın çiziyorlar ya; oysa doğuştan kadın olanların bile umurlarında değil heteroseksüel olmak.
Keşke transseksüeller, başkalarının gözleriyle de görebilselerdi kendilerini. Bülent Ersoy ve günümüz örneklerine insanların gerçekten kadın gözüyle baktıklarına inanıyor musunuz? CİNSEL KİMLİK OLARAK ARADA KALMIŞ BİR EĞLENCE UNSURU GÖZÜYLE BAKILIYOR TRANSSEKSÜELLERE.

Arada kalmışlık olan eşcinsellik değildir; eşcinsellik doğanın milyonlarca bir gerçeğidir. Arada kalmışlık olan transseksüelliktir. Çünkü ne kadındırlar, ne de eşcinsel artık!

Eğer çocuğum eşcinsel doğsaydı, onun eşcisnelliğini savunmak için ölümüne bütün dünyayı karşıma alırdım ama bir transseksüel olmasına izin vermezdim. Zzaten benim eşcinsel çocuğuım, bedenini seven bir eşcisnel olur, doğası için aktivizm yapardı.

Transseksüel olan örneklerden dinlediğim itibariyle... Diyorlar ki... "Dünyada bir ben ve Zeki Müren, Bülent Ersoy var sanırdım, neden ben böyleyim diye sorgulardım. Sonradan eşcinsel değil, transseksüel olduğumu anladım."
Bende de çocukluğumdan beri içimde kadınsı duygular vardı. Ama hiçbir zaman ben neden böyleyim, dünyada sadece ben ve Zeki Müren var diye saçmalamazdım. Ayrıca bedenimden de fedakarlık etmek hiç aklıma gelmedi. Beni vareden bir bedene niye müdahale ettireyim ayol! Orgazm dünyanın en zevkli bedensel aktivitesi. Bundan kendimi niye mahrum edeyim ki? Kabul eden eder, etmeyenden de bana ne. Kendimi kabul ettirmek gibi de bir derdim olmadı. Herkes kendi cahilliğine yansın.

Bakınız bu çok önemli.Transseksüelliği destekleyen heteroseksüeller homofobiktir.Çünkü yakınlarının eşcinsel olmasından korkarlar!

Bir kadın arkadaşım diyor ki, Halil seni tanımadan önce de eşcinselliği biliyordum ve homofobik değildim ama eşcinsellik hiç umrumda değildi. Çünkü benim alanıma girmiyordu ve yaşadıkları nefret, şiddet, cinayet gibi sıkıntılardan hiç haberim yoktu. Onlara karşı, onları anlamak gibi bir duyarlılığım falan olmadı. Sadece eşcinsellik diye bir durumdan haberim vardı ama o da uzakta, hayatın çok da içinde olmayan bir durum gibi geliyordu bana.

Heteroseksüellerin, hakimiyeti ele geçirdiği ve heteroseksüelleştirdiği homofobik bir dünyada eşcinsel olarak yaşamak hiç de kolay değil. Bir kere aşk diye bir şey yaşayamıyorsun. Çünkü heteroseksizm ve homofobi erkek erkeğe veya kadın kadına aşk duygusunu köreltiyor. Oysa aşk özgürlük ister. Kaçamak olarak aşk gün yüzüne çıkarılamadığı için yeşermez, yeşermeyince de hayat bulmaz. Daha da önemlisi sürekli aşağılanmalar, dalga geçilmeler, ayrımcılığa maruz kalmalar, şiddet ve cinayete kadar uzayan bir yol. Doğru düzgün çalışamıyorsun, okulda parmakla gösteriliyorsun, dışarıda sürekli arkandan yapılan dedikodular, ve çoğumuzun heteroseksüel yaşama zorlanması-evlendirilmesi, işkence gibi karşıcinsel beraberlikler, sonra çocuğum veya eşim eşcinselliğimi öğrenir mi korkusu-psikolojik baskısı... Ama bu zorlukların hiçbiri benim derdim olmadı. Çünkü özgür, açık, kendini bildiği için özgüvenli, haklarını savunan bilinçli bir eşcinsel olduğum için, cahillerin homofobisini kafaya takacak bir pozisyona düşmedim hiçbir zaman.
Benim derdim hak ve hukuktu, bir de hayvanlardı. Özellikle son yıllarda tamamen hayvanlar. Mağdur edilen her kesimi anlamak için, onların içinde bulunmak gerekir ama en anlaşılması gerekenler HAYVANLARDIR...

***

Her eşcinselin varoluşu, kendini keşfedişi, ifade edişi sadece cinsel kimliğiyle alakalı değil, kişiliğiyle de alakalı. Genelde eşcinsellerin ortak özelliği, hep bir kendini tanımayış veya tanıma sürecinin sancılı olması, mutsuzluk, kendini yalnız hissetmesi, vesaire... Kendini farklı farklı tanımlayan eşcinsellerin aslında cinsel kimlik olarak ise aynı olması; çünkü aynı duygulara sahipler, benzer yönelime sahipler... Ama içinde yaşadğımız çevrenin her bir LGBTİ bireyini etkileyişi farklı seviyede. Eğer homofobi olmasaydı, bu süreç farklı da işleyebilir. Transseksüel arkadaşlara bakıyorum, duygu ve kimlik anlamında aynıyız ama duruş, ifade ediş farklı... Kendim üzerinden durumu çok defa ifade ettim. Çok da detaylandırmak ve açık şekilde örneklendirmek de istemiyorum artık aslında. Cinsel kimliğim benim için de çok önemli; çünkü temel varoluşlardan biri. Ama hayatımı ne bunun üzerine temelenndirdim, ne de çevrenin bunun üzerinden beni hedef haline getirmesine izin verdim. Özgürlük benim için birinci prensiptir. Hayatımı kendim gibi-içimden geldiği gibi bütün kısıtlı koşullara rağmen herkesten daha çok yaşadım, gerçekleştirdim ve bunun için de asla ödün vermedim. Bir eşcinseldim açık olarak ama bir eşcinselin başına gelebileceklerin getirilmesine asla izin vermedim. Haa fiziksel anlamda alasını yaşamış olabilirim olumsuzlukların ama bu beni yıkamazdı. Çünkü hayatın olumsuzluklarını sadece cinsel kimlik üzerinden değil, her açıdan da yaşıyorduk. Takılmadım hiçbir zaman buralara, ajite etmeyi de doğru bulmuyorum. Tabi paylaşıyorum yaşadıklarımı ama psikolojimi falan olumsuz etkilediğine inanmıyorum. Çünkü yaşam benim için bir mücadeledir. Bu hayatta hayvan olmak, eşcinsel olmanın yanında daha zor. Homofobi mi var; mücadele edeceksin, bu kadar basit. Hayata dair hiçbir şey beni şoke etmiyor bazı LGBTİ'leirn anlattığı gibi; ben de yaşadığım inanılmazlıkları paylaşıyorum ama sadece insanlara bu konuda fikir vermek için. Eşcinselliğim benim sadece hayatımın cinsel bölümünü oluşturdu. Ben eşcinsel olmasaydım da, şu anda gene bu kadar Halil olacaktım. Çünkü homofobinin benim yapmak istediklerime engel olmasına izin vermedim. Belki de engel olmasına izin verecek bir yol seçmedim. Çünkü benim kendi dünyam vardı ve hayallerim de kendi dünyama dairdi. Müzikti, sanattı hayallerim ama yeteneğim yoktu bu konuda ve sadece sevmekle yetindim bunları. Aaaa, şimdi hatırladım... Dün gece rüyamda gene dans kursu meselesi vardı ve artık yeter Halil, yaşlandın diyordum kendi kendime. Evet ekonomik olarak asgari düzeyin altında yaşadım ama çok da şikayetçi olmadım bundan. Zaman zaman isyan ettiğim anlar oldu ve oluyor da ama anlık bir şey onlar. Beni tanıyanlar bilir ne kadar hayat dolu olduğumu. Hep çabalama sürecindeyim ben. Bir şeyler öğrenmek, kapasitem ölçüsünde bir şeyler başarmak. Eşcinsellere, transseksüellere bakıyorum da sanki başka ülkelerde yaşıyormuşuz gibi. Tamam homofobi var ama dert edindiğimiz şeyler farklı. Burada övünmek falan değil amacım... Ama benim mutlu olma biçimim farklı; belki de beni ayrıştıran bu. Çünkü ben sadece LGBTİ'ler gibi değil, insanların geneli anlamında da hayattan beklenti olarak benzeşmiyorum. Ne para, ne lüks yaşam, vesaire. Ben okuyayım, öğreneyim, beni mutlu eden hobilerimle uğraşayım, hayvanlara yardımcı olayım... Aşk, sevgilimin olması falan; bir gençlik süreci gibi geliyor bana geçip giden. Evet, belki de insanların yaşam biçimleri kişilikleriyle alakalı. Eğer istersek, hayatımızı bütün olumsuzluklara rağmen, isteklerimiz doğrultusunda yaşayabiliriz. Dirayetli olursak da, kimse müdahale edemez. Yaa eşcinselim diye hayatımı istediğim şekilde yaşamama kim engel olabilir ki? Hayatın çok kötü gitmemesi için şans faktörü ne kadar belirleyicidir bilmiyorum. Ama gerçekçi olmak, kendini bilmek, bu doğrultuda/kapasiten ölçüsünde bir strateji izlemek de hayatımızın hüsrana uğramasının önüne geçiyor. Hayatta en çok kendime teşekkür ediyorum, sonra varoluşuma katkı sağlayanlara...

***

Kel kafamı, kıllarımı, sivri burnumu, orantısız uzun kollarımı, kısa bacaklarımı, göbeğimi ve de eşcinselliğimi çok seviyorum!

Asla; saç ektirmeyi, burnumu düzelttirmeyi, kıllarıma epilasyon yaptırmayı, mideme kelepçe taktırmayı düşünmedim!

Bana göre eşcinseller için de Türkiye'nin en ideal şehri Denizli; çünkü en fazla mülteci LGBTİ'yi huzur içinde burası barındırıyor

BU RENKLERİ(SARI-YEŞİL-KIRMIZI) GÖRÜNCE SİZİN AKLINIZA DA MI TERÖRİZM GELDİ?
Siz geri zekalı mısınız kuzum; her renkten bir anlam çıkarmaktan daha başka işiniz yok mu? Gökkuşağı sapıkların rengi, sarı yeşil teröristlerin rengi, eee başka ne? Soyer'in açtığı marketin renkleri, terörist renkleirymiş de... E mahkemeye verin, kapatın o zaman. Ulan ben yeşil rengi o kadar çok seviyorum ki, sarı rengi de, kırmızıyı kim sevmez; bu renkler bir araya gelemez mi? Karıncayı bile incitmeyen beni şimdi nasıl terörist ilan edeceksiniz? Ama ben sizleri boş teneke-geri zekalı ilan ediyorum! Bakınız o tabelada ayrıca mavi, lacivert ve beyaz renkler de var, kahverengi de var sanırım... Aaa, o zaman sapıklık oluyordu değil mi, her renk olunca? CHP'yi karalamak için her yolu deniyorlar!

***

İnsanlar sorumsuzluklarıyla falan vesaire sebeplerle sinirlendirince, insanın insan türüne karşı, özellikle geçmişte canını yakanlaar karşı falan öfkesi depreşiyor. O yüzden bazılarının hayatımdan çıkıp gitmeleri, hayattaki en güzel şeylerden birisi. İplerin kopmasına sebep olan/canımı yakan o anda/dönemde bana yatıkları tutarsızlıklar olsa da, aslında değişmeyecek olan ve bana uymayan kişilikleri. Size bir şey söyleyeyim mi; kişiliğini beğenmediğim insanlarla arkadaşlık yapanlara karşı da bende ister istemez bir soğukluk oluşuyor. Ortak tanıdıklar falan da bir daha konuşmaz mısın onlarla/küs olduklarımla diyor. Ben bozulan arkadaşlıkları tekrar kurtarmayı çok deneyen ama kişilikler değişmeyeceği için kurtarılmasının imkansız olduğunu tecrübe edenlerden ve tecrübeme artık daha fazla ihanet etmek istemeyenlerdenim an itibariyle. Tabi yaşadığım olumsuzluklar insan türünden de soğumama sebep oldu. Bir süre sonra köyüme döneceğimi zaman zaman dile getiriyorum sayfamda. Ana yadigarı 5 bin metrekarelik arazinin tam orta yerine ev yapacağım biliyor musunuz? Zamanla etrafına ev yapacak olurlarsa, kendi toprağımdan en baştan mesafe bırakacağım insnalara karşı. Yaklaşmasınlar bana. Keşke faunusa dönüştürebilsem yaşadığım alanı; üzeri açılıp kapanabilen. Nasıl bir soğumadır bilmiyorum, gerçekten ait hissetmiyorum insan türüne kendimi.

***

Mahalle arasında evin önünden son seste adına müzik bile diyemeyeceğimiz kulağa gelen gültüyle süratli bir şekilde arabayla geçiyorlar. Neyin tatmini bu, neyin uçuşu? Düpedüz basitlik, cahilik... Şöyle toz bulutuna döndürecek bir mekanizmayla uzayın derin boşluklarına gönderilebilse bu lüzümsuzlar..! Ey virüs, temizle bizi biraz daha, kurtar dünyayı mikropların elinden...

***

BİR ERKEK ZİNA ETTİĞİ KADINDAN DOĞAN ÖZ KIZIYLA EVLENEBİLİRMİŞ!
Youtube'da konuşuyor bu adam. İslam'a göre bir erkek, karısının başka bir erkekten doğan kızıyla evlenebilirmiş. Ayrıca bir erkek, zina ettiği kadından doğan öz kızıyla evlenebilirmiş. Ahlakı cinselliğe indirgeyen bu kişiler, niye bu kadar envai çeşit cinsellik konuşuyorlar? Cinsellik olayına sadece erkeğin çıkarına göre konuşuyorlar. Hiç demiyorlar, kadınlar şu erkeklerle, şu kadar erkekle beraber olabilir diye. Niye; çünkü din heteroseksisttir. Öyle gökten falan düşmemiştir.

Din adamlarının cinsellikle ilgili konuşması yasaklanmalı. Anayasal bir devlette hurafelere ihtiyaç olamaz ki!

Din adamları sürekli erkeklerin hangi kadınlarla evlenebileceğini anlatıyor. Hiç kadınların isteyip istemediğini anlatmıyorlar.

Bazı mezheplere göre bir erkek zina yapan karısından doğan öz kızıyla evlenebilirmiş. Peki bir kadın, zina yapan kocasından doğan öz erkek çocuğuyla evlenebilir mi? Ayrıca hiç çocukların fikrinden de bahsedilmiyor. Kusura bakmayın ama dinin konuya bakış açısı bana çok saçma geliyor. Burada kadın ve çocuk hakları yok sayılıyor.

Benim, akıl ve mantık çerçevesinde hür irademle ne yapıp yapmayacağımı din bilemez ki. Yaptığımın yanlış olup olmadığını da belirleyen bir anayasamız yok mu bizim? Niye konuşturuyorlar ki bu şarlatanları?

İnsanlar özgürce seks yapınca günah ve ahlaksız oluyor ama imam nikahıyla ilişkiye girerlerse normal sayılıyor! İmam ne karışır ki

İstediğimle yatar istediğimle kalkarım. Alan razı veren razıysa, buna-bana ne yasalar, ne de din karışabilir!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder