27 Haziran 2026 Cumartesi

Mayıs 2024 facebook notlarım

31 Mayıs

Sosyal medyada "arayış nedir?" diyen mesajlara öyle illet oluyorum ki, sanki pazara çıkmışız gibi.

Soğanlı ve biberli üzeri yumurtalı kabak kavurması, yanında sarımsaklı cacık, kuru biber ve soğan domatesle afiyetler olsun....

30

Hoşgeldin meleğim, aşkım, dünya güzelim, yeni dünyam, cennetim... #cat #kedi

Hayatta hiç sevmediğim şey birileri tarafından sevilmektir. Yanlış okumadınız, insanlar tarafından sevilmeyi sevmiyorum. Çünkü samimiyetsizliğe tahammül edemiyorum.

29

Profilinde fotoğraf bile olmayan özgüvensiz sosyal medya figürleriyle gerçekten hiç muhatap olmak istemiyorum.

26

DÜNYANIN EN İYİ KADIN VOLEYBOL TAKIMI FİLENİN SULTANLARINA, VOLEYBOLUN STARLARINA REVA GÖRÜLENE BAKIN HELE?

Biliyorsunuzdur veya bilmiyorsunuzdur; ülkemizi takım sporlarında en üst seviyede(mesela olimpiyatlarda falan-bu sene 3. defa olacak) kadın sporcular temsil ediyor. Ama buna rağmen ahlakçı kesimin lincinden kurtulamıyorlar. Mesela muha. kesim Avrupa Şampiyonası'nda kolları bacakları gözüküyor veya kadın sporculurImızın cinsiyet kimliklerine istinaden Sırpları falan desteklediler. Geçen yıl kadın voleybolcularımız hem Avrupa şampiyonu oldu, hem de VNL'de-voleybol ulusal liginde dünya şampiyonu oldu, hem de 2023 FIVB Kadınlar Voleybol Olimpiyat Eleme Turnuvaları'nda Dünya Kupası Şampiyonu olarak dünyadan sadece 12 takımın gidebildiği Olimpiyatlara vize aldı. Yani 2023'teki tüm kupaları kazanarak voleybol tarihimizde bir ilki gerçekleştirdiler ve dünya sıralamasında 1. sıraya yükseldiler. Vee, dünyanın 1 numaralı kadın sporcuları bu yılki VNL'nin 2. etabı olan Amerika'daki karşılaşmalara katılmak için uçarken ekonomik bölümde yolcuların arasına serpiştirilerek oturtuldular. Bu ayıp bir şey değil. Yani herkesle eşit koşullarda hayatı paylaşmak gurur verici bir şeydir ama, bu sporcular 85 milyonluk Türkiye'yi temsil ediyorlarsa, siyasilerden daha az önemli değiller ki onlara bir ayrıcalık tanınmasın. Kaldı ki, sporda sağlık çok önemlidir ve bu sporcular bu kalabalıkta bir hastalığa yakalandıkları zaman sahaya çıkamayabilirler, çıksalar bile istenilen performansı gösteremeyebilirler. Ayrıca onlar da bütün dünyanın gözü üzerinde olan ve herkesin tanıdığı yıldız sporcular. Bu işin bir de psikolojisi var. Oysa üst düzey spor karşılaşmalarında dereceyi, sonucu belirleyen çok küçük nüanslardır ve küçük bir mental olumsuzluk, şampiyonluktan bile edebilir. Mesela voleybolda şampiyonluğu sadece 2 sayının belirlediği tie-break setinde küçük bir psikolojik durum sizin bütün emeklerinizin boşa gitmesine sebep olabilir. Amaç bu mu da acaba kadın sporculara bu reva görülüyor? Bu sporculardan istenen, başarısızlık mı? Kadın sporcuların ülkemizi temsil etmesi istenmiyor mu? Kim temsil edecek o zaman? Erkeklerde en iyi olduğumuz futbolda, dünya üzerindeki yerimiz ne? Hiç şampiy 

***

KIRPIK ARTIK YOK; HAVUÇ DA YARALİ!

Nefret duygusunu bilmeyen yoktur değil mi? Ben ise bir çiçeği dalından kopartmaya kıyamayacak kadar sevgi dolu bir insandım. Şimdi nasıl mıyım; nefret yüklüyüm; nefret ediyorum herkesten, işte "malum o tür"den. Depremler, seller, felaketler, savaşlar zerre vicdanımı sızlatmıyor biliyor musunuz? Çünkü ben, benim sevgime olan düşmanlığa karşı artık nefretten başka bir şey hissedemem. Çünkü ben sevgiyle emek emek yaşatmaya çalışıyorum ama insanlar o sevgiyi öldürüyorlar. 1 değil, 2 değil, 3 değil, 5 değil, şu kısa süre içer'sinde, geçen yıldan beri hayata tutundurmaya çalıştığım ve 1 yaşını dolduran 20 küsur kediden 10 küsur tanesine insanlar şiddet uygulayarak zarar verdiler. Bazıları iyileşebildi, bazıları sakat kaldı, bazıları öldü. Bir tarafta yaşatmaya çalışan çok az bir insan, diğer tarafta öldürerek varolmaya çalışan bir çoğunluk... İnsan ölünce hayata veda eder değil mi, ben yaşarken insanlığa veda ettim. Sevdiğim insanlardan özür dileyerek söylüyorum, artık "nu tür"den nefret ediyorum; bunun geriye dönüşü falan yok. Artık ben yaşayan bir ölüyüm; çünkü sizin canınızı alsalar yaşayabilir misiniz; oysa benim canımı sürekli alıyorlar sevgiyle büyüttüğüm kedilere zarar vererek. Çünkü bir kediye zarar vermek, sadece kediye zarar vermek değildir; benim sevgime ve canıma zarar vermektir benim için. Herkese hoşçakalın bile demiyorum, çünkü haketmiyorlar; ben çekip gideli sizden, çok oldu zaten.

25

Rejimdeyiz ama bu karbonhidrat almayacağız anlamına gelmemeli... Bir tane hayatimiz var çünkü.... #salçalımakarna içinde kızarmış biber ve yanında #sarmısaklıcacık

24

Fırıl... Ben büyüttüm ama başkalarında yaşıyor şu an ve aynı sokakta kaldığımız için her gün görüşüyoruz...

Kabak, biber, domates ve soğan kızartması...


23

Sokak hayvanlarıyla ilgili çıkartılacak yasaya, vebali onların boynuna diyerek sessiz kalmak veya desteklemek, sırf siyasi görüşleri aynı olduğu için vicdansızlık yapmaktır. Sokak hayvanlarının kısrlaştırılmasını günah sayıp, toplatılıp uyutulmasına sessiz kalmak nasıl bir kafadır gerçekten? 

İnsanlar diyor ki, sosyal medyada insanlar sahte, gerçek yüzlerini değil, olmak istedikleri yüzlerini gösteriyorlar. İyi ki sosyal medya var. Bu sayede insanların ne kadar samimiyetsiz olduklarını görmüş oluyoruz.

22

Hayatım boyunca sadece vicdanımla yaşadım. Cennetim de vicdanım, tanrım da! Ne kadar vicdanınız varsa, o kadar insansınızdır. Hayvan öldüren de vicdan yoktur. Benim gözümde zalimdir onlar.

***

SOKAK HAYVANLARIN TOPLANMASIYLA İLGİLİ DİYECEĞİM O Kİ...

Çok uzaklardaki olayları anlatmayacağım; etrafımdaki olayları anlatacağım sokak kedileriyle ilgili... Önce kendimden başlayayım... En düşük seviyeden emekli maaşı alan biriyim. En az yarısı sokak kedilerine mama parası olarak gidiyor. Evde baktığım en az 20 kedi, sokağımdakilerle bu sayı ortalama 40, parka da gittiğim zaman 50. Kendi yaşamımdan vazgeçtim; kedilere hizmet eden bir gönüllüye dönüştüm. Sadece geçen yıl sokaktan 20 yavru kedi kurtardım. 3 tane zafiyet oldu ve diğerleri nazar değmesin birer yaşını doldurdular. Gözleri görmeyen de var, bacakları engelli olan da. Sokak kedilerine baktığım için, rahatsız olan mahallelinin defalarca sözlü ve fiziksel saldırısına da maruz kaldım. Bir arkadaşımızı kediye bakıyor diye ev sahibine baskı yapıp evinden attırdılar. Aslında ülkedeki bütün mahalleli genelde aynı zihniyette. Sokağımızda kedi olmasın düşüncesindeler. Yoksa hayvanlar aleyhinde yasa taslakları hangi cesaretle hazırlanabilir ki? Bütün zorluklarına rağmen kendi çocuklarım gibi sorumluluklarını üstlenmekten gocunmuyorum. Bir tanesi kayboldu mu, buluncaya kadar mücadele veriyorum. Ve benim yaptıklarım, bazı arkadaşlarımın yaptıklarının yanında hiç kalır. Her gün çalıştıkları yerlerin etrafındaki sokak kedilerine mama taşıyan arkadaşlar var. Düşük gelirli bir arkadaşın sokak kediller için yaptığı veterinere masrafının borcu 40 Bin liraya ulaşmış durumda. Çünkü yolda yolakta bulduğu bütün tedaviye ihtiyacı olan kedileri veterinere götürüyor. Üstelik çalıştığı için zamanı olmamasına rağmen. Bu arkadaşlar ölümcül hastalık olan fib'e yakalanan kedileri 3 ay aşı ile hayata döndürmeye çalışıyorlar, başarıyorlar da. Kaç kişi 2 gözü kör kedileri sahiplenir? Sokakta bakıma veya tedaviye muhtaç bir kedi veya köpek gördüğünüzde, kaç kişi acaba nesi var diye ilgilenmeye çalışıyor? Bugün parkta halsiz bir şekilde yatan zayıf köpeğe 2 kadın veteriner çağırdı ve mamalar getirip beslemeye çalıştılar. Kaçınızın umrunda sokakta bakıma muhtaç bir köpek; basıp geçiyor musunuz, yoksa bir şeyler yapmaya çalışıyor musunuz? Sokakta yürüyen insanlara bakıyorum da, ellerinde cep telefonları sosyal medyadalar ve dünya umurlarında değil. Bir canlının hayatta kalma durumundan daha önemli ne olabilir? Bahar döneminde doğan yavruları hiç kurtarmaya çalıştınız mı? Annesi yapamadığı için göbek kordonunu kestiniz mi, annesi yaşlı olduğu için emziremediğinden dolayı biberonla süt vermeye çalıştınız mı, onlara süt anne bulmaya çalıştınız mı? Engelli yavru kedilere taa İstanbullardan falan sahiplenecek kişiler bulmak için çaba sarfettiniz mi? Tabii bir paket sigara falan bir kedinin hayatından daha önemlidir sizin için değil mi? Ben kedilere mama parası yetsin diye; sokaktan kendim için bayat ekmek topluyor, akşam pazarından çürük çarık meyve sebze alıyorum. Biz hayvan severler deli miyiz de bunları yapıyoruz, sonra da hayvanların sokaklardan temizlenmesi için yasa çıkartılıyor? Sokaklar hayvanlar ve bitkilerle daha güzel olmaz mı? Betonlaşan sadece şehirler mi, yüreklerimiz de mi? Benim sokakta kedilere bakmamdan rahatsız olanlara diyeceğim de şu; benim sayemde sokağımız bu anlamda bir düzene oturdu. Sokaktaki anne kedileri evde doğurttum ve yavrularını da büyüttüm. Şimdi anneler de kısırlaştırıldı, yavruları da. Sokakta rahatsız olduğunuz kediler sayemde şu anda kontrol altında; üstelik öldürerek değil, vicdanlı bir şekilde hayatta tutmaya çalışarak. Herkes böyle yapsa, hiçbir hayvanın hayatının sonlandırılmasına gerek kalmaz. Ben açlık sınırının altında maaşla bunu yapabiliyorsam, istendikten sonra daha mükemmeli yöneticiler tarafından tüm ülkede yapılabilir. 

***

Bir şey söyleyeceğim. Çocukluktan itibaren geçmişte husumetimiz olan komşu ülkelere karşı nefretle yetiştiriliyoruz. Hatta aynı coğrafyadaki etnik çeşitliliklere karşı da. Oysa düşman olmamız için hiçbir sebep yok. Konuşarak bütün sorunları halledebiliriz; tabi sevgi ile yaşamaya gönlümüz varsa. Mesela Eurovision şarkı yarışmasında bu yıl Yunanistan ve Ermenistan şarkılarını çok sevdim. Çünkü çok benziyoruz değil, neredeyse tıpatıp aynıyız. Peki niye düşmanız; çünkü birileri çıkarları doğrultusunda öyle istiyor. Savaş olmasa silah üretimi olmayacak. Savaş olmayıp barış olsa, eşit ve sevgi ile yaşanacağı için, birilerinin üzerine basılarak iktidar olunmayacak. Mesela ülkemizdeki etnik azınlıklar... Yıllarca şu, bu diye hep bir mesafe ile yetiştirildik. Bölgesel kültürel farklılıkların olması o kadar doğal ki... Oysa aynı aile içersindeki kardeşler arasındaki fark kadar bile yok farkımız. Bir arada yaşarken birbirimizin kıymetini bilmiyoruz ama başka bir ülkeye ışınlansak, o kavgalar unutulacak ve birbirimizden cesaret alacağız. Çünkü bizi, biz anlayabiliriz öncelikle. Göç dalgasıyla birlikte İranlıları tanıdım, Afganları tanıdım, Suriyelileri tanıdım. Sonuçta insan olunduktan sonra, insan insandır. İyi veya kötü olmak etnisite ile ilgili değildir, kişilik ile ilgilidir. Mesela benim kendi etnik kökenimden olanlar, farklı etnik kökenden olanlardan daha iyi değiller ki. Hatta bir öteki olarak, farklılıklarla çok daha muhabbetim var, çok daha sağlıklı ilişkiler kuruyorum. Gerçekten dünyadaki hiçbir insan arasında, eğer önyargılı olunmazsa, hiçbir fark yok diyebiliriz. Birbirimizden rahatsız olduğumuz taraflarımız sadece koşullanma. Örneğin ben, hayvanları bile çocuğum gibi sevebiliyorken, etnik farklılıkları farklılıklarından dolayı ötekileştirmek, hoşgörüsüzlükten başka bir şey olamaz. Hoşgörünün olması için de insanları tanımak gerek. Ben son 10 yıl içersinde çok İranlı ile tanıştım. Şimdi oradaki her olay beni de ilgilendiriyor. Oradaki halkların bir an evvel özgürlüğe kavuşmalarını özlemle bekliyorum... 

***

Sokak hayvanlarının uyutulmaya başladığına veya uyutulması için yasa çıkarılacağına dair haberler yüzünden ölmek istiyorum. Çünkü ben böyle vicdansız bir dünyada yaşamak ve böyle bir şeyi gerçekleştiren veya bu konuya sessiz kalan insanlarla aynı havayı solumak istemiyorum. Bir canı yok etmek nasıl bir duygudur? İnsanlığın kitabında böyle bir şey yazıyor mu? Demek ki hala insan olunamamış... Böyle bir sistemi destekleyen ve böyle bir katliama sessiz kalan kim varsa uzak dursun benden, bana selam bile vermesin...

21

Soğan gömmeli bulgur aşı

Doğmak kadar ölmek de hayırlıdır dünya için!

20

#kabakkızartması

Okumayan insan bilgisiz, bilgisiz insan önyagılı olur, önyargı ise korku ve nefrete dönüşür, bu da ayrımcılığa ve ötekileştirmeye, bu da degersizleştirmeye ve saldırıya sebep olur.

19

Sabahattin Ali çok güzel özetlemiş:

Uğruna bir şeyler yaptığınız için pişman etmeyecek insanlar için çabalayın, sizin verdiğiniz bütün emekleri görmezden gelen insanlar için değil. Çünkü bir şeye boşa emek verdiğinin farkına varmak kadar kırıcı bir şey yok hayatta...

Makarna denilince en kalitesiz makarnayı bile lezzete dönüştüren Halil akla gelir... #salçalımakarna

DAVUL BİLE DENGİ DENGİNE!

55 yıllık hayatımda öğrendiğim en önemli şeylerden biri, insanların kendi dengiyle arkadaş olmaları gerektiği. Ekonomik anlamda demiyorum; bilgi-kültür anlamında. Mesela dogmatik bir insanla bilime inanan bir insan, homofobik bir insanla eşcinsel haklarına inanan bir insan, vejeteryan ve hayvan haklarına inanan biriyle hayvanlara mal gözüyle bakan bir insanın, okumayı öğrenmeyi seven bir insanla hayatında iki satır bir şey okuma zahmetine katlanmayan birinin, erkek iktidarını destekleyen biriyle feminist birinin, cinselliği ayıp sayan biriyle cinselliği doğal bir eylem olarak gören birinin, demokrasiye inana biriyle diktatörlüğe inana birinin, örnekleri daha çoğaltabiliriz, sağlıklı bir etkileşimde bulunması çok imkansız. Yani şampiyonlar ligiyle amatörler ligi bir arada olursa ne olur? Şampiyonlar ligi standardını düşürmek zorunda kalır, amatörler ligi de çelme takmak için fırsat kollar. Bu oy verme konusuna da böyle; demokrasiye oy verenle teokrasiye inanan birinin aynı seçime katılması gibi bir şey. Bir tarafta hayatı eşitlikçi özgürlükçü yaşamak isteyen birileri var, bir tarafta yaşamı geriye götürmek isteyen birileri var. Olmaz gerçekten böyle bir şey, olamaz, olmamalı... Ben yanlış olan bir şeye veya birilerine saygı duyamıyorum.

Ben #sarımsak li #cacık ı yanında #domates ve #biber ile çok severim. Ya siz?

Bazı insanları hayatımdan tam anlamıyla çıkarıncaya kadar çok virgül atarım. Onlardan bir beklentim olduğundan degil; lanet olası kalbim kimse üzülmesin ister çünkü. Ama o virgüller birike birike sayfamda yer kalmaz ve noktayı hak ederler.

18

#yörük #yoğurt #yoghurt #cacık

Sevgi sadece verilene değil, verene de iyi gelir!

17

Yaptığım mercimek yemeği listemi salladı ve 1 numaraya oturdu. 888 gün mercimek yerim artık. Öyle bilendırdan falan geçirmiyoruz. Antikapitalistin evinde o tür aletler olmaz zaten. Mercimeği; soğanını ve biberini doğrayarak, yağını, tuzunu, salçasını falan kavurmadan şu ile pişinceye kadar  30-40 dakika kaynatıp llimonla servis ediyoruz. Fotoğraflarda görülen bütün biber be soğan, yemeğin içeriğini göstermek adına semboliktir.

Sabah gene bir haberle karşılaştım; "ŞEKER ZEHIRDIR!". Ekmek zaten zehir diyetisyenlere gore... Peki siz kahvaltınızı ne ile yapıyorsunuz? Benim kahvaltım yumurtalı ekmek ve çayım da 3 şekerli! Çünkü zenginlerin sağlıklı kahvaltısı nasıl oluyor bilmiyorum. Sadece domates, biber, salatalık ve peynir ile kahvaltı olur mu? Bemim soframda portakal suyu veya süt olsaydı, ben de çay icmeyeceğim için endüstriyel şekere ihtiyacım olmazdı... Ama pardon, yağda kızartılmış ekmek olmayınca benim karnım doymuyor... 

16

Canınız çok mu tatlı çekti; ekmeği yağda kızartın, küçük küçük doğrayın ve üzerine şekerli yoğurt dökün. Bakalım yedikten sonra kilosu 500 liralık baklavayı canınız çekecek mi? Çıktı mı size 5 kilo kedi maması?

Neydi beni siz heteroseksüellerden farklı kılan; sevgi miydi, hemcinsimi sevmem-eşcinselliğim miydi? Bundan utanmamı ve vazgeçmemi istiyorsunuz değil mi? Ama ben doğaya, hayatın gerçeklerine, genetiksel mirasıma, kendime ihanet edemem. Siz kimsiniz ki? Bu sözü söylemeyi hiç sevmem; çünkü kültürümüzde bir küçümsemeyi ifade eder ama ben o anlamda söylemiyorum; benim hayatıma müdahale etme hakkını nereden buluyorsunuz demek istiyorum. Sizin hayata bakış açınız ancak sizin için önemli olabilir ama beni var eden benim doğrularım, benim gerçeklerim ve benim yaşam biçimim. Ben sizin cehaletinize kısacık hayatımı feda edemem. Etmedim de. Hayattaki en büyük gururum, kendimi çok sevmem ve kendimi hiçbir şeye, hiçbir kimseye feda etmemem. Çünkü aptal değilim. Hele ki birilerinin aptal düşüncelerine asla kendimi feda edemem. Ben sizin yolunuza çıkmıyorum ki; siz de benim dünyama girmeyin. Bunu anlamak çok zor olmasa gerek...

15

Salçalı, biberli, domatesli makarna... Sizce yemekleri hazırladıktan sonra yiyor muyumdur? Hazırlarken, sunum yaparken, fotoğraf çekerken iştahım kapanıyor. Kokusuyla duyuyorum çünkü...

13

Mütevazi akşam yemeğimiz...

12

Hazır mısınız Pazar makarnasına?

#eurovision u gene bir eşcinsel #nemothings @nemothings kazandı. #eşcinsel ler sadece Eurovision'u değil; bütün dünyayı kazanacak; homofobikler ve cahiller kaybedecek!

10

İYİLİKTEN MARAZ DOĞARMIŞ!

Bazen soruyorum kendi kendime; ben insanlara ne yapmış olabilirim de bana düşmanlar, beni kötü bellerler? Halil şunu yaptı desinler de, telafi etmeye çalışayım. Hayatım boyunca elimden geldiğince insanlara beklentisiz ve çıkarsız şekilde yardımcı olmaya çalışan bir yapım var benim. Hatta bu fedakarlığım bazılarına aptal gelecek boyuttadır. Mesela kim günümüz koşullarında en düşük emekli maaşı olan 10 bin liranın yarısını sokak kedilerine harcar ki? Acaba diyorum, ben insanlara iyi örnek olduğum için mi kötü olarak lanse ediliyorum? Kendi dünyamda, kendi halinde yaşayan biriyim. Ben rahatsız etmemek için yolda gördüğüm insanlara bile onlar selam vermedikçe selam vermem. Gerekmediği sürece kimseyi telefonla bile rahatsız etmem. Çünkü insanların doğru veya yanlış bir hayata bakış açısı var ve ben onlara ters geldiğim için benimle kontakt kurmak istemeyebilirler. İşte sorun da burada. Onların ayarında olamıyorum; Laubali olamıyorum. Hep bir dürüst, çıkarsız, saygılı, nezaketli doğama uygun olma durum var bende. Belki aşırı mükemmelliyetçiyim, belki kendimi korumak adına mesafe koyuyorum, zırhlarımı kuşanıyorum insanlara karşı. Kimsenin kapısını çalmam, onlardan bir şey dilenmem, dediğim gibi gerekmedikçe diyaloğum bile olmaz. Acaba diyorum, paranoyakça ben kendi kendimi kuruyorum insanlara karşı; peki yaşadıklarım ne olacak? Sosyal bir ortama girdiğin zaman insanların fiziksel veya işitsel saldırıları var belgeleriyle kanıtlarıyla. İnsanlarda şöyle bir durum; eğer çoğunluğun bir parçasıysan, sen de ötekiysen, hep sana güç yeterliliği yapıyorlar, hep sana karşı kendilerini haklı görüyorlar... Yanlış anlaşılmasın; bu söylediklerim bir olaydan veya bir kişiye yönelik değil; genel manada söylüyorum. Tabi istisnai durumlar, beni çok iyi anlayan ve yardımcı olmaya çalışan insanlar da yok değil...

9

Bugünkü mönümüzde patlıcan közlemesi salatası var! Bunu omletli patlıcan közlemesi salatasına da dönüştürebiliriz.


Hayatta en çok kendimi kaybetmemeyi, kendime sahip çıkmayı, kendimi sevmeyi ve saymayı seviyorum. Çünkü benim için bunları, benden daha iyi yapabilecek kimse yok!

Memleketime bahar geldi artık... Önümüzde bir dönemeç kaldı, onunda aştık mı, rayına gireriz artık...

8

Kabaklı ve yeşil biberli #makarna

Üzerine domates sosu ve yoğurt

7

#yumurtalıkabak


6

Bu tasma, bizim sokakta yaşayan bir kedinin, birkaç yıldır çıkartmaya çalıştığı ama çıkartamayıp bir ayağının içinde olduğu boğazındaki bir tasma. Kim taktı bilmiyorum ama aylardır çıkartmak için ikna etmeye çalıştığım ama kedi acısından olsa ki yanına yaklaştırmadığı için bir türlü ikna edemediğimden onunla birlikte benim de acı çektiğim bir durumdu. Evin içine falan girse, bir şekilde kıstırıp, bastırıp çıkartmaya çalışacaktım ama bir türlü içeriye sokamıyordum. Bugün kandı ve girdi içeriye ama nasıl panik... Çıplak elle olsa paramparça edebilirdi ellerimi. Korkudan havalar sıçrıyordu çünkü. İnşaat eldivenlerini giydim ve ellerime diş geçirmesine rağmen tasmayı makasla kesmeyi başardım. O da rahatladı, ben de. Boynu iltihap olmuş, çünkü tasma etinin içine kadar girmiş. Zaten tasmanın içine soktuğu ayağı topallıyordu, üstüne tam olarak basamıyordu. O kadar heyecanlandım ki mutluluktan tasmasını kesebildiğim için... Diyeceğim o ki; kedilere tasma takmayın, bir de onları tasmalı şekilde sokağa atmayın... Kedilerin tasmaya ihtiyacı yok; çünkü onlar insanlara saldırmaz..!

***

Vejeteryan değilim ama et yemiyorum sayılır; yılda 1-2, oda karşılaşırsam; yılda toplam belki 500 gr. belki 1 kilo. Ölmüyor insan et yemeyince. Yanlış anlaşılmasın; kimsenin değer yargılarına, hayata bakış açısına karışmak değil bu; benim yapım bu; böyle mutluyum. Hayvanların öldürülmesi beni inanın mahvediyor...

***

Cennetin kokusunu siz hala bilmiyorsaniz, bu sizin beceriksizliğiniz olabilir ancak! Bu senenin cennet kokuları...

Halil usulü #yapraksarması #biberdolması #pratik

4

Halil special kızartma... İster duvarınıza asarsınız, ister midenize sallarsınız!

#kızartma

***

Cinsiyet kimliği, yani kadınlık veya erkeklik, yani erkeklik ve kadınlık rolleri toplumsaldır; doğal bir gerçek değildir!

İnsan öğrenmezse bilemez, bilmediği şeyi de anlayamaz, anlayamadığı şeye de karşı çıkar!

Benim dinim yok, doğa dışında bir yaratıcıya da inanmıyorum, cinsiyetim de yok-kendimi kadın veya erkek olarak hissetmiyorum!

Ölmeden cenneti yaşamak gerek. Çünkü başka cennet yok. O cennet de, doğanın sana sağladığı hayata karşılık, senin doğanın parçalarına merhamet ve şefkatle dokunmakla mümkün. Bir ateist ve dinsizin not defterinden! 

***

Seçimlerden sonra sizce de ekonomi biraz sakinleşmedi mi? İnsanlar 25 senedir niye bunu akıl edemedi acaba? Akşam pazarında öncekilere nispeten bayağı ucuz alışveriş yaptım ve uzun zamandır ilk defa tam teşekküllü bir kahvaltı yaptım. Kızarmış ekmek yemekten belim iyice kalınlaşmıştı. Artık sebze yiyebilirsem incelerim. Eşitlenip rahatsız edeceğiz onları. Ama biz gene de kestane balı yemeyeceğiz! Hak yiyenlere ve yedirenlere, yedikleri de haram olsun diye not düşelim. Aynı şeyleri biz yiyemiyorken, sizin nasıl boğazınızdan geçti. Benden daha iyi yaşamı nasıl hak edebilirsiniz ki? Daha mı çok çalıştınız? #kahvaltı #breakfast


3

#şahanehayat 

Yüzümdeki çizgilerin, ağaran sakallarımın hakkını verdim. İnsanlar kötü olsa da güzeldi hayatım... Çünkü kendim gibi yaşadım. BeşBeş'e günler kaldı...

Bugünkü patlıcanımızı sulu yaptık. O kadar lezzetli oldu ki... #patlıcan

***

TÜRKİYE'DE GERÇEK BASIN VAR MI DA ÖZGÜR BASIN OLSUN!

1 Mayıs işçi bayramında LGBTİ'lere saldırı ile ilgili olayı bizzat yaşayan, saldırıya maruz kalan, polisi falan çağırıp saldırganları tutuklattıran(Çünkü olay yerindeki polisler saldırganlara müdahale etmedi, ben 2 kere 155'i arayıp başka polislerin gelmesini sağladım.) kişi olarak; LGBTİ dernekleri, muhalif basın dahil olmak üzere tüm ülke basınında çıkan kopyala yapıştır tarzındaki 2 cümlelik haber, "Denizli'de Gökkuşağı bayrağı açmak isteyen bir vatandaş, yaşlı bir vatandaşın tepkisi sonucu saldırıya uğradı." şeklindeydi. Oysa konunun gerçeklerle zerre kadar alakası yoktu. Hele bir de LGBTİ'lerle saldırganlar arasında kalan kişiyi LGBTİ bayrağı açan kişi olarak göstermeleri trajikomik bir durumdu. Doğru olan neydi ki, habercilik doğru olacak dedim ve boşverdim. Bugün sabah(3 Mart) radyo haberlerde, bugünün Dünya Basın Günü olduğundan, dünyanın hiçbir yerinde özgür basının olmadığından bahsediyordu. Oysa ülkemizde basın özgürlüğünden önce tartışılması gereken konu, doğru habercilik yapan bir basının olup olmadığıydı. Yoksa ülkemizde; bağımsız, muhalif, ötekilerin medyası da mı ele geçirilmişti? Habercilik neydi; sırf haber olsun diye kopyalayıp yapıştırmak mıydı? Homofobik bir ülkede bağımlı bağımsız hiçbir medyanın eşcinsellikle ilgili bir olayda konuyu araştırıp da haber yapma ihtimali yok denecek kadar azdır. Çünkü onlar için bu konu haber değeri taşımaz ama derneklerin de eşcinsellikle ilgili bir haberi hiç araştırma yapmadan haber yapması, kolaycılıktan başka bir şey olabilir mi? Eşcinsellere saldırı konusunun aslı, kişisel sosyal medya sayfalarımda da bahsettiğim gibi, 1 Mayıs yürüyüşüne katılacak olanların toplanma noktasında, 3 LGBTİ bireye, bayrak falan açmadıkları halde otururlarken yanlarına gelip "Sizler ne biçim insansınız, Türk bayrağı açınız, ülkeyi ahlaksız hale getirdiniz" diyerek sinkaflı küfürlerle kasıtlı şekilde saldırıp bir olay çıkartma şeklindeydi. Yani saldırgan bahsedildiği gibi yaşlı değildi ve 2 genç adamdı, saldırıya maruz kalan kişi de haberlerde fotoğrafıyla falan gösterilen LGBTİ bireyi olmayan kişi değildi. O kişi saldırganlarla LGBTİ'ler arasında kalan bir vatandaştı, üstelik elinde gökkuşağı bayrağı falan olmadığı için bayrak açması falan söz konusu olamazdı. Asıl saldırıya maruz kalan, saldırganların kovaladığı ve polisleri çağırarak saldırganları tutuklattıran kişi bizzat ben kendimdi. Ve de ne bayrak açmıştım ne de fotoğraftaki kişiydim, saldırganların biz LGBTİ'lere fiziksel teması falan da olmadı. Olabilirdi ama orada bulunan kalabalık saldırganları durdurdu. Saldırganlar polislerin gözü önünde "LGBTİ'ler, eşcinseller çocuklarımızı zehirliyor, bunlara meydan vermeyin..." şeklinde propaganda yaparak halkı galeyana getirmeye çalıştı, tomar halinde duran gökkuşağı bayraklarını da yere vurma şeklinde parçaladılar. Ulusal basında çıkan haberin ne yaşanma şeklinin ne de olayda bahsi geçen kişilerin gerçeklerle hiç alakası yoktu. LGBTİ'lere saldırı vardı ama ne olay anlatıldığı gibi olmuştu, ne de olayın özneleri bahsedilen kişilerdi ve de bahsedilen özelliklerdeydi. Tabi bu konu bu ülkede önem taşımadığı ve doğru haber yapılmasının önemi olmadığı için, haberin düzletilmesi de önemli olmayacaktır elbet. Ben gene de bahsedeyim dedim. Saldırganlarla benim aramda hukuki süreç de olay günü şikayetimle başlatılmış bulunmaktadır. 

***

Doğanın bir parçası olduğunun bilincinde olmak ve bu doğrultuda hareket etmek için doğanın güzelliğinin farkında olmak, dolayısıyla doğayla ve kendinle barışık oluyorsun ki, doğayı seviyorsun, kendine aşık oluyorsun, pozitif oluyorsun, mantıklı hareket ediyorsun, hedeflerin ve yaşam biçimin doğa için oluyor, böylece doğayı ve kendini besliyorsun, doğallığı çoğaltıyorsun, doğanın bütün güzelliklerine olan hayranlığın sosyal yaşamda çoğulcu olmanı da sağlıyor ve doğanın zengin güzelliğini sosyal yaşama yansıtıyorsun vesaire...

2

Böyle bir sunumu extra paylaşmadan edemedim...

Biber ve soğanı kavurup, haşlanmış bezelye ilave ederek 10 dk. kısık ateşte pişirip limon ve yoğurt ile servis ediyoruz...

Vicdan denilen şey, dünyada sadece bir avuç insan; onun dışındaki herkes çıkar için var!


EŞCİNSELLİK GERÇEK, HOMOFOBİ NEFRETTİR!

Homofobi uzaklarda olan bir nefret değil; yanıbaşımızda, hatta ailemizin içinde, en yakınımızda, çevremizde... Kim eşcinsellik ahlaksızlık, sapıklık, günah, hastalık, aman çocuğum eşcinsel olmasın, eşcinsellik bizden uzak olsun vesiare diyorsa, homofobi odur, homofobik olan onlardır, homofobiyi besleyen ve cesaretlendiren bunlardır. Bu düşüncede kim varsa, ciddi söylüyorum, akrabalarım, en yakınlarım dahil benimle selamı sabahı kessin; Böyle bir cahillik yüzünden 55 yıllık hayatım mahvoldu. Bari bundan sonra uzak durun benden, artık nezaketimi zorlamayın! Çünkü ben bu tür insanlara karşı hiç güzel duygular beslemiyorum. Arayıp sormayın falan beni gerçekten. Çünkü eşcinsellik benim gerçeğimdir; sizin homofobiniz gibi nefret değildir! 

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, sen istediğin kadar kendi halinde yaşa; eğer onlara benzemiyorsan, gelir seni bulur ve rahatsız ederler...

Yobaz beyinler bana "sen erkek misin?" diyor, güvenlik güçleri "bu sence hakaret mi?" diyor... Ben kime ne yapıyorum da beni masaya yatırıp otopsimi yapıyorlar?

Eşcinsellere saldırı konusunda suçlu olan sadece saldıran kişiler değildir; tüm birimleriyle, bireyleriyle eşcinselliği günah-sapıklık-ahlaksızlık olarak gören, kısaca her şekilde homofobik olan, özellikle homofobiye sessiz kalan toplumun tamamıdır.

***

DENİZLİ'DE EŞCİNSELLER 1 MAYIS'TA YOBAZLARIN SALDIRISINA UĞRADI!

1 Mayıs yürüyüşüne katılmak için yola çıktım. Erken geldiğim için Candoğan parkının bankında oturmaya başladım. LGBTİ Aile Grubu da gelmiş. 3 kişilerdi. "Biz azız, istersen bize katılabilirsin." dediler. "Tamam." dedim. Beklemeye devam ederken sesler gelmeye başladı. 2 yobaz erkek bizim LGBTİ kızlara "Sizler nasıl insanlarsınız, bu ülkenin ahlakını bozuyorsunuz, sizler birbirinizle bilmem ne mi   yapıyorsunuz, bilmem ne çocukları, Türk bayrağı dışında bayrak açamazsınız... " şeklinde hakaret ve küfür ederek sözlü saldırıya başladılar. Ben saldırıyı önlemek adına dikkati kendime çekmek için "karışmayın" diye bağırınca, bu sefer bana yöneldiler. Kaçtım. 155'i aradım. Sonra olay yerine yakındaki polisler gelmişler ama bu kişilere müdahale etmedikleri gibi "LGBT'ler, eşcinseller çocuklarımızı zehirliyor, bunlara meydan vermeyin, bunlara dur diyin..." şeklinde bağırarak vatandaşları galeyana getirici propaganda yapmasına sessiz kaldılar. Polislere diyorum ki, "Neden bunlara izin veriyorsunuz, niye tutuklamıyorsunuz?" Polis, "Burası bizim görev yerimiz değil." dedi. Kişilerden biri tekrar bana saldırdı ve kaçıp tekrar 155'i aradım, "Buraya başka polis gönderin, bize saldırıyorlar ve buradaki polisler saldırganlara müdahale etmiyorlar." dedim. Ekip aracı geldi ve bunları araçlarına aldılar. Ama saldırganlar polislerin yanında bile saldırmak için kapıyı açıyorlar, bana sözlü hakarette bulunuyorlar ama polis bunları aracın arka bölümüne almıyor. Ben şikayetçiyim diyorum, polis bana defalarca "Şikayetçi misin?" diye soruyor. "% de 2 milyon kere şikayetçiyim." diyince beni işi zorlaştırmakla suçluyor polis. "O zaman karakola gel." diyor. "Peki ben bu yürüyüşe katılamayacaktım, niye geldim buraya; evimde oturur, saldırıya da maruz kalmazdım." dedim. "Eğer yürüyüşten sonra yürüyüş hakkım ölüyorsa, o zaman yürüyüşe katılmayı tercih ediyorum." dedim. Sonunda yürüyüş sonrası gelip şikayetçi olabileceğimi söylediler. Yürüyüşten sonra gittim, şikayetçi oldum, ifademi verdim. Çok merak ediyorum; bu saldırganlar nasıl peydahlandılar. Biz bayrak sallayıp slogan atmadık ki, yoldan geçerken tahrik olsunlar ki tahrik olma hakları da yok. Ben zaten parkın girişindeki bankta oturuyordum. Bizi koruyan ve bize yardımcı olan TİP ve DİSK üyelerine çok teşekkürler... 

***

Halil bugün #1mayıs a katıldığı için kendine yemek yapamadı. Soğan, biber üstüne yumurta kırıp, yanında domates, turşu ve yoğurt yedi....

***

Hey yobazlar, n'oldu k*çınızı yırttınız ve bize saldırdınız da, gökkuşağı bayrağı dalgalandı mı, dalgalandı. Sanırım sizler benim inadımı bilmiyorsunuz. Ben haklıysam, ölüm dediğin nedir ki?

Denizli'de 1 Mayıs'ta eşcinseller yobazların saldırısına uğradı ama bu, gökkuşağı bayrağının dalgalanmasına engel olamadı...

***

Denizli'de #1mayıs ta #eşcinseller #lgbtiq🌈 lar, yobazların saldırısına uğradı. Ona rağmen karnavalımızı gerçekleştirdik. Saldirganlardan hukuki olarak şikayetçi oldum. Bize çok yardımcı olan ve bizi koruyan #tip ve #kesk e çok tesekkürler... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder