19 Temmuz 2020 Pazar

Türkiye'den 200 yıllık bir geri adım!


18 Temmuz 1932'de ezanın arapça okunması yasaklanmış. 2020 Temmuz'unda özel bir kanal olan Netflix eşcinsellik gerekçesiyle yasaklanıyor. Zaten eşcinsel Onur Yürüyüşü veya eşcinsellikle ilgili her türlü etkinlik yasak. Yani eşcinsellik kağıt üzerinde yasak değil ama uygulamada yasak. Yakında yatak odalarımıza da zina gerekçesiyle girerlerse hiç şaşmam. Oysa Türk tarihinde 1858 yılında eşcinsellik yasak olmaktan çıkarılmış. Hani eşcinselliği konduramadığımız, tarihte bir kişiye eşcinsel denildiği zaman, sen benim ecdadıma nasıl ibne dersin diye tepki gösterdiğimiz Osmanlı'da eşcinsellik resmi olarak serbestti. Yani Türkiye 20 yıllık muhafazakar iktidar döneminde en az bir 150-200 yıl geri gitti. Bu durumdan, bir şey olmaz diye muhafazakarlara en küçük primi verenler dahi suçludur. Çünkü inanılacak kişiler vardır, inanılmayacak kişiler. Şimdi muhafazakarlar bana din ve yasalarda eşcinseller tanınacak, hakları verilecek ama bana oy verirsen deseler buna inanır mıyım onca hayat tecrübesinden sonra? Adamları tanımasam inanırım ama muhafazakarlığın bir tanımı var; özgürlük ve laiklik karşıtı bu insanlar. Eşitlikten yana değiller. Bunu açık açık da söylüyorlar zaten. Zamanında Erdoğan eşcinsellere de hakları verilmelidir dediği zaman ben buna inanıp APK'ye oy mu verdim? Aklımın ucundan bile geçmedi böyle bir şey. Bir başımayım ve kendi düşen ağlamaz diyorum Türkiye'deki sürece. Yakında zaten köyüme gidip yaşamdan soyutlayacağım kendimi. Herkesin ne hali varsa görsün. Böyle ülkeye, böyle yönetim diyorum! Evet açıkça söylüyorum; ülkem insanlarının hayata bakış açısını tasvip etmiyorum ve yöneticileri de kendi ayarlarında kendileri belirliyor. Mesela dün resmi bir kurumdaki görevli, görevini bırakıp yan binadaki düğüne düğün pastası yemeye gitmiş ve biz işimizi görmek için bu kişiyi bir saat aradık ve öyle bulduk. Sonra kalkıp bir de Avrupa'yı falan beğenmeyiz. Biz baskıcı olduğumuz için ahlaklıyızdır, onlar özgür oldukları için ahlaksız!

Çıplaklık veya cinselliğin günah kavramı üzerinden ayıp, ahlaksız sayılması hangi "akıl ve mantık" ürünüdür ki?

Gerçekten ahlakçılıktan midem bulanıyor. Ahlak denilen şey herkesin hakkına riayet etmektir; kıç-baş meselesi değildir!

İnsanların üriner organlarını falan görünce hiç ahlak-sızlık gelmiyor aklıma; sadece doğal bir biyoloji, anatomik bir yapı geliyor

Siz de biliyorsunuz değil mi; insanların belden aşağısından gözünü ayırmayanlar genellikle cinselliği ayıp sayan ahlakçılar!

Sabah sabah ner'den aklıma mı geldi ahlakçılık; muhafazakar iktidarın eşcinsel diye Netflix kanalını kapattırmasından!

Şifreli kanal NETFLİX, eşcinsel kanal gerekçesiyle kapanıyor; bu özgürlüklere bin adım daha veda anlamını taşıyor!

Eşcinsellik Osmanlı döneminde 1858 yılında yasak olmaktan çıkarıldı ama AKP döneminde gayri resmi olarak da olsa-uygulamada yasak!

Benim özgürlüklerimi kısıtlayan AKP veya AKP'liye saygı duyamam. Çekilin lütfen!

Türkiye'de 1858'de eşcinsellik yasak olmaktan çıkarıldı, 1832'de ezan Türkçe okunmaya başladı ama 2020'de şifreli bir kanal eşcinsel gerekçesiyle kapatılıyor! 200 yıllık bir geri adım!

Benim özgürlüklerimi kısıtlayan AKP veya AKP'liye saygı duyamam. Çekilin lütfen!

Ayça Şen şarkılarıyla yaralarımı iyileştiren-kırklarımı saran bir teselli, içimdeki özgürlüğü şahlandıran bir enerji kaynağı!

Arap, Müslüman, yobaz tüm ülkelerde Netflix yayınını sürdürürken, dünyada Netflix'in yasaklandığı ilk ülke Türkiye olacakmış!

Sudan'da kadınların zevk almasını önlemek amacıyla yapılan kadın sünneti, yani klitorisin kesilmesi yasaklanmış. Eşcinsellere uygulanan idam ve kırbaç cezası da kaldırılmış. Sudan'da bile özgürlükler için adımlar atılırken Türkiye'de geri adımların atılması, hangi aklın ürünüdür çok merak ediyorum. İçinde yaşadığım kültürün bazı zihniyetleri beni gerçekten şoklara sokuyor ve utandırıyor. Benim böyle bir insan türedişim olamaz yaa... İktidarın bu adımlarına sevinmeli miyiz, üzülmeli miyiz; belki de sevinmeliyiz kökten gitmeleri için. Çünkü kendi bindikleri dalı yasaklarla çok daha güzel kesmiş olurlar. Süreç uzamaz diye düşünüyorum! Türkiye'nin İran, Afganistan olması gibi hayal kurmasın kimse; Buna Atatürkçüler asla müsade etmez. Türkiye zarar görür mü ; evet, fazlasıyla ama özgürlük kazanır alternatifsiz olarak.

Dün laik olup da, çıkarları için bugün muhafzakar olanlar, yarın laikler iktidar olunca yüzünüz hiç kızarmayacka mi biz aslında laiktik diyeceğiniz zaman?

Bir iktidar düşünün ki, özgürlük karşıtlığını marifet ve başarı sanıyor. Böylece Türkiye de kaybediyor, kendileri de...

Sudan, İran gibi ülkelerde kadınlar eşitlik ve özgürlük için mücadele verirken, Türkiye'de bazı kadınların eşitliğe ve özgürlüğe karşı çıkmaları akıllara ziyan!

***

EĞER BEN KADIN OLSAYDIM..!
Hani kadınlar der ya ben erkek olsaydım diye yapabileceklerine dair... Eğer ben kadın olsaydım..,
kadın olduğum için, kendimi gerçekleştirmek adına, bir erkekten daha cesur olurdum. Kesinlikle kendimi bir erkeğe tapulatmazdım. İstediğim erkekle yatar, istediğim erkekle kalkardım. Bunun adına or*spuluk mu diyorlar; o sizin geri zekalılığınızdan başka bir şey olamaz. Eğer cinsellik kötü bir şeyse, sevmediğin bir erkeğin altına ölünceye kadar yatmak da kötüdür, sevdiğin bin erkeğin altına yatmak da; ikisi arasında hiçbir fark yok. Hatta sevmediğin veya sevip de sevgiyi aşkı tükettiğin bir erkeğe mahkum olmak çok daha kötü bir şeydir.
Kesinlikle toplumsal kuralları tınlamaz, içimden geldiği gibiyaşardım; gerekirse özgürlük için dağa çıkar, ağaca tırmanız ama özgrülükleirmden fedakarlık etmezdim; ne aşk için, ne aile için, ne de çıkarlarım için...
Ahlakın veya namusun; çıplaklığa, cinselliğe indirgenmesine miktiri çeker, tangayla dolaşır, çatır çatır seksime devam ederdim.
Asla boyun eğmezdim heteroseksizme ve baskıcı unsurlarına...
Ne birisine ait, ne de birisine sahip olmak isterdim; yük istemezdim asla hayatımda...
Eğer ben kadın olsaydım, saçlarımı rüzgarda savuramayacaksam, kökünden keser isyan bayrağını savururdum onun yerine!

Eğer ben kadın olsaydım, saçlarımı rüzgarda savuramayacaksam, kökünden keser isyan bayrağını savururdum onun yerine!

Ne tuhaf; hiç "Ben kadın olsaydım" diye şarkı yapılmamış!

Trans kadınlar kadın olmak için onca emek veriyorlar ama ola ola gene toplumsal cinsiyete uygun rolde kadın oluyorlar!

Kadınların veya erkeklerin anlayamadığı şey; kadın veya erkeğin doğulmadığı, olunduğu! Hepsi sonradan kadınlık veya erkeklik!

***

Gönlümde yatan Başbakan, Cumhurbaşkanı, lider... Tunç Soyer! Benim için İmamoğlu'nu solladı. Hiç kimse onun kadar gökkuşağının renklerine sahip çıkmamıştı! Seni seviyorum Tunç Soyer!

Biz bisiklete binen, halkından korkmadığı için korumasız bisikletle dolaşabilen, bizim de ona güvenip temas edebileceğimiz bir lider istiyoruz! Tunç Soyer gibi! Artık geyşa gibi saygı duymaktan ceketimizde düğme kalmadı iliklemekten, eklemlerimizde sıvı kalmadı oturup kalkmaktan. Biz, kendini vatandaşıyla eşit gören lider istiyoruz, arkadaş olabileceğimiz, çekinmeden dertlerimizi paylaşabildiğimiz... Gerçek saygı eşit seviyede samimi olur, hiyerarşik şekilde değil!

Yobaz gazeteciler süt kutusunda gökkuşağı renklerine yer verdi diye Tunç Soyer'e hakeret ediyorlar. Geri zekalılar, ben eşcisnelim, burdayım; karşıma çıkıp konuşsanız ya!

Yaa, gerçekten bu ülkede homofobi var ama bu kadar açık ve net bir ibneyken insanlar benden korkuyor mu da direkt homofobide bulunamıyor, yoksa bana mı denk gelmiyor? Hadi bir bulunsalar yaa! Tabi şöyle bir gerçek var; öldürüleceğimi bilsem, eşcinselliğimi savunmaktan asla vazgeçmem. Çünkü o benim!

Muhafazakarlar yasaklayarak Huysuz Virjin'i yıllar önce, Seyfi Dursunoğlu'ndan önce öldürdüklerini sandılar ama ölmedi, ölmeyecek!

Zeki Müren gitti, Huysuz Virjin gitti, Bülent Ersoy'u da eleştirelim yaptığı yanlışlardan dolayı ama sahip çıkalım! Eğer onlar olmasaydı, Türkiye'de özgürlük adına çok şey eksik kalırdı...

BENİM CENNETİM..!
Bize öte dünyadaki cenneti, para-pul, yat-kat hatta arsa, huri vesaire olarak anlatıyorlar. Yani aynı bu çıkarcı dünyanın ve cahil insanların beklentisi doğrultusunda bir cennet. Yani cennet kafalarda! Hiç kimse bana sormuyor sen nasıl bir cennet bekliyorsun diye; 1. Ben eşcinselim zaten; neyleyim huriyi. 2. Para pula bu dünyada önem vermemişim, öte dünyada müzik albümü, kitap, dergi vesaire olacak mı da paraya ihtiyaç olsun? 3. Ben öte dünyada insan türüyle karşılaşmak istemiyorum ki; bu dünyada kaybettiğim kedilerimle hangi boyutta tekrar biraraya gelebilirim derdindeyim.
Yani anlayacağınız ne cennete gitmek istiyorum, ne de bu dünyayı herkesin beklediği cennete heba etmek istiyorum. Bırakın da bu dünyada huzur içinde eşcinselce ve hayvanlarla yaşayayım!

İnsanlar cennete gideceğiz diye, bu dünyanın ve hayatın kıymetini bi' öğrenemediler gitti!

Cennet ne, cennet neresi, cennet nerede, kimin cenneti?

Bir açıklama ihtiyacı... Benim din karşıtlığım, insanların inanç özgürlüğüne karşıtlık değildir; din üzerinden eşcinsellere lanet yağdırılmasından, bu yüzden eşcinsellerin ayrımcılığa maruz kalmalarından, saldırıya uğramalarından, hatta öldürülmelerinden dolayıdır. Yoksa herkesin inancından kime ne, ben de niye karışayım. Din böyle demiyor diyebilirsiniz ama çoğunluk din üzerinden, dine dayanarak eşcinsel karşıtlığı yapıyorsa, o zaman eşcinsellerin de dine karşı bir savunu geliştirmesi kaçınılmaz oluyor. Homofobik insanlara, din eşicinsellik günah demiyor desek anlamak isterler mi bizi? O zaman biz n'apıyoruz; dinin bilimsel gerçekliği olmayan manevi ve kişisel bir inanç olduğunu söylüyoruz ve dinin sözde de olsa eşcisnel karşıtlığının biz eşcinselleri bağlamadığını, bağlamayacağını... Çünkü biz eşcinsellerin eşit ve özgür bir şekilde insanca yaşaması, insan hakları ve demokrasi üzerinden mümkündür ve eşcinsel karşıtlığının din üzerinden yapılmasına karşı çıkmamız kadar da doğal bir şey olamaz...

ALMAK İSTEYENE BEDAVA ÖMÜR VERİLİR!
Bu akşam o kadar mutluyum ki... Pedro kedi oğlum iki gündür eve gelmiyordu. Artık sokak kedisi olma yolunda çünkü. Ama insan gene de merak etmeden duramıyor ve aramaya çıktım. Evin yakınındaki bir arabanın altından sesime cevap verdi. Ölü gibi yatıyordu. Arka bacakları sanki ezilmiş gibiydi. Çıkartamıyordum da arabanın altından; tam orta yerine yatmış çünkü. Evden uzun bir değnek getirdim. Ve ben değnek ile sürümeye gerek kalmadan kendisi kalktı çıktı. İnanamadım, iyice baktım gerçekten yürüyebiliyor mu diye. Sonra koşturdu. O kadar mutlu oldum ki. Arababın altındayken veterinere nasıl götürüürm, acaba iyileştirebilir miyim hayalleri kuruyordum. Sanki kedim arabanın altında kalmış da, aylarca ben iyileştirmek için çaba sarfetmişim de iyileşmiş gibi sevindim.Şimdi benden ne dilerseniz dileyeilirsiniz. Evrenin benden alıp Pedro'ma verdiğim ömür gibi, istiyorsanız size de verebilir ömrümden; çünkü ben hayatta hedefleri kalmamış bir insanım artık. Yaşadım yaşayacağım kadar...

Beren Saat'in eşcinsellikle ilgili düşüncelerini dinleyince, Cumhurbaşkanı, Beren Saat olsun istedim! İnanılmaz akıllı ve mantıklı.

Beynimden çıkan her düşünceyi elbette bilerek sarfediyorum ve arkasındayım ve pişman da değilim. Tabi bu esnada birilerini de üzüyorumdur mutlaka ama amacım burada birilerini üzmek değil; sadece varolan bazı şeyleri dile getirmek, canımın-canımızın yandığı noktalarda savunu adına tepki göstermek; yani bir anlamda etkiye tepki meselesi. Yoksa durduk yerde, hadi şu konuda da bir laf edeyim değil mesele.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder