14 Ağustos 2013 Çarşamba

Rutin miyiz, rutinleştiriliyor muyuz?

Hayatlarımız hep rutinden ibaret ve sadece hayallerimizde mi yaşıyoruz rüyalar yoluyla yaşanamamışlığın sinyallerini aldığımız?
Mahkum muyuz rutine, mahkumiyeti kendimiz mi yaratıyoruz?
Hayatı şekillendiren biz değil miyiz?
Rutin yaşamı oluşturan bizim bireysel sessizliğimiz değil mi?
Zincirleri kıracak olan, hayatı değiştirecek olan biz değil miyiz?
Herkes hayatını doya-doya yaşamak ister ama, sanırım eksiklerimiz kompleks yaratıp, bizi oluşturulan sisteme mahkum ediyor.
Şekilciliğin, standartların kişiye has olduğunu kabul etsek belki bu mahkumiyetten kurtarabiliriz kendimizi.
Özgüven yapıda yoksa ne olacak?
Aslında doğal olabilsek özgüvene de ihtiyaç yok ama doğal olabilmek de bir marifet değil mi?
Canımıza tak etmesi gerekiyor hayatımızı yaşamak konusunda bir şeylerin.
Ama o zaman da çok geç kalmış olabiliyoruz.
Hayatlarımızı ertelememize hiçbir şey sebep olmamalı.
Yaşayabildiğimiz ölçüde yaşamalıyız en azından.
"Yaşayabildiğimiz ölçü" seviyeyi de yükseltecektir zamanla.
Zinciri kıracak olan kendimiziz.
Ama bu patlama noktasına kalmasın.
Patladığımız anda akıl baştan gitmiş, sıyırmış da olabiliriz geç kalmanın da ötesinde.
Bizi hayata döndürecek olan, rutini sevip de, rutin olmayanları hazmedememek olmasın.
Hayatı yaşamayı ve sevmeyi bilmiyorsak, önce onu öğrenmemiz gerekiyor.

2 yorum:

  1. Hep bize küçüklüğümüzden beri, başkaları ne düşünür korkusuyla öğretildi, davranıldı her şey. Ondan böyleyiz biraz da. En azından beni, bundan dolayıdır diye düşündürdü yazından çıkardığım. Yakınlarda ailesine açılmış biri olarak hele ki patladığımız anların zararını, anlayabiliyorum. :/

    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. İçselleşmeler tabiki de çok önemli hayatımızda. Dayatmalarla korkular yaratılmasa, belki herkes kurtaracak hayatını.

    YanıtlaSil