Facebook'taki paylaşımları takip etmeyi çok seviyorum çok takip edemesem de. Keşke daha çok arkadaş ekli olsa da daha çok paylaşımlara maruz kalsam. Çünkü ekli olanların bir çoğu seninle aynı yapıdaki kişiler oldukları için bir çok bilgiyi kaçırmanın önüne geçmiş oluyorsun bu sayede ve daha hızlı haberdar oluyorsun.
Gündemi takip etmeyip dünyadan bihaber yaşıyor insanların büyük çoğunluğu ve bir de bunu marifetmiş gibi, "İnternet nedir hiç bilmem, gazete veya kitap okumaya, televizyon izlemeye hiç ihtiyaç duymuyorum" derler ya, işte ben en çok bu tür insanlara şaşarım. Nasıl bir yapıdır bu? Tembellikten dolayı kolaycılık mı, aşılamaz bir engel mi bu bilgiye kapalılık? İnsan olmanın ayırt edici özelliği değil midir öğrenmek, bilgilenmek?
Peki bu haber, bilgi ne kazandırıyor insana, mesela bana? Küçücük bir bilgi veya haber kırıntısı bile bir çok kapıların açılmasına vesile oluyor. İnsan kendini dünyaya ne kadar kapatırsa, hayatı o kadar küçük zannediyor. Ne kadar bilgiye açsa, kendini çok eksik hissediyor. O yüzden bir paylaşım diyip geçmemek gerek. Bir kişiye ulaşım, farkında olmadan binlerce kişiye ulaşım haline dönüşebilir. O yüzden ben internette hayata dair her şeyin paylaşılması taraftarıyım. Mesela herkesin bloğu olmalı ve hayatını, yaşadıklarını paylaşmalı. Çünkü herkesin birbirinden öğreneceği bir şeyler mutlaka vardır. Bir kişinin fikrini öğrenmek bile, bize yabancı olan kişiye karşı empati kurmamızı sağlayacaktır.
Muhafazakar düşüncenin mahremiyeti işte insanların aydınlanmalarının önüne geçmek için vardır. O mahremiyet kalkarsa ve herkesin gözü açılırsa, yobazlar kontrolü elden kaçıracaktır çünkü. Herkes dar kafalı kalsın, idare etmesi kolay olsun! Ben inanıyorum ki, hayatlarımızı paylaştıkça insanlık daha da medenileşecektir. LGBT'lerin ayrımcılığa maruz kalmasının sebebi de istenildiği seviyede açılınmamasından, kendilerini özgürce ifade etmemelerinden. Baskıya rağmen ifade etmeliler ki, insanlara, insan olduklarını gösterebilsinler.
Mesela bugünkü paylaşımlardan bir tanesi bir trans videosu idi. Transların yaşadıkları ayrımcılıkları aklıma getirdiği için çok hüzünlendim. Ben de paylaştım kendi sayfamda. Sonuçta sayfamda ekli olan LGBT olmayanlar da var ve bu sayede onlar da belki izleyecekler bu videoyu ve olumlu yönde etkilenecekler. Etkilenmeseler bile etkilenme ihtimalleri de var sonuçta.
Ben mesela bloğumda, yazılarımda "İbneyim, topum" diye gocunmadan kendimi ifade ediyorum. İnsanları bu konuda düşündürtmek bile çok önemli. Bu adam niye kendi kendini aşağılıyor diye bir düşünen çıkacaktır elbet. Tabi bizim LGBT'lerden ters tepkiler almıyor değilim "Niye bizleri bu şekilde tanımlayıp aşağılanmamıza sebep oluyorsun?" diye. Sanki bizi kurtaracak olan asil bir tanımlama olacak? Sen kendini kabul etmedikten sonra dünyaya kral olsan neye yarar!
Mesela ana medyada göremedim veya kaçırdım Haber Vaktim yazarının yobaz yazısını ve Facebook'taki arkadaşların paylaşımıyla haberim oldu. Kadınlara sporun yasaklanmasını istiyor bu zat. Çünkü kadın sporcular üryanlarmış giydikleri kıyafetler yüzünden ve bu da edepsizlikmiş, terbiyesizlikmiş. Bu tür kişiler bana göre beyni yıkanmış kişiler doğuştan itibaren yetiştirilme tarzlarından dolayı. Bir format atılıyor beyinlerine, hayatları boyunca aynı formatla yaşıyorlar. Kapasite de dar olduğu için gelişmiş bir format atmak mümkün olmuyor artık.
En çok şaşırdıklarımdan birisi de ne biliyor musunuz? Bu insanların demokrasiyi getireceğine inanan laikler, demokrat geçinenler. Adamlarda ne var da neyi getirecekler ki? Adamların yaşam tarzı her gün bir hakaret zaten bize. Kendilerine benzemeyenleri insan yerine bile koymuyorlar. Nasıl beklenti içine girilebilir ki bu adamlardan? Ancak çıkarları için elinde bir koz olursa, onu kullanarak belki kazanım sağlayabilirsin.
Trans videosunu paylaşan Barış Müller demiş ki altta paylaştığı Bülent Ersoy videosunu üstüne, "O hep yarım kalmışlık hissi". Bir eşcinsel olarak kendimle barışık olmama rağmen, "Ben neyi eksik hissediyorum bu hayatta?" diye düşündüm. Eşcinselliğimin bilinmesinden rahatsız olmadığım gibi, mümkün olduğu kadar heteroseksüellerle sosyal hayatı paylaşmaya çalışıyorum ama içimde hep bir kontrol mekanizması var. Tamam haksızlığa uğradığım zaman sonuna kadar haklarımı savunuyorum ama, bir ortamda diğerleri gibi çok özgüvenli ve girişken olamıyorum. Bakıyorum heteroseksüellere, "Kim ne düşünecek, kim ne diyecek?" kaygısı olmadan cesurca hareket ediyorlar. Yaptıkları yanlış olsa bile hiç umurlarında olmuyor, hiç mahçup olmuyorlar. Sanırım bu kendimi tutma halim eşcinsellikle değil de yapımla alakalı. Çünkü kendini hiç tutma ihtiyacı hissetmeyen LGBT'ler de de var. Onlar da frenleri koptuğu için mi öyle davranıyorlar bilmiyorum.
....
Her neyse geç oldu, iyi geceler...
Not: Daha önceki yazılarımda olduğu gibi bu yazımda da çelişkiler olabilir ve ben çelişkiye karşı biriyim ama benimki öyle bilinçsizce körü körüne bir çelişki değil, hayatın daha güzel olabilmesi, yaşanabilmesi için değişkenlik hali, diyelim. Olaylara pozitif yaklaşmam umudumu yitirmek istemememden, negatif yaklaşmam tecrübelerime dayanarak bazı kesimlere, şeylere inancımı yitirmemden.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder