“Biz gayliği özendirmek için o sahneyi çekmedik. O sahneyle toplumda her karakterden insanın yerini konumlandırmış oluyoruz. Biz yeni ve ilk olan bir şeyi yapıyoruz. Bunu da ikiyüzlülük yapmadan gösteriyoruz. Çünkü bizim ülkemizde gay’ler jüri üyesi oluyor, program yapıyor, sahneye çıkıyor ama yatakta gösterilince olay oluyor. Bu bakış açısı ikiyüzlülük, ben de ikiyüzlü bir iş yapmıyorum.”
Bu sözler eşcinsel sahnesiyle eşcinsel gündem oluşturan ATV kanalında yayınlanan "Kılıç Günü" dizisinin yönetmeni Osman Sınav'a ait.
Gazeteler Türk televizyon tarihinde,üstelik bir Türk dizisinde "ilk" başlığıyla verdiler bu eşcinsel sahneyi.Daha önce şahit olmadığımıza göre doğrudur.Diziyi izlemedim ama o sahneyi gördüm.Eşcinsel imadan öte resmen bir eşcinsel ikili görüntüsü;Çıplak erkeklerden yatakta telefonla konuşanı,duştan çıkan ve belinde sadece havlusu olan yanına yaklaşıp tam öperken,telefonda konuşulan mühim mesele bu öpüşmeyi engelliyor ve telefonla konuşan erkek gitmek zorunda kalıyor sevişme gerçekleşmeden.Belki seviştiler de diğeri duştan öyle çıktı bilemeyeceğiz artık!
Senaryo gereği toplumsal yapı göz önünde bulundurularak yönetmenin iradesiyle sevişme gerçekleşmiyor tabii.Buna da şükür diyelim ve bu bir başlangıç olsun.Demek ki RTÜK-mtük korkusu olmadan,her ne çıkar amacıyla olursa olsun,yaşamın gerçekleri ifade edilebiliyormuş.Tamam toplumsal yapıyı karşına almak maddi-manevi bir çok risk barındırıyor ama pilava kaldırabileceği kadar su katmanın hiçbir sakıncası yok.Çünkü toplum o pilavı diri yemeye alışmış,amaç tam kıvamında bir pilav yedirebilmek olmalı.Burada pilavın gerçek kıvamını bilenlere çok iş düşüyor.Bilip de diri pilav yiyenlerinse boğazında kalsın!
Yönetmen iyi demiş,güzel demiş de "Biz geyliği özendirmek için çekmedik" demesi biraz heteroseksistçe ve homofobiyi besler nitelikte olmamış mı;Sanki eşcinsellik özendirilebilirmiş ama onlar o amaçla çekmemiş-miş sahneyi?
Ama eşcinselliğin yaşamın her biriminde kabul edilip de,yatakta kabul edilmediğine dair tespiti çok yerinde Osman Sınav'ın.Çünkü toplumun en genel biriminden,en özel birimine kadar eşcinselliğin veya tüm ikili ilişkilerin yatak-cinsellik kısmı değil mi tabu olan heteroseksizmin namus,ahlak bahanesiyle toplumu baskı altında tutmasını sağladığı için.
İşin cinsellik kısmı olmasa hetero ilişkiler de sıradanlaşacak,eşcinsel ilişkiler de normalleşecek!?Çünkü yaşamsal pratiklerde çok karşılaşıyoruz cinsellik kısmı yaşanmadıktan sonra ilişkilerin rahatsızlık vermemesine.Mesela erkek gibi kızlara çok güvenilir.Çünkü o namusuna leke sürdürmez,yani cinselliğini yaşamaz.
Mesela aileler eşcinsel çocuklarının cinsellik kısmını yaşamadıktan sonra bir nebze eşcinselliklerini hoş karşılayabiliyorlar.Ama toplumsal rolleri içselleştirmiş eşcinsellerin feminenleşmesinin önüne geçilemiyorsa,aileler arasında görüş açısından karşıtlıklar olabiliyor.Bazı aileler heteroseksizme rağmen çocuklarının transseksüel olmasından korkuyor,bazı aileler ise "erkekse erkek gibi,kadınsa kadın gibi" olması gerektiğine şartlandıkları için bu heteroseksist yapıyı daha da güçlendirmekte bir sakınca görmüyorlar her eşcinsel transseksüel olmayıp,olmak istemese de transseksüel olması gerektiğine inanarak.
Yemeden-içmeden uykuya tutun da tüm sportif,sanatsal faliyetlerini sergileyeceksin,gözetlenmesine izin vereceksin ama metabolizmanın işlevlerinden birini iki yüzlülük yaparak görmezlikten gelip gizli-saklı yaşayacaksın ahlak bahanesiyle heteroseksizmin baskı unsuru olduğu için.
Yönetmen toplumun ikiyüzlülüğüne dem vurarak ikiyüzlü iş yapmadığını söylemiş. Maskeleri düşürecek cesur başka öncüler olursa,eşcinsel mücadeleye katkısı olacaktır mutlaka.Eşcinselliğin görsel dünyada tamamlayıcı unsur değil de,ayrımcılıkların en şiddetlisini yaşadığı için baş konu olması gerektiğini görebilen hassas sanatçılar olursa homofobiye karşı mücadele daha yumuşak ve kolay olabilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder