16 Ağustos 2013 Cuma

İnsanlar her yıl Bodrum'a niye gider?

Bahsetmezsem içime otururdu artık. Daha önceleri duyuyordum da, son okuduğum haber konuyu dile getirmeme vesile oldu. Konuya gene sadece ve sadece kendi penceremden bakacağım. Bütün dünya aynı noktadan baksa da, bazı konular uymadı mı uymuyor bana. Konuya da kişisel baktığım için direkt giremiyorum. Önce tatil anlayışımdan bahsedeyim.

Tatil diyince benim aklıma kesinlikle deniz ve güneş gelmiyor. Hani bazıları diyor ya "deniz olmadan yaşayamam". "Bal gibi de yaşarsın" diye bir saygısızlık yapmak istiyorum o kişilere kasıtlı olarak. Deniz, güneş, vesaire benim tatil anlayışıma göre görgüsüzlükten başka bir şey değil çünkü.

Lafı önce popüler tatil beldelerine getirmek istiyorum asıl konuya geçmeden önce. Mesela Bodrum... Bodrum'un güneşi daha mı farklı, Bodrum'un suyu-denizi daha mı şifalı, yoksa Bodrum'un popülerliğiyle görgüsüzler komplekslerini daha iyi mi tatmin ediyorlar? "Bizim başkalarından neyimiz eksik de Bodrum'a gitmeyelim" sidik yarıştırmasından başka bir şey değil bu Bodrum'culuk. Turizme laf etmiyorum yanlış anlaşılmasın ama tatil anlayışı-mız çok bön, çok basith! - Nereye tatile gittiniz? - Ay Bodrum'a. Başınız göğe ermiştir umarım.

Değişik yerler görmek, değişik kültürler tanımak, değişik iklimlerde havayı teneffüs etmek mutlaka insanın hayata bakış açısını zenginleştirecektir ama popüler bir tatil merkezinde medya yoluyla hava atmak tatil midir? Amacınız sadece dinlenmek ve moral bulmaksa, apartmanın "Bodrum" katında daha rahat huzura erebilirsiniz bu kavurucu yaz sıcaklarında.

Bodrum'u bir kere bir arkadaş aracılığıyla denemedim mi, denedim. Arkadaş ısrar etmese adımımı atmazdım. Resmen insanı yoruyor çoğunluğun tatil anlayışı. Gölgede yaz mevsimini yaşamaktan daha güzel yaz tatili olabilir mi? Sürekli yaşadıkları yerde güneşten şikayet ederler, tatil beldesinde saatlerce güneşin altında kalmayı marifet zannederler. Belki herkes kendince haklıdır ve öyle tatil yapmak istiyorlarsa öyle yapsınlar ne diyeyim.

Asıl konumuza gelirsek... Bir tas çorbaya 70 lira, bir lahmacuna 50 lira, bir ayrana 64 lira, bir tabak mantıya 95 lira, bir tosta 26 lira, bir şişe içkiye 50 lira, bir mekana girişe 125 lira, marketten kilosunu 3-5 liraya aldığımız dondurmaya 125 lira ödemek neyin nesi oluyor? Bodrum tatili mi oluyor, yoksa enayi yerine koyulmak mı? Enayi yerine koyulanlar da bundan genelde şikayetçi değiller ki, fiyatlar bu kadar fahiş.

Ben sırf bulunduğu görgüsüzlük seviyesini düşürmemek için kalitesiz olduğu halde pahalı yerden alış-veriş yapanları biliyorum. Nedir bu ya? Sorsan seni-beni beğenmezler. Bu kişiler bence haksızlıklara karşı duyarsız insanlar. Duyarlı olsalar bu kadar pahalı yaşayarak aç insanlara vicdansızlık yapmazlar.

Medyamız bile o biçim ki, markasız güneş gözlüğü takıyor diye İngiltere başbakanını, çorabı delik diye IMF başkanını dillerine doluyor. Ben güneş gözlüğüne bile ihtiyaç duymuyorum, delik çorap da giyiyorum. O kadar görgüsüzler ki, bulutlu veya yağmurlu havada bile güneş gözlüğü takanlar var. Havanız batsın! 70 liralık çorba patlattı beni gene.

Çorbayı içen spor kulüplerimizden birinin başkanı da, "Bizim fiyatımız bu, kimseye zorla çorba içirmiyoruz" diyen restoran sahibine "Biz fiyat listesi görmedik" demiş. Göstermezleeer! Peki fiyatı sorunca mertebemiz mi düşer? Ben dışarıda bir şey yiyip içecek olsam, önce fiyatını sorarım. Arkadaşlarım beni ayıplarlar bu yüzden. Oysa bundan doğal ne olabilir ki? Sen utanabilirsin ama ben utanmıyorum bundan. Fiyatını baştan sormazsan da kazıklanırsın tabi. 70 liraya bir tabak çorba da içtikten sonra midene oturur işte.

Ben olsam o rakamı ödemem. İster dayak atsınlar, ister hapse. Vermem. Bir litrelik poşet çorbalar 50 kuruş. El insaf demek bile çene yormaktan başka bir şey değil böyle fırsatçılara. Bodrum'sa ne yani. Ege'nin bir kazası! Bodrum'un da bir suçu yok aslında. O hale getiren de görgüsüzler gene.

Bence fiyatlara bir standart getirilmeli. Domatesin kilosu 50 kuruşsa, Türkiye'nin her yerinde 50 kuruş olmalı mesela. Bir bardak çay 50 kuruşsa, her yerde 50 kuruş olmalı. O zaman kazanamıyor musun? Kazanan nasıl kazanıyor. Sen de o kadar kazanıver. Hayatını sen de herkes kadar yaşayıver.

Bir gazetemizde mesela ünlü bir kişiyle, ünlü bir kişinin yaptığı sohbet yayınlanıyor ve sohbetin altında yedikleri içtikleri şeylerin faturaları yayınlanıyor. Yedikleri şeyler de aparatif şeyler. Ama rakam asgari ücret civarında. Bazen bu dünyayı anlamakta gerçekten zorlanıyorum. İnsanlar ne yapmaya çalışıyorlar hayatı bu kadar çirkinleştirerek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder