***
Önceki gün Ayşe Arman'ın Gezi olaylarında yaralanan Lobna'nın kızkardeşiyle yapılan röportajı yüreğim parçalanarak okudum. Lobna, denildiği gibi yabancı falan değlmiş, Türk'müş. Milliyetin önemi yok da, bazıları herhalde tepkileri azaltmak için yabancı uyruklu olma üzerinden tepkileri azaltmaya çalışıyor. Gezi olayları dendiği zaman benim aklıma zaten ilk Lobna geliyor. Lobna'nın vurulduğu anki fotoğraf karesi akıllara zarar bir görüntü. Modern bir kadın terörist muamelesiyle devletin polisleri tarafından başına aldığı gaz fişeğiyle komaya sokuluyor ve devletin, yetkililerinin hiç umrunda bile olmuyor. Kendilerine karşı gelen herkese bu gözle, öteki gözüyle bakıyor devlet zaten.
Lobna yaşıyor ama adına yaşamak denirse. İki beyin ameliyatı geçiren Lobna'nın bir tarafı felçli ve konuşma yetisini kaybetmiş. Belki hayat boyu konuşamayacak artık, belki hiçbir zaman yürüyemeyecek. Aynaya ilk baktığında korkmuş kendi görüntüsünden ve ağlamış. Ne kendini tanıyabilmiş, ne de annesi dışındakileri. Kendisine ne olduğunu soruyormuş. Başkalarının yardımıyla hayatını sürdürmeye mahkum şu anda ve bu onun çok gücüne gidiyormuş. Onlara zahmet verdiği için özür diliyormuş.
İşte devlet böyle hassas bir zihniyeti ve zihniyettekileri yok etmeye çalışıyor. Çünkü adaletli, duyarlı, akıllı, bilgili, kültürlü insanlar, yönetilen ve yöneten sisteme fazla gelir ve devlet islah edemez kendi tabiriyle onları.
Ben artık (aslında zerre kadar bile inanmıyordum da), böyle bir devlet ve birimlerine karşı asla iyi niyetli olamam. Zaten cinsel yönelimimin heteroseksüel olmamasından dolayı hiçbir zaman bir devletimin olduğu hissini yaşamadım. Beni ahlaksız, sapık, hasta olarak gören, beni tanımayıp tanımlamayan bir devletten nasıl bir beklentim olabilir ki? Ama Gezi olaylarıyla kendine benzemeyen herkese düşman gözüyle bakan bir devletten sonra, hayata dair hiçbir beklentim kalmadı bu coğrafyaya hükmedenlere karşı. Elimden geldiğince çevresel faktörlere ve çevresel faktörlerin psikolojimi ele geçirmesine karşı kendimi koruyarak idare etmeye çalışacağım bundan sonra. Bana bağımlı olanlara karşı sorumluluğum ve özgürlüğümden başka da kaybedecek hiçbir şeyim yok.
***
İnsan Hakları Savunucuları Derneği, “CHP sapıklara değil, başörtü özgürlüğüne destek ver” pankartı ve basın açıklamasına CHP yetkilileri müdahele ettiği için, suç duyurusunda bulunacakmış ve kendilerini savunuları şöyle; “CHP milletvekillerinin bu toplumun ahlaksızlık olarak nitelendirdiği, homoseksüel sapıkların yürüyüşüne destek verme özgürlüğü var, fakat bizim bunu eleştirme özgürlüğümüz yok. Öyle mi?” CHP'lilerin bu pankarta müdahalesini de, CHP'lilerin eşcinsellere destek verdiklerini halkın duymasını istememelerine yoruyorlar.
Bu insanlara, daha önce defalarca söylediğim gibi, ne söylesen boş aslında. Akıl var, mantık var, sonra da orantısız zeka dedin mi alınıyorlar, bir insan, sana benzemiyor diye sapık olur mu? O zaman sırf cinsel yönelimi değil, hiçbir şeyi benzemeyenler de sapık olur. Ama ahlakçılar takmışlar kafayı cinselliğe. Ya bu konuyla ilgili problemleri var, ya da hazımsızlıkları. Evet, insanların yapılarına uygun, yani eşcinsellikleri için hak mücadelesi adına ifade özgürlükleri vardır ama birilerinin sapıklık bahanesiyle başkalarının özgürlüklerini kısıtlama hakkı yoktur. Çünkü senin sapıklık dediğin sadece sana göre sapıklık, senin çıkarlarına ters düştüğü için sapıklık, senin inancına uymadığı için sapıklık. Oysa o sapık dediğin insanların hiç kimseye zararı yok ama senin gibi nefret yüklü sevgisiz insanların onlara zararı çok. O yüzden eşcinsel karşıtlığı ifade özgürlüğü değil, bir nefret suçudur. Çünkü birilerini sapık diye hedef gösterme hakkı kimseye ait değildir. Rahatsız oluyorsan eşcinsellikten, bakmazsın, görmezsin olur biter. Eşcinsellerin kendilerini gösterme gibi bir derdi yok ki. Cinsel yönelimin kendini gösterme ihtiyacı olmaz ki. Siz, insanların özel hayatlarına müdahale edip şiddete, nefrete, ayrımcılığa ve ölüme hedef gösteriyorsunuz onları, onlar da mecburen yaşama hakkı mücadelesi veriyor. Eğer eşcinsellere karşı nefret kusma ifade özgürlüğüyse, bu bana eşcinsel karşıtlarına da nefret kusma hakkını verir. Ben de eşcinselliği kabul edemeyenlere karşı, onları yaralayacak sözler sarf etsem nasıl olur acaba? Etmem, çünkü o seviyeden konuşmak sadece onların nefret seviyesine çeker beni. Hayata karşı iyi niyetimi böyle orantısız nefretlere karşı asla bozamam.
***
Gezi eylemleri ne ağaç meselesi, ne çevre meselesidir. Birikmiş baskıların patlamasıdır. Bu patlamanın içinde de her kesim ve her şey vardır. Muhafazakarlar bilmiyorlar mı gerçekleri? Bilmezler mi hiç! Söylüyorlar ya zaten, "Biz de çevreciyiz, biz sadece bize benzemeyen çapulculuğa karşıyız." diye. Yani kendilerine benzemeyen herkesin karşısındalar ve karşısında oldukları için de bu kadar acımasızlar. Birol arkadaşım, "İktidarın vicdanı olmaz."demişti. Çok haklıymış. Çünkü vicdanı olan bir kimse ne diktatörce yönetmek ister, ne baskı kurar, ne de şiddet uygular ki, göründüğü üzere ölenler, yaralananlar için tek kelimelik bile vicdan ifadesi duymadık daha. Gezi olaylarıyla sadece özgürlüğün değil, vicdanın da olmadığını gördük böylece.
Farkında mısınız muhafazakar iktidardan sonra ahlakçılığın ne kadar yükseldiğini, özellikle cinsellik üzerinden. Ahlakçılarla (Vatandaş ahlakçı) iktidar resmen birbirinden cesaret alıyor, birbirinin kusurlarını görmezlikten geliyor. Çünkü her ikisi de ahlakçı. Ve ahlak adına baskı, nefret, şiddet ve ölümler... Ama nereye kadar? Geriye tepecektir mutlaka.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder