"Biraz eşcinsellikle ilgili yazmayacağım" diyeceğim ama ben ne kadar sözümde durdum ki. İnternet bağımlılığımdan kurtulamdığım sürece hayatımı "normal!!!" yaşayamayacağım. Benim internet bağımlılığıma "bağımlılık" demek de ne kadar doğru olur bilemeyeceğim. Benimki gündemi takip etmek, okuyup-yazmak, fotoğraf veya müzik gibi estetiksel hobilerimi tatmin etmek için. "Bu da bir hastalık" diyebilirsiniz ama beni besleyen, beni ayakta tutan bir hastalık. Vazgeçmem de mümkün değil. Okumak ve müzik dinlemek olmazsa, benim için yaşamın da anlamı olmaz. Yeme-içme, seks, uyku, hayatı birileriyle paylaşmak, spor-sosyal aktiviteler gibi diğer şeyler zaten yaptığım ve yapılması gereken sıradan şeyler, en azından benim için sıradan. Daha önce de söylemiştim ama, internet sanki benim için yaratılmış gibi. Kim dünyadaki bütün müzikleri dinlemek ister veya estetik olan ne varsa görmek ister ki? Çok klişe olacak ama, hep "derya" derler ya zenginlikler için, internetten daha büyük ve dolu-dolu bir derya olabilir mi? Ben de o deryanın müptelalarındanım işte.
Müzik yazarı Mehmet Tez bu haftaki köşesinde, Charli XCX (Charlotte Aitchison) adındaki İngiliz şarkıcı ve ikinci albümü "True Romance"den bahsetmiş. Dediği gibi çılgın giyimiyle Cyndi Lauper'e benzeyebilir ama, ağlak sesi ve yorum tarzıyla tıpkı Gwen Srefani. No Doubt grubunun "Don't Speak" şarkısı ne kadar çok işlemiş içimize ki, benzer nağmeler hemen melankolik tarafımızı ortaya çıkarıyor. Bu kızın da "Cloud Aura" şarkısı işte öyle bir şey. Albüm daha yeni çıkmış. İlk dikkatimi çeken şarkı bu oldu albümde. Youtube'a baktım, klibi bile çekilmiş. Manyak bir şarkı! Ben de manyadım bu şarkıya resmen. Albümde belki çok böyle 40'lı yaşları "Cloud Aura" gibi aurasına alacak şarkı olmayabilir ama bir kaç şarkı, bir kaç şarkıdır. Dikkat çekici şarkılardan "Set Me Free"yi resmen Gwen Stefani söylüyor gibi.
http://www.youtube.com/watch?v=7LJOg-yLWbI
Ders çalışmam gerekiyor ("40 yaşından sonra ders mi olur?" diyorlar. Benim dersim ölünce biter ancak!). Fazla uzatmayacağım. Ama bir şeye daha değinmek istiyorum. Önemi de, şu anda hayatta olmam. Ben hayatta her şeyi kendim yapmaya çalışanlardanımdır. İster cimrilik diyin ister işgüzarlık, bilgisayar bakımından musluk tamirine, saç kesiminden dikiş-nakışa, yemekten çamaşıra, boya-badanadan hayata dair aklınıza ne gelirse işte. Dün de bilgisayarın güç kaynağıyla uğraşırken ceryana kapıldım. Valla çok korktum. Bu ilk ciddi ceryan kazam mıydı bilmiyorum. Belki daha önce de olmuştur. İnsanın kolu acayip oluyor. Bu da bana bir ders olsun. Hayat "bir varmış bir yokmuş" ama şu anda varım işte. Bilgisayarcı bakımcısı diyor ki, "Kendin tamir etmeye çalışırken, bilgisayarın ömrünü tamamen bitirebilirsin." Bilmiyor ki kendi hayatımla da oynadığımı? Keşke hayatta herkesin her şeyi tam anlamıyla öğrenebilmesi mümkün olsaydı. Olsun, ben de en azından deneyimliyorum işte.
Bu sezonki tenis kursumuz bitti. Çok şey öğrenemedik ama en azından sağ-sol vuruşları yapıp, servis atabiliyoruz. Yabancılığım kalmadı bu oyuna. En önemlisi de haz duydum mu, duydum. O kadar. Tenis sayesinde badminton ve masa tenisi kurslarına katıldım, onları da öğrendim. Badminton en kolayı olduğu için, en iyi onu oynuyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder