17 Nisan 2013 Çarşamba

"İnsan değilsiniz LAN hiçbiriniz!"


"20 Dakika" ihmal ettiğim dizilerden biriydi. Kaos GL'nin sitesinden izledim eşcinsellikle ilgili bölümü. Çok beğendim ve de çok etkilendim. Çok doğal oynanmış. Özellikle eşcinsel rolü çok başarılı canlandırılmış. Diyaloglar içime dokundu. Hem sözlerin gerçekliğinden, hem de samimi bir şekilde aktarılmasından.

Görüntü ve davranış olarak görmeye alışık olmadığımız toplumsal cinsiyete veya bedensel cinsiyete odaklı olmayan bir eşcinsel karakter yaratılmış. Böyle eşcinsellere eşcinsel muamelesi bile yapılmaz. Erkek olarak görülüp, erkeklik dayatılır hatta. Çünkü feminen olmayan ve bedensel erkekliğini erkekçe yaşayanları eşcinseller bile eşcinsel olarak kabul etmiyor çünkü.

Çok merak ediyorum. Toplumun kabul edebileceği bir eşcinsellik protipi olabilir mi? Feminen olanlar ötekileştirilme pozisyonuna uygun olduğu için daha kabul edilebilir sanırım. Bedensel ve toplumsal cinsiyetinden ödün vermeyen eşcinsellik belki görsel olarak daha az rahatsız edici ama erkeklikle eşcinselliğin birbirinden ayırt edilmesini zorlaştıracağı için belki de hiç kabul edilmeyecek türden olanı. Çünkü heteroseksüellere, "Bu eşcinselse, biz neyiz?" sorusunu sordurtacak, hatta erkeklik kompleksine bile sokacaktır. Çünkü erkek gibi ve yakışıklı olmasına rağmen eşcinsel!

Diyaloglar da çok güzel olmuş. Homofobik tipler de çok güzel yaratılmış. Çok gerçekçi. İşte aynı böyle oluyor sokaktaki serseri homofobikler. Sen ne kadar insan olursan ol, peşini bırakmıyorlar. Hatta sen insan oldukça onlar hayvanlaşıp tepene biniyorlar. Aslında seninle yatmak bile istiyorlardır ama grup halinde oldukları için eşcinsel karşıtı oluyorlar. Eşcinsellik üzerinden erkek olmaya çalışıyorlar işte.

Eşcinsel karakter de ne güzel cevap veriyor ama; "İnsan değilsiniz LAN hiçbiriniz!" Eşcinseller, eşcinselliklerinin arkasında durdukları zaman şiddete maruz kalmaları veya cinayete kurban gitmeleri kaçınılmaz oluyor ama eşcinselliklerinin arkasında durmayınca farklı bir şekilde nihayetlenmiyor ki sahne. Hatta tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim, ne kadar insan olursan, ne kadar alttan alırsan daha fazla şiddete maruz kalıyorsun. Anlıyorlar ya korktuğunu. Heteroseksist korkakların da insan olanlara karşı hayvanlıklarını sergilemeleri kaçırılmaz bir fırsat oluyor. O yüzden ben eşcinsel karşıtlıklarına karşı hep karşılık vermişimdir. Bari eşcinsel onurum ve şerefimle dayak yerim. "Eşcinselliğin onuru, şerefi mi olur?" diyebilirsiniz. Öyle bir olur ki, karşısında duramazsınız bile.

Dizi de eşcinsel karakter konuştuğu hetero karakter tarafından dışlanmıyor. Hatta, "Suç mu günah mı? Hayat senin hayatın, kime ne?" diye eşcinsellik savunuluyor. Belki gerçek hayattaki eşcinselliğe bakış açısı da böyledir de, homofobinin formülü olarak yansıtılan karşıtlık şeklindedir. Başka bölgesel kültürlerin eşcinsel karşıtlığı dozaji sadece gördüklerimizden, duyduklarımızdan ibaret. Belki oralarda da eşcinseller aileleri tarafından kabul ediliyorlar. Ama dışarıya, heteroseksist bir topluma karşı bunu yansıtamıyorlar. Bizim buralarda, Ege tarafında LGBT'ler aileleri tarafından bilinip kabul ediliyor veya bilmezlikten geliniyor. Eşcinsellerin de bu işine geliyor sanırım. Çünkü hayat sadece aileden oluşmuyor. Koskoca homofobik bir sistem var. Bu da içeride farklı, dışarıda farklı bir hayata sebep olabiliyor.

Eşcinsel karakter toplumumuzdaki eşcinselliği çok güzel açıklıyor; "Ben kimliğimi bu ülkede yanımda taşıyamazdım. Ancak bir çantaya koyup saklayabilirim. Bu ülkede eşcinsel olmak suç." diyor. "Korhan benim... arkadaşım" diyor. "Sevgilim" diyemiyor.

İnsanın kimliğini gizlemesi, eşcinselliğin yasalarca suç olarak tanımlanmasa da suçmuş gibi muamele görmesi ve insanın sevgisini, sevgilisini dile getirememesi kadar acı bir şey olabilir mi?

Eşcinsellik heteroseksizmin kutsal değerlerine ve ahlak anlayışına ters değil mi?! Başka da hiçbir gerekçesi yok ve bunun adı eşitlik, bunun adı özgürlük, bunun adı demokrasi oluyor ne yazık ki.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder