1 Ekim 2017 Pazar

Safiye Soyman cinsiyet kimliğini çok güzel tespit etmiş kıl-tüy meselesiyle


Safiye Soyman kadınlığı Bülent Ersoy üzerinden klı-tüy olarak tanımlamış (Bülent Ersoy'a kese yapmış da, "kadın gibi kadın," demiş, "vücudunda hiç kıl yok." demiş.). Yanlış mı; hayır, doğru: erkekliğe veya kadınlığa toplumsal cinsiyetin etkisini inkar edebilir miyiz? Oysa erkeklik nedir, kadınlık nedir; var mıdır biyolojik cinsiyetten sonra bir cinsiyet durumu; varsa da özünü koruyabilmiş midir, doğal kalabilmiş midir? Transeksüellik ne için var? Toplumsal cinsiyet denilen şey olmasaydı, transseksüellik olur muydu? Erkek kendini kadın gibi hissediyor ve kendi cinsini seviyor ve kendini dayatılan iki cinisyetten birine indirgiyor eşcinsel olarak tanımlamak yerine. Homofobi olmasaydı biçim değiştirmeye gerek kalmazdı. Ben ne erkekler gördüm gündüz hanzo, geceleri kombinezon! Bütün bu kargaşalar cinsiyet kimliği denilen şey yüzünden, bu cinsiyet kimliğinin heteroseksistleştirilmesinden. Herkes heteroseksistçe düşünüyor, heteroseksistçe bir uygulama içersinde. Sadece Safiye Soyman değil böyle düşünen, en uzmanı bile... Safiye Soyman sadece bir dili, ifadesi heteroseksist toplumun. Şu etrafımızda gördüğümüz erkeklik veya kadınlık birer yanılgıdır, yoktur öyle bir şey. Örneğin sanki kadınlar dünyaya etekle ve epilasyonla, rujla, süsle doğuyorlar; erkekler de pantolon ve ellerinde tesbihle, sorumsuzlukla, namus bekçiliği vesaire ile doğuyor. Ne zaman anlayacak acaba insanlık bu cinsiyet kimliği denilen şeyin insanlığın zindanı olduğunu?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder