4 Ağustos 2013 Pazar

Kendimi iyi hissediyorum

Benim, kendi yazılarımın yer aldığı bu bloğumun amacı, sadece düşüncelerimi ifade edip kendimi rahatlatmak olduğu için, bazen bazılarının alışıla gelmiş doğrusal normlarına ters gelebiliyor. Oysa ben sadece inandığım şekilde kendimi ifade etmeye çalışıyor, bu esnada da bir nebze stres atıyorum. Bunu yaparken de amacım kimseyi rencide etmek değil kesinlikle. Çünkü insanlar yapısal veya çevresel şekilde kendi inancı ve doğruları doğrultusunda yaşıyor. Keşke bazılarının (muhafazakarların) çıkarlarına uygun bir şekilde ifade özgürlüğü, kendisine benzemeyenlere zulüm seviyesine gelmese. Özgürlük var deniyor ama sadece egemen güçlerin istediği şekilde özgürlük var.

Bugünlerde "gezi" olayları, farkında olmadan duygusal anlamda zarar vermiş olacak ki, kulağımdaki uğultunun sebebi fiziksel bir rahatsızlıkla hiç alakalı çıkmadı. Bazı kişilerle sorunumu paylaştığımda da, duygusal anlamda hassas olanların aynı problemi yaşadığını öğrendim. Kulak doktoru da aynı şeyi söylemişti ama ben fazla inanmamıştım.

Bugünlerde ayrıca internet karşısında da fazla vakit geçirmiyorum. Spora daha çok ağırlık verdim ki hem de ne vermek. 44 yaşından sonra tenis, pinpon, badminton derken, son olarak da hastası olduğum voleybola başladım. İzleyici anlamında voleybol manyağı biri olarak, oynamanın daha zevkli olduğunu fark ettiğimden, bundan sonra branş olarak voleybola daha ağırlık verecek gibiyim. Zaten şehir içinde en uzak mesafelere bile bisikletle gidiyorum. Ne otobüse biniyorum, ne minübüse. Yakınımızdaki devasa parktaki spor aletlerinde de her akşam vücut çalışıyorum. (Dansa da tekrar başlayacağım)

Parkta İranlı mültecilerle karşılaşıyorum. Şu anda sadece LGBT olarak bile 200 civarındalarmış heterolar haricinde ve her pazar bu parkta toplanıp eğleniyorlarmış. Bu hafta ben de katılacağım. Zaten belediyenin spor aktivitelerinde bir çok İranlı'yla tanıştım. Kimsenin ayrımcılık yaptığı falan yok ama geniş kapsamlı ve anlamlı düşünemiyor insanlarımız mülteci olma durumu hakkında bu konuda bilgili ve bilinçli olmadıkları için.

Dün İranlı eşcinsel bir arkadaş "Sen neden gitmiyorsun başka bir ülkeye daha özgür yaşamak için" dedi. Yaşadığım şehri sevmekten başka bir açıklaması yok ki bunun. Daha da önemlisi kendimi sevmekle alakalı. İnsan kendisiyle barışık olduktan sonra bütün baskılara rağmen hayata, bulunduğu ortama güzel bir şekilde bakabiliyor. Ben Amerika'ya, İngiltere'ye gitsem eşcinselliğim konusunda daha özgür olmayacağım ki. Çünkü insan eşcinsellik konusunu kafasında hallettikten sonra, bütün baskılara rağmen kendini gene özgür hissediyor. Bakıcı ortamlarda bu konuda yaşama imkanları daha kısıtlı olabiliyor ama bu baskıların sebepleri de kendimizin eşcinselliğimize, haklarımıza sahip çıkmamamız değil mi?

Cinsel özgürlük, cinselliğin çok rahat yaşandığı bir ortamda bu eylemi korkmadan gerçekleştirebilmek midir? Bence gerçek özgürlük, bütün bağnazlıklara rağmen kendine inanıp, inandığın doğrular uğruna anlamsız yasakları çiğneyebilmek ve ekarte edip onları etkisiz hale getirebilmektir. Ben özgür ortamlara kaçarak ve kolay yolu seçerek kendimi özgür hissetmezdim. Hatta kendime, eşcinselliğime, doğaya ihanet etmiş hissederdim kendimi.

Bir de özgürlükleri coğrafi olarak yaygınlaştırmadıktan sonra, kaçtığımız yerdeki özgürlüklerin de yok edilmemesinin garantisi var mı? Baskılardan kaçmamak özgürlükleri daha yaygınlaştıracak ve herkesin bu özgürlüklerden faydalanmasını sağlayacaktır. Belki de biz baskılardan değil, kendi korkaklığımızdan kaçıyoruz.

Sakın yanlış anlaşılmasın. Ortamdan ortama tabi ki de fark var. Hiç kimse işini-gücünü ve alıştığı kültürü bırakıp gitmek istemeyebilir. Çünkü bizim yaşadığımız ortam bir nebze olsun daha özgür olabilir. Ayrıca yapıdan yapıya kişilik farklılıkların olduğunu da gözardı etmemek gerek.

Burada tam olarak kaç bin İranlı mülteci var bilmiyorum ama tanıştığım LGBT İranlı arkadaşların burada kalmalarını çok isterdim. Keşke onlara Batı ülkeleri gibi daha güzel imkanlar sunabilseydik ve kültürümüzü daha da renkli hale getirip hoşgörü seviyemizi yükseltebilseydik. Ve onlar da gitmeselerdi.

Gerçekten sen İNSANsan, herkes de insandır. Karşımızdaki insanın nasıl olduğunu biraz da kendimiz belirliyoruz. Sen insanlara 1, 2, 3, 4, 5 diye numara verip kategoriye sokarsan, o insanların sana bakışının sevgi dolu olmasını nasıl bekleyebilirsin ki. Sen insanlara iyi niyetle yaklaşırsan, onlar da eninde-sonunda senin bu iyi niyetine iyilikle karşılık verecektir. Eğer bir ortamda bir kötülük varsa, işe önce kendimizi sorgulamakla başlamakta fayda var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder