Anlaşılamayacak durumlarda ben canımın yanmamasından çok, "ne yapsan ne etsen faydası yok" durumundan dolayı, yaptığım yanlış da olsa geride durarak aklı selim olmayı tercih ederim. Fazıl Say'ın başına gelenler de bir sanatçının başına gelenden çok, özgürlüklerin başına gelen bir durum olmasına ve içimi paramparça etmesine rağmen fazla düşünmemeye çalışıyorum.
Fazıl Say'ın özgürlük mücadelesi vermesini sanatçı olmasından dolayı daha bir takdir edilesi buluyorum. ÇÜNKÜ SİLAHLA DEĞİL NOTALARLA ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ VERİYOR. (Çünkü sanat bir hayat mücadelesidir. Dünyayı güzelleştirme mücadelesidir.) Notaları anlaşılamayınca dile geliyor. Bir sanatçıda olması gereken de budur zaten ama gerçek sanatçılar bu konuda yalnız kalıyorlar ne yazık ki.
Bir sanatçı neden özgürlük ister.
Kendisi için mi?
Hayır! Herkes için. Sanatçı duyarlıdır, insancıldır, güzellikleri herkesin tatmasını ister. İşte Fazı Say da bir sanatçı olarak bunu yapıyor.
Acaba ülkeleri yönetenlerin kalbinden, gönlünden geçen nedir? Bütün insanların güzellik içinde yaşaması mı, yoksa kendi inançları ve ideolojileri mi? Tabi ki de ikincisi. Herkesin iyiliği ve güzelliği düşünülse, kendi kutsallıkları kadar, diğerlerinin kutsallıkları da düşünülmez miydi?
Bu ülkede çoğunluk dışında kalan kaç kutsal aşağılanıyor bilgi dahilinde mi acaba?
Başka dinleri, dilleri, ırkları, kültürleri karıştırarak laf kalabalığı yapmak istemiyorum.
Kendimden örnek vereyim. Kutsaldan bahsedenler, benim eşcinselliğimi aşağılarken, dışlarken, yok sayarken ne düşünüyorlar acaba?
Herkesin kutsalı farklı olabilir. İlla ki dini mi olması gerekiyor kutsal olması için? Benim kimliğim de benim için kutsal bir değerdir ve şu anda heteroseksist sistem ve yönetimler tarafından yerlerde süründürülüyor. Üstelik sadece manevi olarak yaralanmıyor eşcinseller. Fiziksel olarak da yaralanıyor.
Kendi kutsallarımızı düşünürken, biraz da insanların canlarını ve yaşama haklarını düşünsek!
Kendilerine uymayanların "düşünce özgürlüğü" saçmalamak oluyor ama kendi inandıkları kutsal. Nasıl bu kadar bencil ve duyarsız olabilir acaba insanlık?
Kendine göre bir ahlak belirlemiş, bir kursal belirlemiş, herkesin öyle olmasını istiyor. "O" kendi kutsalını haykıracak ama ben haykırınca tahrik unsuru olacak.
Ben niye heteroseksist kutsallardan tahrik olmuyorum acaba? Üstelik bu kadar aşağılanırken, dışlanırken.
İktidar olmak ülkeyi kendi değerlerine göre yönetmek midir sadece?
Ya diğerleri ne olacak?
Çoğulu boşverin, ya ben ne olacağım? Bir kişinin farklılığının bile gözetilmesi gerekmez mi yasalarca?
Ner'de benim ifade özgürlüğüm, ner'de benim yaşama hakkım, ner'de benim eşitlik hakkım ve özgürlüğüm?
Daha önceki yazılarımın birinde, ülkeyi sanatçıların yönetmesi gerektiğini savunmuştum. Sanatçı zor olanı başarabildiği için, ülkeyi de siyasilerden daha iyi yönetebilecektir kesinlikle. Çünkü bir enstrümanı çalmak, notaları doğru basabilmek herkesin harcı değildir. Öyle olsaydı herkes sanatçı olurdu ve de duyarlılık, insancıllık olurdu dünyada.
Ülkeyi de doğru-düzgün yönetebilsek...
Ama ülke yönetemiyorsak, çevremizi yönetmeye çalışıyoruz, ailemizi yönetmeye çalışıyoruz, sevdiğimiz insanı bile yönetmeye çalışıyoruz.
Ama ne yazık ki baskıyla yönetim olmuyor.
Önce bir düşünmek gerek. Acaba başkalarını mı yönetmeye ihtiyacımız var, içimizdeki egoyu mu yönetmeye ihtiyacımız var? Bence kendimizi yönetmeyi öğrenmemiz, egolarımızı kontrol etmeye çalışmamız gerekiyor öncelikli olarak.
Sanatçı diye aşağıladığımız insanlar, bu dünyanın en yüce varlıklarıdır. Dünyayı kurtaracak ve güzelleştirecek olan onlardır. Onlardan feyz almamız gerekiyor insanlık adına. Çünkü en fazla duyarlılık onlarda vardır. O yüzden bir sanatçı bir şey diyorsa, onu susturmak yerine onu anlamaya çalışmakta fayda var. Fazıl Say bir şey söylüyorsa, mutlaka altında bir şey vardır.
Ne mi vardır Fazıl Say'ın düşüncelerinin temelinde? Sevgiden başka bir şey olmadığını göremeyenlere ne söylenebilir ki? İnsanın özgürce ve kendince yaşayamadığı ortamlarda sevgi olmaz. Özgürlük eşittir gerçek sevgi. Fazıl Say'ın ki de de bu. Bundan başka bir şey arayanlarınki yobazlıktır.
Fazıl Say doğa-l olun diyor, başka bir şey demiyor.
Ama ne yapıyoruz? Koskoca sanatçıyı saçmalayan olarak yorumluyoruz. Ağzı olan laf söylüyor sanatçıya. Bir anlamaya çalışsak olmaz mı?
Gerçekten Fazıl Say'ın söyledikleriyle kaç kişi kutsalının aşağılandığını düşündü?
Yoksa sadece iktidar ve iktidar odaklılar mı böyle düşünüyor?
Birbirlerini desteklediklerine göre...
Hala "Fazıl Say konuşmasaydı" diyorlar.
Yani başkaları, diğerleri, ötekiler sussunlar istiyorlar.
Niye ben inançsızlığımı söyleyemeyeyim?
Niye ben diğerleri kadar hayatımı kendimce, kendi inandıklarımla yaşayıp bunu dile getiremeyeyim?
Niye ben kendi inandıklarımı paylaşarak çoğaltamayayım?
Çünkü benimkiler yanlış değil mi?
Birileri duyarsa bana inanıp yoldan çıkabilir değil mi?
Çok zor böyle baskıcı bir zihniyetle aynı dünyada yaşamak gerçekten.
Hayatı özgürce yaşamak varken niye kendilerini kasarlar ki?
Yapılacak bir şey var mı?
Bazen ne yapsan boş gibi geliyor bana.
Aslında herkes sıranın kendine gelmeyeceğini bilse, muhafazakar yaşamlar kimsenin umrunda bile olmaz ama sustukça, herkesin özgürlüğü elden gidecek. Belki farkına bile varamayacaklar gittiğinin. Sadece özgürlüğünün bilincinde olanların çığlığı duyduklarımız. Tıpkı Fazıl Say'ınki gibi!
Özgürlük karşıtları bir de, çok haklılar ve de hep bu baskıya devam edebileceklermiş gibi o kadar emin tavır takınıyorlar ki.
Öyle olsaydı dün inanılan baskılardan bugün taviz verilir miydi?
İktidar demek ego demek mi?
Oysa iktidar demek kendinden başkasını, en ötekisini düşünmek değil midir?
Niye ötekilerinin ifade özgürlükleri kutsala hakaret sayılıyor ki?
Herkesin bildiğini dile getirmek düşünce özgürlüğü olmaz ki zaten. Sadece itaat olur. İstenen de bu!
İktidarlar haykıracak, bizler dinleyeceğiz öyle mi?
Bu da istendiği üzere kısır döngüden başka bir şey değil.
...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder