Ötekileştirmelerin olmaması,tanımlamaların yapılmaması,herkesin içinden geldiği gibi-kendisi olarak yaşaması için çoğulculuğu unutmayacak kadar çoğalsak.
Tıpkı yemek programralarındaki yemeğin pornografisinin legalleştirilmesi gibi, eşyasızlığın günümüz jenerasyonu tarafından yaşam biçimine dönüştüğü çağımızda görgüsüzlerin lüks yaşam konutları da heteroseksizmin projesinin bir parçası olarak gözümüze sokuluyor, kitleler özendiriliyor tüm birimleriyle, özellikle ötekileştirdiklerini kendine dahil bırakmak için.
Bir eşcinsel arkadaşım benim yaşam alanımı mahzene benzetmişti. Kendisine aldığım kitap hediyesini de ukalaca bulmuştu. Çünkü onun için makbule geçen hediye eşcinselliği koyduğu kalıba uygun olarak feminen kıyafetler ve süslü ev eşyalarıydı. Bir çok eşcinsel toplumsal rolleri içselleştirmiyorlar mı zaten? Yaşamı bir aksesuar gibi yaşamıyorlar mı?
Oysa ben bugüne kadar kitap ve CD dışında bir hediye almamıştım arkadaşlarıma. Çünkü hediye bir sevginin ifadesidir. Bunu değerli ve kalıcı bir fayda şeklinde yapmak daha anlamlı olmaz mı? Tüketim alışkanlığını destekleyerek dünyayı tamamen tüketmenin gereği yok ki.
Evet yaşadığım yer mahzene benzeyebilir odanın içinde perde, çek-yat ve halıdan başka bir şey olmadığı için. Bir de hamur işleri gibi zararlı tüketim alışkanlıkları edinmemek hatta fırının bile olmadığı temel mutfak malzemeleri var.
Ukalalığımın nedeni olan bir de arşiv odam var kitap, dergi, müzik-film CD ve eşcinsellikle ilgili ulusal basından devşirdiğim eşcinsellikle ilgili dosyalardan oluşan.
İnsanın bilgi biriktirmesi kadar lüks yaşam tarzı olabilir mi? Gerçi bilgi görgüsüzlüğü fazlaca beyinde dağınıklığa sebep olup, düşünsel anlamda takılmalara, düşmelere sebep olabiliyor ama toplamak, toparlamak kalabalık eşyaların olduğu odaları temizlemekten daha zevkli oluyor.
Evet ben pornografiyi seviyorum ama cinsel ponografiyi, görgüsüzüm ama bilginin görgüsüzüyüm eşyanın değil. Çok mu ukalayım sizce!? Heteroseksizmin dayatmalarının yanında çok daha değerli benim için bilgi paylaşımı, bilmeyenlerin kompleksli algısı ukalalık.
Ben görgüsüzlük yapmamış mıyımdır heterokapitalist anlamda?Yapmaz olur muyum? Sezon sonunda üretim maliyetine de olsa aldığım kıyafetler, hayatı aynı tişört-kazak ve pantolonla geçirdiğim halde. İhtiyacı olanlar faydalansaydı o indirimlerden daha az tüketim olacağından fazla üretime gerek kalmayabilirdi, böylece doğal kaynaklarımız yerinde durmuş olur, dünyamızın ömrü uzardı, insanlığın ömrü uzardı. Çünkü şu anda insanların yaşayabileceği başka bir gezegen yok. Dünyanın sonu demek insanlığın sonu demek. Görgüsüzlük demek dünyanın sonu demek.
Eşya ve yemek ponografisini doğum kontrolü uygulayarak cinsel ve bilgi pornografisine dönüştürebilsek sıfır zarar olacağı gibi, faydalı hale bile gelebilir tereddütsüz. Hele bu pornografi eşcinselse bir de!
Dünyanın sonunun "bina ve zina" dan olacağı söylenir durur ya yıllardan beri mit haline gelmiş klişe bir şekilde. Doğrudur ama heterokapitalist bir "bina ve zina" dan gelecek dünyanın sonu.
Kontrolsüz bir şekilde çoğalıp bilgi yetiştiremezsen, bilgi yetişmemesi için çoğalırsan heterokapitalist tabur için, olur sana dünyanın sonu için "bina ve zina" yani tüketim toplumu, tükettikçe çoğalan, çoğaldıkça tüketen, tükettikçe dünyanın sonunu getiren.
Çocuklarımızı bilgilendirsek ve gündelik hayatı ihtiyacı olan kadarıyla yaşamayı öğretsek, ihtiyacımız kadar çoğalsak daha iyi olmaz mı? En önemlisi doğanın nimetlerinin sonunu getirmek için değil de, yaşamak için kullanılması gerektiğini öğretsek.
Mesela seksi çoğalmak için değil de bedensel ve duydusal anlamda tatmin için kullansak önce. Bunun o kadar çok faydası var ki. Önce saldırgan olmak yerine daha hümanist olacağız bu sayede. Tecavüzler, cinayetler olmayacak belki de. İhtiyaçlarımızı gereksiz yere değil de amacına uygun şekilde gidersek yaşam düzenimiz rayına oturacaktır tartışmasız.
Savaşlar ne için oluyor cinayetlerin ve tecavüzlerin acımasızca uygulandığı bir düşünseniz ya. Hep bu gereksiz kalabalık ve dünyaya sığamamak, tapusu bize ait olmayan gezegeni paylaşamamaktan değil mi?
Elimizdeki mülkiyet tapularını yok sayıp, paylaşsak-paylaşmayı öğrensek her şeyimizi ne savaşlar olacak, ne de dünyanın sonu gelecek her anlamda. Güç yeterliliği, acımasızlık, zalimlik hep bu mülkiyet, heterokapitalizm yüzünden zaten.
Bilgi toplumuna dönüşüp, nüfus planlamasını projelendirsek çok mu ideolojik olur; Hani diyorum, yaşamak için hangi birime ne kadar eleman lazımsa o kadar çocuk üretimi yapsak. Daha açıkça kaç doktor, öğretmen, sanatçı, zanatkar v.s. lazımsa o kadar çoğalsak.
En güzeli, en önemlisi de çoğulculuğu unutmayacak kadar çoğalsak ötekileştirmelerin olmaması için, tanımlamaların yapılmaması, herkesin içinden geldiği gibi-kendisi olarak yaşaması için.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder