23 Mayıs 2013 Perşembe

Atatürk'ü hakaretten kurtaracak olan devlettir...

...ama eşcinselliği hakaret olarak değerlendirerek değil, eşcinselleri yasal olarak tanıyarak.

Amaç eşcinsellere değil başkasına hakaret etmek olsa da, eşcinseller zaten aşağılanıyor, kendilerini tanımlayan kelime başkaları için hakaret anlamında kullanılıyor, kullanılırken de eşcinsellere duyulan nefret pekiştiriliyor. Hakaret sadece direkt olmaz. Hatta ötekileştirilenler için kullanılan sembol haline getirilmiş hakaretvari kelimeler kalıplaştığı, ortak ve günlük bir dile dönüştüğü için, her gün yaralar, her gün insanın psikolojisini bozar, her gün insanın hayatını kısıtlar. Yani ötekileri tanımlayan nefret kelimeleri her kullanıldığında, bu tanımlanan kişiler üzerlerine alınmıyor mudur, üzülmüyor, acı çekmiyorlar mıdır? Çünkü hakaret olarak kullanılan gay kelimesinin içini eşcinseller dolduruyor, başkaları değil.

Olaylara yüzeysel bakmamak gerekiyor. İnsanlar beni, ben olarak sevebilir ama istedikleri kişi olduğum ve de artı özelliklerimden dolayı beni sevebilir. Eşcinsel tarafımın da sevilmesini boş verin, kabul edilmesi için (ki ben eşcinsel olduğum için ve en çok da bu tarafım dışlandığı için, ancak bu tarafımla varolabilirim), beni tanımlayan kelimenin hakaret anlamını yitirmesi gerekir. Sadece gay veya diğer argo tanımlar kullanılarak sadece aşağılanan kişinin savunusunun yapılması, olaylara baktığımız noktayı ve de eşitlik, özgürlük, insan hakları gibi demokratik unsurların hangi seviyesinde bulunduğumuzu da gösteriyor. Birilerinin adını, tanımını kullanarak kendi değerlerimizin aşağılandığını düşünürken, ötekileri yok sayarak bir tekmeyi de kendimizin vurduğunu göremeyecek kadar duyarsızız işte. Hele ki "Gay demek hakaret sayılmamalı" derken, Atatürk'e hakareti onaylıyormuşum gibi düşünmek falansa, "Kime ne anlatıyorum?" durumuna sokuyor beni.

Bir de şöyle bir gerçek var. Dışlanan insanlar, toplum trafından yüceltilen kahramanları daha bir benimser ve ikonlaştırır. İnsan dışarıda kalınca, onların da eşcinsel olmasını isteyebiliyor. Biliyorum eşcinselliğin kabul edilmesi için, eşcinsellerin artı özelliklerinin olması gerekmiyor, herkes eşittir ve bu değiştirilemez ama, insan sevdiği bir kişinin eşcinsel olmasını da istiyor ve eşcinselse de ne bileyim toplumun dışında kalınca O kişiyle onurlanıyor. Bir şekilde varoluyor belki de kendince. Atatürk'ün eşcinsel düşünülmesi eşcinsel karşıtlarını rahatsız edebilir ama sadece Atatürk değil, tarihteki bir çok kişiliğin eşcinsel olmasını düşünürken, ben onları aşağılamak için gay demem ki, onları sevdiğim için gay derim. Haberimizdeki gay kelimesi hakaret amaçlı olabilir, olmayabilir de, ama ben birisine gay derken bunu hakaret amaçlı kullanmam söz konusu bile olamaz bir eşcinsel olarak.

Kahramanlara gay denmesinden rahatsız olanlar sorunlu ve de homofobik kişilerdir. Çünkü doğanın gerçeklerinden birisini hakaret olarak algılayanlar da, bu gerçeği hakarete dönüştürenler de kendileri değil mi? Eşcinseller aşağılanacak, dışlanacak bir şey mi yapmışlar da onları tanımlayan kelimeyi hakaret kelimesi olarak algılıyorlar veya kullanıyorlar? Yani heteroseksist dünya eşcinseller üzerinden kendi kendilerine bir nefret dünyası yaratıyor, bizim üzerimizden birbirlerine hakaret ediyor, kendimizi savunduğumuz zaman da, "Eşcinsellere hakeret eden mi var?" deniyor. Yok mu?

Bir şeyi de hatırlatmak istiyorum. Herkes din, dil, ırk, renk ve cinsiyet olarak ötekileştirilip adlarının nefret kelimesine dönüştürüldüğünü söylüyor ama eşcinsellik dışındaki bütün ötekileştirilenlerin, ötekileştirilmelerinin bir alanı ve seviyesinin bir sınırı vardır. Hepsi bir noktaya kadar ötekileştirilebilirler. Hepsinin nefes alabileceği bir çevre, bir alan vardır mutlaka. Ama eşcinseller bütün dünyanın, ötekileştirilenlerin bile ötekisidir, bütün dünyanın aşağıladığı, dışladığı, nefret ettiği bir kesimdir. Eşcinsellik ortak nefret konumu ve hakaret kelimesidir. Irk, din, dil, renk, milliyet, cinsiyet (Lütfen cinsiyet ve cinsel yönelimi birbirine karıştırmayalım artık. Cinsiyet erkeklik-kadınlık, cinsel yönelim eşcinsellik-heteroseksüelliktir. Bütün sorun da neyin ne olduğunu bilmemekten kaynaklanıyor ya aslında.) olarak aşağılananların da dışladığı kesimdir eşcinseller. Onlar da eşcinsellik üzerinden hakaret edebilmektedirler.

Kim ne derse desin, eşcinsellik ötekileştirilmenin, en ötekileştirilenin adıdır. Hakaret edilenden çok, adı kullanılan eşcinsellere en büyük hakarettir, hakaret olarak değerlendirildiği sürece. Kendinizi eşcinsellerin yerine koyabilir misiniz? Koyamazsınız bile değil mi? O yüzden anlayamazsınız adınızla başkalarına hakaret edilmenin ne demek olduğunu. Gay kelimesi heteroseksist dünyanın kendisinin yarattığı, kendisinin hakaret olarak kullandığı, kendisinin üzerine alındığı bir kelime olmaktan çok, ayrımcılığın resmi kanıtıdır. Ve bu ayrımcılık en başta devlet tarafından yapılmaktadır. Çünkü eşcinselliği anayasaya dahil etmeyip, eşcinselleri dışarıda bırakarak ayrımcılığın ve hakaretin en büyüğünü kendisi yapmakta, toplumun eşcinsellere hakaretine vesile olmaktadır. Atatürk'e gay denilmesinden rahatsız olan heteroseksist toplum ve devlet, bu durumdan kendileri sorumludur. Başka suçlu aranmasın veya bir kişi üzerinden herkes kendi suçunu aklamaya çalışmasın. Gay kelimesinin hakaret kelimesi olması istenmiyorsa, iş önce devlete, sonra topluma düşüyor. Bir anlamda Atatürk'ü hakaretten kurtaracak olan devlet ve içinde yaşadığımız homofobik toplumdan başkası değildir. Yani eşcinselleri yasal ve toplumsal olarak tanımaları gerekiyor. Ama devlet şu anda topu halka atmakta, "Eşcinselleri biz kabul etsek, halk kabul etmez" diye. Devlet olarak senin görevin değil mi eşitliği sağlamak. Sen kabul ettin mi de toplum reddetti?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder