Şimdi ben bu kişiye "Hayat sadece insanların öğrendiği veya öğretildiği şekilde bir durumdan ibaret değildir, hayata sadece kendi pencerenden bakarsan gerçekleri göremezsin, bozulma olarak gördüğün farklılıkların haklarını verip-vermemek senin elinde olamaz ve seninkine benzemeyen durumların katı önyargılarınla bozulma olup-olmadığını bilemeyeceğini, hayata çoğulcu gözle bakmayanların doğruyu yanlışı ayırt edemeyeceğini..." falan söylesem bir anlam ifade eder mi? O yüzden inandıkları ideolojilerden taviz veremeyecek yapıdaki şartlanmış(lık)lara ne söylesen boş olacağı için, hak mücadelesinin başarıya ulaşmasının tek yolunun mağdur konumdaki farklılıkların kendilerine inanmalarına yardımcı olmaktır. (Aslında kendime farklı demek de tuhafıma gidiyor. Çünkü ben farklı değilim. Doğamdan vazgeçmeyen normal birisiyim. Doğalarından saptıkları için heteroseksistlere anormal farklılıklar diyebiliriz ancak.)
Önyargılı zihniyete sahip karşıtlıkları yumuşatacak olan da mağdurların kendilerine inanıp, sağlam bir şekilde kendilerinin arkalarında durabilmesidir. İdeolojilerinden taviz verirlerse yerle bir olacaklarından korkan nefret yüklü karşıtlıkları sözle ikna etmek yerine, LGBT'lerin hayatlarından taviz vermeden açık ve cesur bir şekilde hayatlarını yaşamaları en doğrusudur. Hayatta en iyi öğretmen hayatın kendisidir.Yaşanılanlar, görüle görüle karşıtların bakışındaki yabancılığı, farklılığı sıfırlayacaktır.
LGBT'ler zaten hayatın içindeler. Yapmaları gereken, hayatlarını, kendilerini tanımlayarak, heteroseksizm adına değil kendi adlarına LGBT olarak yaşamaları. Yoksa LGBT olunca veya olmayınca farklı bir yaşamları olmayacak LGBT'lerin. Çünkü LGBT'lerin sadece cinsel yönelimleri farklı, onun dışında her şeyleri heteroseksüellerle aynı. Ve karşıtlara bunu sözle ne kadar anlatmaya çalışırsak çalışalım, ister genetiksel diyin, ister çevresel anlayamazlar veya anlamak istemezler. Anlayacak olsalardı şimdiye kadar anlarlardı. Bu durumun anlaşıldığı toplumlarda, ülkelerde, LGBT'lerin anlaşılmasının sebebi, hayatlarını yaşayarak anlatmaları. Mesela ben açık bir eşcinselim ve karşı çıka çıka kabulleniyorlar. Sonra bakıyorlar ki kendilerinden hiçbir farkım yok. Kabullenmeseler de umrumda değil zaten. Birisi bana "hasta" veya "sapık" diyince kendimi öyle mi hissedeceğim? Çünkü ben kendimi de biliyorum, hastalığın sağlığın ne olduğunu da.
Bu açıklığımın kendime zararı olmadı mı, olmuyor mu? Oldu ve oluyor da haliyle şiddet gibi, aşağılama, dışlama gibi. Bakıyorlar, görüyorlar etkilenmiyorum. [Çünkü bir eşcinseli en fazla rahatsız eden şey, eşcinselliğiyle barışamayarak kendi kendisine yaptığı psikolojik baskıdır. (Zaten toplumsal baskıyı getiren de insanın kendine yaptığı baskıdır. Toplumsal baskıya zemin hazırlıyorsun çünkü kendine inançsızlığın ve korkaklığınla.) Toplum bir anlamda bahanedir. Çünkü insan kendine inanınca, toplumun yaptıkları dışarıda kalıyor ve başını yastığa iç huzurunla koymak o kadar güven verici oluyor ki. Bunu açık olarak yaşamayan eşcinsellerin anlaması kolay olmayabilir. Eşcinsellik toplumun sorunu, benim sorunum değil ki. Yoluma heteroseksistçe engeller çıkıyor ama, hayattan umudum kesilmiyor en azından eşcinselliğimle barışık olduğum için.] Hatta onlar yaptıklarının yanlışlığının farkına varıyorlar ki yaşamaya devam ediyorum. Çünkü korkan korkutulur, kendine inanmayan yanlış bulunur, yanlışlanmaya çalışılır.
Eşcinselliği bozulma olarak tanımlayan üye, bana dolaylı da olsa "bozuk" diyor aslında. Şöyle yan yana gelsek, otursak konuşsak, o eşcinselliğe "bozulma" dese, ben de desem ki, "Eşcinsellerin bozduğu nedir, örnek verebilir misin?", hatta bozulan bir yerler varsa sorumluluğu üzerime alabileceğimi, düzeltebileceğimi söylesem... Gerçekten neye karşı olduğunu bilmeden karşıtlık yapanların tabulardan başka gerçekçi bir dayanakları var mı? Yok. Tabulara sığınanlara da ne anlatsan boş. Kuralları kendileri koyuyorlar, sonra da ahlakçılık yapıyorlar, cinsiyetçilik yapıyorlar. Kimse bana eşcinselliğin sosyolojik olumsuz etkisinden bahsedemez. Bunun bir dayanağı olmadığı gibi heteroseksizmin egemenliğinin sürekliliğinin bozulmamasını da gerekçe gösteremez. Doğru olan heteroseksizm değil ve olamaz da. Doğanın dengesini bozan heteroseksizmden başka bir şey değil çünkü.
LGBT'lere çok değil, tek iş düşüyor. Kendinizle barışın, kendinizi sevin, kendinizin arkasında durun. Heteroseksüellere göre bozulma olarak görülen doğallığınızdan kendiniz olsun korkmayın, nefret etmeyin. "Kendinle barışıklık" zaten eşcinselleri otomatikman görünür kılacak ve çaba sarf etmeden çoğunluk haline getirip kabul edilmelerini sağlayacak, gene de kabul edilmiyorlarsa, karşıtlıkları daha kolay ekarte edebilecek bir mücadele ortamı yaratacaktır.
Üye bir de demiş ya, "Eşcinsel evlilikler kabul edilirse anayasa reddedilir." İçinde bir kişinin dahi hakları gözardı ediliyorsa, zaten o anayasanın reddedilmesi gerekir. O zaman "Herkesi kapsayan anayasa yapıyoruz" demeyeceksiniz. Biz sadece tabanımıza, ideolojimize uygun bir anayasa yapıyoruz, sadece onları düşünüyoruz, sadece onları koruyabiliriz. Zaten bunun böyle olduğunu herkes biliyor. Sadece kendinizi olduğunuzdan farklı göstermeye çalışıyorsunuz. Özgürlük diye diye geldiniz, özgürlük diye diye özgürlükleri yok ettiniz. Kendinize benzemeyenlere eşit bir yaşam hakkı sunacağınızı beklemiyoruz. Eşcinsel olarak beni tanımayan bir zihniyetten ne bekleyebilirim ki? Tek beklentim, bütün LGBT'lerin haklarının ve o haklara sahip çıkmalarının kendi ellerinde olduğunu anlamaları.
Yasal olarak hak mücadelesinden vazgeçelim demiyorum ama yasal mücadeleye ivme kazandıracak olan da kendimizle barışmamız, yasal hakları kullanmamızı sağlayacak olan da kendimizle barışmamız olacaktır. Yoksa şu anda ülkemizde görüldüğü üzere yasal mücadele için ne sesimiz çıkar, ne de yasal haklar verilse bile o hakları kullanabilecek bir cesaretimiz olur.
Muhafazakar iktidarı "özgürlük verecek" diye destekleyenlere "Ne oldu?" demeyeceğim bile. Zaten onlar da "Denedik, yanıldık" diyorlar. Bunun için mi inanmışlar gerçekten? Ne kazandınız özgürlükleri kaybetmekten başka?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder