Bu hayata yaşamaya geldiysek, insan her gün;
Müzik dinlemeli,
şarkı söylemeli.
Sesinizin güzel olması o kadar da şart değil şarkı söylemek için. Önemli olan duyguyu ifade edebilmek. Herkesin bir kendini ifade etme şekli vardır mutlaka. En güzeli de olduğu kadar ve özgün olması bence.
Estetik görselliklerle beslenmeli, mesela fotoğraf, resim gibi güzellikleri görmeli,
fotoğraf çekmeli, resim yapmalı.
"Resim yeteneğim yok" diyenler fotoğrafa yönelebilir ama resim yapmak için de elinizin kalem ve fırça tutması yeterli. Cam veya duvarda mı boyayamıyorsunuz?
Kitap okumalı, şiir okumalı, hiç olmadı gazete-dergi okumalı.
Gündemden, yazılanlardan uzak durmak gerçeklere sırtını dönmek, gerçeklerden kaçmaktır. Hayat değildir insanı yoran, gerçeklerden kaçmış olmanın getirdiği birikmiş yüktür.
Yazmalıyız da karalama şeklinde bile olsa kendimizi ifade edebilmek için. Psikoloğa ihtiyacımız kalmayacaktır o zaman. Kendi-kendimize çözüm yollarını bulabiliriz bu sayede. Çünkü itiraf beynimizi boş yere meşguliyetten kurtarır, takıntılardan kurtarır, dolayısıyla öfkeden kurtarır.
Dans etmeli.
Tekniğini bilmiyorsak öğrenebiliriz, öğrenemiyorsak öğrendiğimiz kadarıyla sallanmalıyız.
Spor yapmalı her gün. Evet spor yapmalıyız her gün bedenimizi seviyorsak ve de ona saygı duyuyorsak. Sevmiyorsak da sevmeliyiz kendimizi. Çünkü biz bedenimiz aracılığıyla gerçekleştiriyoruz kendimizi.
Dengeli beslenmeliyiz. Zevk için değil, yaşamak için beslenmeliyiz. Aynen arabanın benzin ihtiyacı gibi düşünmeliyiz yediklerimizi. Depoyu doldurup da yakmamanın hiçbir anlamı yok. Yakamıyorsak yakabildiğim
iz kadar yemeliyiz. Günlük 1500-2000 kaloriyi geçmemeliyiz. Midemizi büyütmemek için de az ama sık, günde en az altı öğün yemeliyiz.
Seks yapmalı. Korkmayın çok sevişmenin hiçbir sakıncası olmaz. Varsın alışkanlık yapsın. Spor niyetine bile sevişebilirsiniz. Savaşmaktan iyidir en azından. Zaten sevişmeyi mahrem hale getirmeseydik, bu kadar savaş olmazdı dünyada. Savaşmaya vakit kalmazdı çünkü. Savaş zaten bir anlamda tatminsizliklerin şiddet yoluyla yatıştırılması değil mi?
Aslında dengeli beslenme, spor, dans ve de seks yoluyla sağlıklı bir bedene sahip olacağımız için doktora bile ihtiyacımız kalmayacaktır.
Hayatı sanatsal yaşamak için sanatçı olmamıza gerek yok. Doğru bir şekilde yaşamak zaten yaşama sanatı olduğu için, başlı-başına bir sanat icra etmiş bile sayılabiliriz.
Bu şekilde yaşamakla da bencilliklerimizden kurtulabilir, hayatı paylaşmayı öğrenebiliriz. Çünkü sanatsal yaşam duyguyu açığa çıkarır, duyarlılığı arttırır. Böylece de empatik, hatta sempatik bile olabilir, çevremize pozitif enerji verebiliriz. Öfke biter, kin biter, nefret biter, ötekileştirme biter, şiddet biter, kan akmaz artık.
Biz ne yapıyoruz her gün; Heteroseksistleşiyoruz. Heteroseksist olmak için çaba sarf ediyoruz. Heteroseksist olmaya öyle şartlanmışız ki, öyle olmazsak kendimizi eksik hissediyoruz, dışarıda kalmış hissediyoruz.
Bırakalım erkekliği veya bir şeyleri yüceltmeyi. İçimizden geldiği gibi olalım ve güzel yaşamak için çaba sarf edelim sadece.
Zaten erkek olmak isteyince erkek olunmuyor ki, erkeksi olunuyor. Çünkü doğanın yapısında yok öyle bir erkeklik gerçeği. Erkeklik dediğimiz şey birilerine egemenlik kurmak için kendinden vazgeçmekten başka bir şey değil çünkü.
Bugün okuduğum bir haber hem güldürdü, hem düşündürdü, hem de acı gerçekleri yüzüme sırıttığı için üzdü. Adam karısının iç çamaşırlarını giyerek karısından kocası olmasını istiyor. Bu bir fantezi de olabilir ama fanteziler de içten gelen bir dürtü değil midir? İnsan içinden gelmediği bir fanteziyi nasıl gerçekleştirebilir ki? Ve karısı bunlara direnince de kocası tarafından "ters" yönden tecavüze maruz kalıyor. İşin vahim tarafıysa kadının kocası tarafından da olsa tecavüzün suç olduğunu bilmemesi. Erkekliğin her istediğini yapma hakkını bir çok kadın gibi o da içselleştirmiş ve haklarını bilmeyenlerden. Gerçi bilse ne olacak? Bilenler cinayete kurban gitmiyorlar mı?
Yaşama sanatından gene heteroseksizme geldik ve eşcinsellikle noktayı koyalım. "Zenne" filmini sunmaya gelen İngiliz eşcinsel aktör Rupert Everett demiş ki; "Penisini nereye soktuğunun ne önemi var ki?"
Gerçekten alan memnun, veren memnunsa kime ne oluyor ki? Gerekçeler bahanesi oluyor hayatın sanatsal-doğal yaşayamamaktan dolayı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder